Aralık 1987 · s. 8 · 2 dakikalık okuma
Milli Sanatlarımızdan Çinicilik

Yaygın bir kanaata göre bu sanat Çin'den geldiği veya Çinlilerden alındığı için dilimize "Çini" olarak yerleşmiştir. Eskiden Türkiye'de çini işlerine kâşi; porselen ve seramik işlerine de fağfuri denilirdi. Zamanla kâşi ve fağfuri kelimeleri unutulmuş, çini kelimesi bunların yerini almıştır.
Çini yapımı için balçık ve kaolin (arı kil) su ile karıştırılarak hususi bir çamur hazırlanır. Eleklerle süzülen çamur; havuzlarda bekletilir, koyulaştıktan sonra çini yapımı için kullanılır. Şekil verilen çiniler önce güneşte kurutulur, sonra 850—900 °C fırında pişirilir. Üzerine sır çekilerek cam gibi bir tabaka oluşturulur.
Her ne kadar bu sanat Çin'den alınmışsa da, bunu geliştirenler, zirveye çıkaranlar müslüman sanatkarlar olmuştur. İslam sanatında mimari bir süsleme unsuru olarak çini; Gazne, Karahanlı, Selçuklu ve bilhassa Osmanlı dönemlerinde ortaya çıkmıştır. Osmanlıların elinde dünya çapında üstün bir teknik ve estetik seviye kazanan çinicilik, Osmanlıların çok ileri gittikleri ve cihanşümûl şöhret kazandıkları sanatlardan biridir. Çinicilik; Orta Asya'dan, Hindistana ve Orta Avrupa'ya oradan Kuzey Afrika ve İspanya'ya kadar uzanan İslam fütuhatına paralel olarak yayılmıştır.
Türk çinilerinin ilk gelişmiş örneklerini Selçuklu döneminde görüyoruz. Bugün, Konya Alâeddin Camii, Karatay Medresesi, Tokat Gök Medrese halâ bu örneklerle doludur.
Osmanlılar döneminde bu sanat Türk sanat gücünün en başarılı olduğu sahalardan biri olmuştur. Bilhassa İznik, 14. yüzyıldan 17. yüzyıla kadar dünya çapında ün yapan bir çini üretim merkezi durumuna gelmiştir. Bugün dünyanın değişik müzelerini süsleyen İznik çinileri bu sanatın bir daha tırmanamıyacağı bir seviyeyi belgeler. Çini yapımında daha çok mavi, mor, yeşil ve Osmanlı sanatkârlarının bir icadı oîan "Domates kırmızısı" kullanılmıştır. Domates kırmızısı sanat tarihinde ancak 16. yüzyıl Osmanlı döneminde görülür. Daha sonra bu rengin terkibi unutulacaktır. Ayrıca Osmanlılar düz motiflerin yanısıra lâle, karanfil, servi gibi motifleri de işlemişlerdir.
Kâinat kitabındaki renk armonisi ve rengarenk çiçekler, Anadolu insanının evine, okuluna ve mabedine bir mimari unsur olarak girmiştir.
Çinici esnafı bir lonca halinde teşkilatlandırılmış olup, başlarında kâşicibaşı bulunuyordu. Bu kişiler çini atölyelerinin her türlü kontrolü ile vazifeliydi.
Çinicilik Osmanlı devletinin 16. yüzyıldaki çok geniş ve muazzam imar—bayındırlık çalışmalarına paralel olarak gelişmiştir. Evliya Çelebi sadece İznik'te 300 civarında çini atölyesi olduğu, bunların 17. yüzyılda sayılarının aşırı derecede düştüğünü kaydeder.
Çiniciliğimizde başlayan bu düşüş Osmanlı devletinin çöküşü ile alakalıdır. Dahili ve harici birçok gaile ve harbler bu sa-natıda tesir altında bırakmıştır. Ayrıca 16. yüzyıldaki hummalı imar faaliyetine daha sonraki asırlarda rastlanmaz, dolayısıyla mimarinin bağrında gelişen çinicilik inkıraza yüz tutmuştur.
İznik'teki Yeşil Cami, çini sanatının Osmanlılardaki ilk örneğini oluşturur. Yine Bursada Yeşil Cami ve Yeşil Türbe ilk devir çinilerinin kullanıldığı mimari yapılardır. Bu milli sanatla alakalı son ciddi çalışmalar II. Abdülhamid zamanında olmuş, Yıldız'da bir fabrika açılmıştır. Günümüzde ise çini sanatı hemen hemen Kütahya'ya mahsus bir hale gelmiştir.
Milli bir sanatımız olan ve uzun yıllar eşsiz eserler sunduğumuz bu sahada yeni bir diriliş dileğiyle.
Çetin Sungur