Sızıntı Arşivi

Mayıs 1994 · s. 21 · 5 dakikalık okuma

Moda

Alaaddin Dikmen · Sosyoloji

may94

Alaaddin Dikmen

Moda, kılık ve kıyafette, topluluk hayatının çeşitli kesimlerinde görülen geçici tarz ve şekil olarak tarif edilir.

Sosyal psikoloji yönüyle moda, süslenme, ev, eşya, sanat, dinlenme, eğlenme gibi sahalarda ortaya çıkan, belirli bir çevre veya toplumda bir süre için benimsenen ve uygulanan davranış kalıplarıdır. Temelinde değişiklik ve özgürlük ihtiyacı yatan bu davranış kalıplarının belli başlı özellikleri çabuk yayılması, alışılagelenin dışında olması, cins ve yaş gruplarına göre farklılık göstermesi, ekonomik duruma ve içtimaî farklılıklara göre özellikler taşıması, ticarî gayeyle sürekli değiştirilmesi ve desteklenmesidir.

Moda kelimesi, giyim-kuşam ve süslenme için kullanılırsa da, dilde, düşüncede, jestte, mimikte, harekette, müzikte, sanatta, özellikle günlük hayatın her sahasında modadan ve moda akımlarından söz edilebilir.

Günümüzde ise, delilik derecesine varan akıl almaz hareketleri, gösterişi, savurganlığı, kibri, bütün ayrılıkları bu isim altında sunmanın diğer bir adıdır moda...

Bu yönüyle moda, ölçüsüz, kâide tanımaz ve manevî atmosferi olmayan bir hayat tarzının teşhir sahasıdır. Bu sebeple modanın kültürel ve mânevî değerlerin taşıyıcısı veya yansıtıcısı olması beklenemez. Çünkü moda gerçeğinin altında, değer yargıları tamamıyla dumura uğramış, geçmiş-gelecek bağlantısını kurma diye bir endişesi olmayan, hele hele din ve dinî sahadan alabildiğine uzak bir zihniyetin hayat tarzı, dünya görüşü vardır. Bugün moda, sırf o dünyanın tercihini, zevkini, rengini, hayata bakışını temsil ettiği için ukba endişesi taşıyan insanların hayat üslubuyla bağdaşmaz. Hatta taban tabana zıttır. Çünkü sadelik, israftan kaçınma, varolanın kıymetini bilme, huzuru, tatmini maddeden ziyade mânâda arama, Yaratıcının hoşnutluğunu kazanmak için çok sevdiği kıymetli şeylerden vazgeçip başkalarını sevindirme (yani paylaşma), hayatın bütün yönlerini tanzim ederken Yaratıcı'yla olan münasebetin hep ön plânda tutulma kaygısı gibi önemli özelliklerin hiçbiri moda unsurunda yoktur.

Modayı kimler ve niçin takip ediyor?

Modayı takip etmede, kitleler tarafından beğenilme isteği, yani bazı gruplara kabulünü kolaylaştırma girişimi vardır. Bu daha çok şahsî olgunlaşma, kişilik gelişimi ve kendine güven duygusunu tam gerçekleştirememenin neticesidir. Görgü ve kâide tanımaz moda ve onun takipçisi olanlar, devlet yönetimini 'baskıcı', aileyi 'katı yapılı' ve dini 'otoriter' kabul ederek, bunların tesirlerinden kurtulmayı özgürlük sayarlar. Çağdaş insan bunda başarılı olmuştur da. Ne var ki bu arada kendi benliğini, kişiliğini geliştirememiş, mânevî ve kültürel değerlerinden tamamıyla kopmuştur. Fromm'a göre bunun sebebi, pazarlama dünyasında ferdin yalnız ve önemsiz olmasıdır. Yeterince benlik gücü geliştiremeden aile, devlet, din, gelenekten kopmuş olmak, yalnızlık ve çaresizlik duygularına yol açar.3

Batı kültürünün bir ürünü olan bu "yozlaşmış" ve "yalnız kalmış" insan türü yalnızlık duygusundan kurtulmanın çarelerini arar. İşte moda, bu arayışa verilmiş üstü kapalı bir cevap şekli gibidir. Çünkü durmadan değişkenlik arzetmesine rağmen, zenginlerin, huzurlu olanların, toplum tarafından takdir kazanmış kimseleri giyim-kuşam ve hayat biçimi gibi lanse edilen moda, yalnız ve çaresiz insana, toplum beklentilerinin yönünü açıklamış ve dolayısıyla "Sen de öyle olursan toplum tarafından kabul görür ve yalnızlıktan kurtulursun" telkinini ferdin şuuruna yerleştirir. Bu, doğrudan olmasa da fert üzerine yapılan sosyal bir baskıdır. Yine Fromm'a göre, çağdaş (!) genç kızların görünürdeki açık ve özgür tutumları, içlerinden öyle geldiği için davranmalarından değil, grup beklentileri o doğrultuda olduğu için geliştirilmiştir. Bu, bir grubun ve ferdin tercihlerini dolaylı olarak baskı altına almasıdır. Halbuki baskı altında geliştirilmiş "açık" davranışlar daha da olumsuz durumdur. Böylesi bir durum olumlu veya olumsuz, bütün ferdî değerlerin giderek yok olması ve ferdin bir robota dönüştürülmesiyle neticelenir.4

Moda bir bakıma kişilik: özelliklerinde değiş-tokuş sayılabilir. Bu yönüyle reklam ve modanın tesirindeki ferdler, destek bekler veya isterler. Kendi başlarına kaldıklarında, yalnızlık ve çaresizlik duygularına kapılırlar. Herşey yolunda gittiğinde iyimser ve dost olan bu tipler, bağımlı oldukları insanlardan beklediklerini bulamadıklarında kolayca kaygı ve panik yaşarlar. Güvenliklerini bağımlı oldukları kişilerin gücünden alırlar.5

Şeref ve haysiyetini savunmaktan âciz bir duruma düşen endüstri toplumunun bu "güdümlü insanı"ın Schweitzer "bağlı... mükemmellikten uzak... güçlerini belirli bir noktada toplayamayan... ve insanlıktan tümüyle uzaklaşma tehlikesiyle burun buruna" olarak tarif eder ve şöyle devam eder: "Çoğu kimse hür şahsiyetler olarak düşünüp davranmakla başarısızlığa uğrayınca tek çareyi toplumla uzlaşmada görüp, onun bir parçası gibi işlemekte bulmuş ve bu da farklı düşünce özgürlüğünün giderek ortadan kalkmasına yol açmıştır."6

Modada esas olan "çok tüketmek"'tir. Moda akımı sürekli olarak tüketim talebini azamî düzeyde tutacak yeni ürünler ve imajlar halkası üretmektedir. Reklamcılık bu halkanın içinde, çağdaş ve aktüel olabilmeniz için modayı izlemeniz gerektiğini söylemektedir. Gerçekte reklam ve moda, başlı başına bir ahlak, politika, erkek kadın tipleri, doğru veya yanlış günlük içtimaî davranış biçimlerini sunan bir dünya görüşüdür. Dolayısıyla bu endüstri kolunun, tüketim talebinin oluşturulmasında, mevcut tüketim alışkanlıklarının kısa süreler içinde ve sürekli olarak değiştirilmesinde, davranışların şekillenmesinde hayalî ehemmiyeti olan ekonomik ve içtimâî fonksiyonları vardır.

may94

Fertler devamlı olarak tüketmekte ve özel bir kişiliğe sahip olma imajını kendilerinde gerçekleştirmek gayesiyle modayı izlemektedirler. Böylelikle daha popüler oldukları zehabına kapılırlar. Halbuki; "Her tüketilen şey, tükendiği anda kişiyi tatmin etmez." Bu yüzden insanlar yeniden daha fazla tüketime yönelmek zorunda kalmaktadırlar. Bu çarkta, sonu gelmeyen, tatminsiz ve sürekli bir çırpınış içinde kalan modern tüketiciler, kendilerini şu formülle Özdeşleştirmektedirler. "Ben sahip olduğum ve tükettiğim şeyler dışında bir hiçim."

Belki de modanın tesir ettiği kitleler arasında popülerliği, başarılı olmakla eşdeğer kabul eden, veya popüler olmanın yolunun başkaları gibi görünmekten geçtiğini sanan, kişiliği tam oturmamış, neyi niçin yaptığını bilmeyen şahsiyetler çoğunluktadır. Meselâ her gün, her yerde, önü veya arkası yabancı yazılarla bezenmiş giysiler giyen, otomobillerinin camlarına, hatta ticarethanelerinin panolarına isimler yapıştıran böyle insanlar görürsünüz. O yabancı yazıların ne mânâya geldiğini o insanlar biliyor mu? Yoksa bilmeden başkalarında gördükleri için mi onları taşıyorlar? Bunlar bir kimliksizliğin veya şuursuzluğun en açık delilleri mi?

Çeviri dersi aldığımız İngilizce öğretmeni arkadaş anlatmıştı; yolculuk esnasında bir gencin sırtındaki montun arkasında kocaman harflerle, İngilizce olarak "Gipsy" yazdığını görür ve kendi kendine güler. Hatırlatmak ister ama "Ne farkedecek ki?" diye vazgeçer. Halbuki; "Gipsy" İngilizce'de "Çingene" demektir.

DİPNOTLAR

1. D.M.Doğan, Türkçe Sözlük, Bitlik Yayınlan. Ankara 1982

2. Ö. Köknel, insanı anlamak Altın Kitaplar Yay. istanbul

3. E. Gençtan, Psikanaliz ve Sonrası, Remzi Kilabevi, lst.-90. s. 224

4. Gençtan. a.g.e., s. 224

5. Gençtan, a.g.e., s. 255

6. S. Kılıç, Yabancılaşma, Rahmet Yayınları, İstanbul, s. 65

7. E. Fromm. Sahip Olmak ya da Olmamak (Tercüme), Arılan Yay., İst. -91, s. 11