Ekim 1983 · s. 36 · 4 dakikalık okuma
Mekan Tomurcuğu

Kâinatın nasıl meydana geldiği, ilk çağlardan beri, insanların kafalarını meşgul etmiştir. Astronomların ve fizikçilerin son yıllardaki keşifleri ve vardıkları neticeler, maddî sahada pek çok teori ve çözülmesi gereken meseleyi de beraberinde getirmekle birlikte, yaratılışın sırrına da bir ışık tutmaktadır.
Modern fiziğe göre kâinat, yani mekân ve madde, âni, fakat planlı bir patlama ile yoktan var oldu.
Aslında astronomlar ve fizikçiler, yaratıcı ile alâkalı sorulara cevap bulmak için yola çıkmadılar; fakat yaratılış tartışmasına yeni bir yorum getirdiler. Daha önce ileri sürülen bazı felsefî ve spekülatif fikirlerin de yanlış temellere oturduğunu gösterdiler. Buna karşılık ortaya, cevabı verilemeyen bir çok mesele çıktı. Meselâ, "Büyük Patlama'dan önce ne vardı? Patlama nasıl oldu?" Bunlara cevap olarak birbirinden farklı bir çok teori ileri sürüldü. Bunlardan biri, büyük patlama (big bang)yı zamanın ters dönmesi yani geçmişle geleceğin yer değiştirmesi olarak tarif ediyor. Diğer bir teori ise, şu andaki kâinatı, sonsuz tekrarlanan bir denge içinde yaratılıp yok edilen kâinatlardan biri olarak kabul ediyor. Bir başkası da, büyük patlamayı herşeyin, bu arada zamanın da başlangıcı olduğunu kabul ediyor.
Son yıllarda, daha galaksilerin, yıldızların, seyyarelerin olmadığı dönemlerle, hatta atomların ve atom çekirdeklerinin henüz yaratılmadığı zamanlarla ilgili olaylar keşfedilmiştir.
Bunlardan birincisi, "uzayı", yaratılış anından bu zamana kalan titreşimler gibi dolduran radyasyondur. İlim adamları, bu radyasyonu ölçerek uzayın 3° Kelvin (-270 °C) sıcaklıkta olduğunu hesapladılar.
İkinci keşif ise E.Hubble'ın galaksilerin birbirlerinden uzaklaşmalarını bulmasıdır. Hubble, galaksilerin bu hareketini onlardan gelen ışınların kızıla kaymış olduğunu görerek tesbit etmiştir.
Galaksilerin birbirlerinden uzaklaşmalarını iki boyutlu bir misalle daha kolay anlayabiliriz. Üzerinde noktalar olan bir balon düşünelim. Balonu şişirdiğimizde noktalar birbirlerinden uzaklaşacaklar dır. Balon malzemesini mekân, noktaları galaksiler olarak düşünürsek, galaksilerin kâinat içindeki hareketleri hakkında bir fikir sahibi olabiliriz.
Galaksilerin bu hareketi neticesi, her gün 1045 km3 mekân yaratılmaktadır. Yani galaksiler dün birbirlerine daha yakın idiler ve kâinat 1045 km3 daha küçüktü. 10-15 milyar yıl önce ise bütün galaksiler tamamen birleşik durumda idi. Bu durumda kâinatın hacmi sıfıra yakın küçük, sıcaklığı sonsuza yakın yüksekti. Bu durum tam sıfır zamanındaki durum değil dir. Tam sıfır zamanındaki durum fizikçi ve matematikçilerin teklik "singularity" dedikleri durumdur. Bu anda zaman ve mekândan bahsedilmeyeceği için fiziğin soruları mânâsızlaşır. Bu yüzden bilinen fizik, "teklik" durumuna hiç bir açıklama getirememektedir.

Fizik, ancak bu durumdan çok kısa bir müddet sonraki durumlar için geçerli bir vasıtadır ve yapılan hesaplamalara göre yaratılıştan bir sâniye sonra sıcaklık 10 milyar derece idi, ki bu sıcaklıkta atom çekirdeği bile bir arada duramayıp dağılıyordu.
Büyük Patlama bir yığın maddenin daha önce var olan bir boşluğa patlayıp dağılması değildir. Bu hâdisede, yalnızca madde değil, mekân ve onun ayrılmaz eşi zaman da yaratılmış ve mekân içindekilerle birlikte genişlemeye başlamıştır.
Şu ana kadar kâinatın tek bir merkezi veya sınırı olduğu tesbit edilememiş olmakla birlikte teleskoplarımızın nüfuz ettiği kadarı ile gördüğümüz, galaksilerin çok düzgün bir biçimde dağılmış olduğudur ve bunların herhangi birindeki bir müşâhedeci de kâinatı aynı düzgünlükte görür.
Bunun mânâsı şudur; ya kâinat hacim olarak sonsuzdur ve içinde sonsuz sayıda galaksi vardır, veya daha garibi kâinat sonlu hacimdedir fakat ucu bucağı yoktur. İkinci ihtimal garip olmakla birlikte geçerli olanıdır. A.Einstein "ucu bucağı olmayan sonlu mekân"ı çarpıtılmış mekân" fikri ile açıklamıştır. İki boyutta, dünyamızın sathı da böyledir. Alan sonludur fakat bir uç veya sınır yoktur. Dünya üzerindeki bir seyyâhın herhangi bir sona ulaşmadan dolaşabilmesi gibi kâinat içindeki bir seyyâhın da herhangi bir sona veya sınıra ulaşmadan bütün galaksileri dolaşması mümkündür.
Mekânın eğilmesini iki boyutlu benzetmelerle açıklayabiliriz. İçi alınmış yarım bir portakal düşünelim. Bunun üzerine basarak düz bir zemine yayar ve çıkan çapı ölçersek bunun ilk çaptan büyük olduğunu görürüz. Alanın düz olduğu durumla eğik olduğu durum arasındaki çaplarda farklılık olmuştur.
Üç boyutlu uzayda mekânın eğilmesi anlaşılmaz gibi gelebilir, ancak dikkatli teleskobik rasatlar mekânın güneş sistemimizde bile eğildiğini gösteriyor.
Güneşe en yakın gezegen olan Merkür'ün yörüngesi düz mekâna göre, Newton formülleri ile yapılan hesaba uymamakta, eğik mekân'a göre Einstein formülleri ile yapılan hesaba ise uymaktadır. Son zamanlarda geliştirilen hassas saatlerle de Dünya üzerindeki mekân eğikliğinin getirdiği zaman sapmaları bile ölçülebilmektedir.
Modern fiziğin vardığı neticeye göre, sonlu fakat ucu bucağı olmayan bir şekilde genişletilen kâinat, zamanın, mekânın ve maddenin anîden, yoktan planlı bir patlama ile yaratılmasından meydana gelmiştir. Bu büyük hâdiseyi meydana getiren kudret nedir? Fizik teklik durumunda bir açıklama yapamadığı gibi bu mevzuda da birsey söyleyememektedir. Bu çok tabiîdir, çünkü Büyük Patlama Yaratanla yaratılan arasında bîr çizgidir ve Yaratan'ı, bir yaratık olan ilmin sınırları arasına sıkıştırmak mümkün değildir.
Tâki Hatiboğlu