Sızıntı Arşivi

Nisan 1993 · s. 33 · 5 dakikalık okuma

Mnemonistler

Yakup Velioğlu · İnceleme

MNEMONİSTLER

Tatlılarla kaplı bir çöl hayal edin. Şimdi de bir otobüsün tepesine oturmuş bir patron. Ne kadar olağandışı iki hayal değil mi? Bu tasavvurlarda birer “mnemonik” saklı. Yani, yeni bir şey öğrenirken hafızaya yardımcı olacak ipuçları var.

İngilizce’deki “desert” (çöl) ve “dessert” (tatlı) kelimelerini, birinci örnekteki mnemonikle çok daha rahat öğrenip hatırlayabiliyoruz. “Bus” (otobüs) ve “boss” (patron) da ikinci mnemonik.

Örneklere dikkat ettiyseniz hatırlama, zihni görüntülere ve ilişkilere dayalı bir kodlamayla kolaylaştırılıyor. Adeta zihnimize bir film kaydediyoruz ve hatırlama işleminde filmi geri sarmamız yeterli oluyor. İşte bu tür mnemonikleri kullanma kabiliyeti çok gelişmiş olan insanlar “ınnemonist” olarak adlandırılıyor.

Mnemonistlik doğuştan gelen bir özellik. Öte yandan, isteyen herkes birer mnemonist olmasa da birtakım mnemonikler kullanarak, yani mnemonistleri taklit ederek, hafızasını geliştirmesi de mümkün.

A.R.Luria isminde bir psikolog, 1920 yılında, bir Rus mnemonist üzerinde çalışmaya başlıyor. İsmini tasrih etmeyip sadece S. dediği bu insanın zihni ve ruhi yapısını tahlil etmek için birtakım deneyler yapıyor. Şimdi isterseniz bu çalışmalar ve tespitlerden bahsedelim:

S.’nin hatırlamada kullandığı iki temel metot var: Kendisine sunulan harf veya rakam serilerini ya bizzat zihninde görüyor veya bunları anlamlı görüntülere, imajlara çeviriyor. Mesela, yirmi rakamdan oluşmuş bir tabloyu hafızasına kaydetmesi için 35-40 saniye yeterli oluyor. Daha sonra bu tablodan herhangi bir rakamı hatırlayıp söylemesi kendisine hiç de zor gelmiyor, zira tablonun tamamını zihninde görebiliyor.

S. için sesler birer renk, şekil ve koku taşıyor. Meşhur psikologlardan L.S. Vygotsky ile birlikte oldukları bir zaman ona: “Ne kadar sarı bir sesiniz var” demiş. Küçüklükte duyduğu İbranice bir duanın kendisine anlamsız gelmesine rağmen zihninde esintiler, lekeler, bulutumsu şekiller oluşturduğunu söylüyor. Öte yandan, bir harfi hatırlarken onun sadece şeklini değil, ağırlığını, rengini hatta tadını düşünüp hissedebildiğinden bahsediyor.

Duyduğu kelimeleri ise somut görüntülere dönüştürüyor. Mesela, “yeşil” kelimesini duyduğunda zihninde bir saksı beliriyor, “kırmızı” kelimesi, kırmızı gömlekli bir adamın kendisine doğru geldiği imajını uyarıyor.

Bir metindeki kelimeleri hatırlarken herbir kelime için bulduğu bu tür imajları zihninde canlandırdığı bir cadde boyunca belirli yerlere yerleştiriyor. Bu cadde, genellikle çocukluğunda en çok gezip dolaştığı bir mekân oluyor. Gördüğü veya duyduğu kelimeleri hatırlarken de bu hayali caddede bir gezinti yapması yeterli oluyor.

Bazen kendisine verilen kelimelerden birkaçını tayyettiği (silmek, kaldırmak) oluyor. Mesela bir keresinde, 20-30 kelimeden oluşan bir serideki “kalem” ve “yumurta” kelimelerini atlamış. Atlamış diyoruz, çünkü bu hatırlamayla değil, dikkatle ilgili başka bir konu. Bu kelimeleri tayyetmesinin sebebini şu şekilde anlatıyor: “Kalemi bir çitin yanına koymuştum. Fakat çitin görüntüsüyle kaleminki karıştığı için oradan geçerken kalemi farkedemedim. Yumurtayı da beyaz bir duvarın üstü ne koymuştum. Onu da farkedemedim.”

Bu eksikliğini hisseden S. daha sonra bu imajları daha belirgin ve mübalağalı, yani olduğundan büyük kaydetmeye başlıyor ve sonuç tabii ki başarılı oluyor. Şöyle ki: “Bu eksikliğimi gidermek için bir çare bulmam gerektiğini biliyordum. Ben de imajları daha büyük kaydetmeye başladım. Mesela, küçücük bir yumurtayı görmem hiç de kolay olmuyordu. Ben de kocaman bir yumurta hayal ettim. Artık eşyaları karanlık yerlere değil, sokak lambasının aydınlattığı yerlere koymayı tercih ediyorum.”

S.’nin başka bir özelliği de anlamsız kelimeleri anlamlı imajlara çevirerek kaydetmesi. Mesela, İtalyanca bir manzumenin ilk birkaç kıtasını bu şekilde çok rahat ezberlemiş. Bir fikir vermek için eserin ilk dizesini nasıl ezberlediğine bakalım:

Nel mezzo del cammin di nostra vita”

Bu mısradaki kelimeleri kullanarak oluşturduğu “zihni imajlar hikâyesi” şöyle:

(Nel: Bir koridorda üyelik aidatımı Nel’skaya isminde bir balerin görüyorum.

(Mezzo): Ben de onunla birlikte (Rusça’da “birlikte”“vmeste” demek) violin çalıyordum.

(Del): Yan tarafta bir paket Deli marka sigara var.

(Cammin): Bir de şömine (Rusça “kamin”). -

(Di): Bir kapıyı gösteren bir el görüyorum (Rusça “dver”).

(Nostra): Bir adam burnunu (Rusça “nos”) bu kapıya sıkıştırmıştır.

(Vita): Orada bir de çocuk uzanmış yatıyor ve ara sıra bacağını hareket ettiriyor, yani bir hayat emaresi var (vitalism).

Dikkat ettiyseniz ilişkileri hep ana dilindeki kelimelerle kuruyor. Kendisine başlangıçta hiçbir mana ifade etmeyen İtalyanca kelimeleri bu şekilde anlamlı imajlara çevirerek zihninde yaptığı filmi geri alması, herşeyi hatırlaması için yeterli oluyor. İşin garip tarafı kendisine hiçbir ikazda bulunulmadan 15 sene sonra, ondan aynı metni hatırlaması istendiğinde bir harf hatası bile yapmadan herşeyi hatırlayabilmesi.

Yalnız S.’nin bir eksikliği var. Kendisine bir metin hızlı bir şekilde okunduğunda her bir kelime ve ses bir imaj oluşturduğu için dayanamıyor, kafası allak bullak oluyor. Bu yüzden özellikle şiirleri anlayamıyor, çünkü metaforların gerisinde yatan manalara nüfuz edemiyor, kelimelere, seslere, şekillere takılıp kalıyor.

Hemen hepimiz hafızamızı nasıl geliştirebileceğimiz konusunda kafa yorarız. S. ise, nasıl unutabileceğini tesbit etmek için oldukça uğraşıyor. Önce yazmayı deniyor. Evet, biz unutmamak istediğimiz şeyleri yazarız. O ise unutmak istediği şeyleri yazıyor, çünkü hatırlamak istediklerini zaten zihin kamerasına kaydediyor, yazdıklarını ise gereksiz şeyler olarak gördüğü için belki de unutacağını düşünüyor. Fakat nafile. Bu sefer de yazdıkları şeylerin tamamını zihninde görüyor. Sonra bunları aynı kâğıda, aynı kalemle yazmaya başlıyor; ta karıştırsın da hatırlayamasın. Tahmin ettiğiniz gibi faydası yok. Sonra bu kâğıtları yakıyor, üstündekileri unutmak için. Bakıyor zihninde, yazılar; yanmış kâğıtların üstünde izler halinde kalakalmış. Artık ümitsizliğe düşüyor. Fakat bir süre sonra iradesini kullanarak, istemediği şeyler hakkında imajlardan oluşan tablolar çizmemeyi, yani hatırlamamayı başarabiliyor. S.’nin bir metni okurken en önemli hususiyeti şu: İnsanlar bir metni okurken “düşünüyorlar”, o ise, “görüyor”. Her bir kelime bir imaj canlandırıyor, bunlar birbirine eklene eklene bir silsile oluşturuyor. Bu yüzden bazen çok basit bir metni bile anlamada güçlük çekiyor. Kendisi şunları soyluyor “Sadece zihnim de canlandırabildiğim şeyleri anlayabiliyorum. Hayali o kadar kuvvetli ki görmek istediği bir şeyi hayal etmesi yeterli oluyor. Hatta bu kabiliyeti bedenine de tesir edebiliyor. Sağ elini bir sobaya değdirdiğini hayal ettiğinde eli ateş gibi sol eliyle de bir buz parçası tuttuğunu hayal ettiği zaman da eli gerçekten buz gibi olabiliyor.

Dünyada şimdiye kadar tesbit edilen S. gibi mnemonisıler ancak 5-10 kişi. Rain Man (Yağmur Adam) filminde olduğu gibi bunların çoğu otistik, yani içine kapanık insanlar. Filmde olduğu gibi, canlan sıkılınca New York telefon rehberini ezberleyiveriyorlar(!). Tabii bu tür haller olağanüstü olmasına rağmen pek istenilen durumlar olmasa gerek. Unutma nimetinden mahrum olmayı hangimiz ister ki?

Mnemonist olmadığı halde olağanüstü bir zekâ ve hafızaya sahip insanlardan da bahsetmekte fayda var. Mesela, İmam Şafii Hazretleri‘nin kitap okurken, kitabın bir sayfasını bir eliyle kapattığı söylenir. Çünkü idraki ü kadar geniş ve kodlaması o kadar hızlıdır ki tıpkı bir “scanner” gibi, gördüğü şeyleri bir anda hafızasına kaydedebilmektedir. Bediüzzaman Hazretleri’nin de 80 kitabı ezberlediği malumdur. Tabii bu ezber, bilgisayarın yaptığı gibi kuru bir bilgi kodlama değil, her üç ayda bir tekrarla takviye edilen, tahlil, terkip, ilham ve sünuhatla desteklenen harikulade bir haldir. Olağanüstü hafızalarıyla mnemonistler, hardal tanesi kadar bir çekirdekte dağ gibi bir ağacın programını saklayan Kudret-i Sonsuz’un, kudretinin farklı bir cilvesini ibretle gösteriyor insanlara.

Yakup VELİOĞLU

KAYNAK:

The Mind of a Mnemonist, A. R, Lorla, New York: Basic Book, inc., 1968,