Ekim 1983 · s. 32 · 4 dakikalık okuma
Kirlilikle Boğuşan Bitkiler




Kuğunun yuvası muazzam bir biçim ve büyüklükte olup çapı üç metre, yüksekliği ise bir metre kadardır. Yuvaya girmeye teşebbüs eden yabancılar hemen bertaraf edilmektedir. Gri kazlar sadece sazlık bölgede hayatlarını sürdürmeyi devam ettirirken kuğular küçük yerleşme bölgelerinde hemen her su ve göl civarında kuluçkaya yatabilmektedir. Eğer bunları da bulamazsa park tesislerinde yuva bile yapmadan kuluçkaya yatabilmektedir. Bu kuşun Ortaçağdan itibaren şehirlerde yerleşmeye başladığı bilinmektedir. Parklardaki göl ve diğer tesislerin bulunduğu yerlere yerleşen kuğular, hayvanseverler tarafından kış boyunca yemlenmekte, böylece güçlenmeleri, kışı kolayca atlatabilmeleri ve üremeleri mümkün olmaktadır.
Hayvanlar için büyük bir barınak olan sazlıkların çok az kimsenin bildiği mühim bir hususiyeti daha bulunmaktadır. Sazlıklar, yapılarındaki hususi maddelerle çevre kirlenmesinden tesir görmüş suları temizleme gücüne sahiptirler. Bu hususiyeti Max Planck Enstitüsü'nde Limnoloji uzmanı Dr. Kathe Seidel 20 yıl süren çalışma neticesinde tesbit etti. Yapılan testlerde beş metre uzunluğundaki beton küvetler çakılla doldurulmuş, daha sonra buraya bakteriler tarafından kirletilmiş su konulunca, küvetlerde önceden dikilmiş olan sazlık bitkileri 2 saat sonunda koli bakterilerinin %70'ini, enterekok ve Salmonella'ların % 40'ını imha etmiştir. Bu hususiyeti uzmanlar şöyle açıklamaktadır. Kamışların kök kısmında yapı ve tesir itibariyle antibiyotik vazifesi gören maddeler bulunmaktadır. Böylece bu dışarıya salgılanan savunma maddeleriyle sazlar yalnız kendilerini değil, yaşadıkları sahayı da bakterilerden korumaktadır.

Enteresan bir hesaplamayla F. Almanya'nın kirlenmeye maruz nehirlerinden Elbe ve Ren'de sağlıklı sazlık toplulukları üç saat içinde, burada bulunan hayatî tehlike taşıyan Salmonellerin % 3'ünü ve nehirler tarafından taşınan koli bakterilerinin % 20' sini yokedebilirler. Bu büyüleyici neticeden başka, sazlıklar daha fazla hususiyetler de ihtiva etmektedirler. Bu nebatlar en modern tasfiye tesislerinden daha güzel çalışmaktadır. Suda bulunan ve filtrelerle tasfiye havuzlarını aşabilen kolloidleri, (x) sudaki ince yapılı endüstri artıklarını yok edebilmektedir.
Burada şu soru akla geliyor: Bir tasfiye tesisini kurabilmek için işçisinden mühendisine kadar seferber olunurken, acaba bu milyarlık tesisleri bile geride bırakan mütevazı nebatlar, bu hususiyeti nasıl olur da kendileri geliştirebilir? Endüstri artıkları yapı olarak çok sağlam olduklarından ne kimyevî ne de mekanik yolla imha edilememektedir. Çok küçük oluşlarından dolayı ve sağlam kimyevî yapılan itibarıyla bu artık maddeler filtrelerden engellenmeden geçebilmektedir. Fakat sazlıkların yan duvarları tabir edilen ve kökte bulunan bir kısımda bu maddeler hepsi bir araya toplanarak depolanmakta ve neticede bu artıklar suyun dibine inmektedir. Bu hususiyetlerinden dolayı sazlık bitkileri biyolojik tasfiye tesislerinde dikilerek uzun yıllar randımanlı bir şekilde kullanılabilir.Bu durumda sazlık kökleri devamlı gelişeceğinden su seviyesi devamlı yükseltilmelidir. Buz tutmadığı sürece sazlık kökleri kış aylarında dahi aktif olmaktadır. Artık (kirli) sularda çok büyük kirlenme neticesinde suya girmiş bulunan çoğu zehirli ve biyolojik dengeyi alt üst eden ağır metalleri, (Bakır, Civa, Kurşun, Kadmiyum vs.) radyoaktif ve zehirli maddeleri de imha etmektedir. Yani sazlıkların imha ettiği yalnızca pis sular ve bakteriler değildir. Bu hususa en iyi misal Karlsruhe'de ki nükleer araştırma merkezinin radyoaktif çamurlarının işlenişinin bile sazlıklarla olduğu gösterilebilir. Daha sonra bu nükleer santralın artık ürünü olan çamurda, sazlıkların tesiriyle temizlendikten sonra turp ve marul dahi yetiştirilmiştir. Çok yüksek zehirleme kabiliyeti olan fenol ve onun yan ürünü maddeler dahi sazlıklar tarafından kısmen depo edilmekte kısmen de çok ince hale getirilmiş olarak havaya verilmektedir.. Bu zehir işleme işinde sazlıklar yapılarında bir balığın dayanabileceği zehirin iki mislini taşıyabilmektedirler. Hatta sazlıklarda, çevre kirlenmesi âfetlerine bile muvaffakiyetle karşı konabilmektedir. Aynı zamanda, çok kritik şekilde kirlenmiş olan suların, petrol artığı yağlardan temizlenmesi de mümkün olabilmektedir. Bu hususta sazlıklar öylesine başarılıdır ki, en hassas tasfiye tesislerini dahi geride bırakmaktadırlar.
Acaba bu milyarlık tesisleri dahi aşan bilgi ve programı nereden öğrendiler?
Sazlıkların bu mühim vazifesini tesbit için araştırıcı Kathe Seidel idaresinde şu test yapıldı. İlim adamları sazlıkların ekili olduğu 2 m2 büyüklüğündeki kaplardan litre başına 1 gram olarak dizel yağı geçirdiler. Sadece 3 dakika sonunda bu tecrübe neticelendi ve ilk damlaların temizlenmiş olarak aktığı görüldü. Federal Alman Krefel Şehrinde yapılan araştırma neticelerine göre sazlıklar tarafından temizlenen suların içme suyu kalitesinde olduğu tesbit edilmiştir. Bu çeşit araştırmalarından dolayı Kathe Seidel, Federal Alman çevre koruma teşkilatı tarafından mükafatlandırılmıştır.
Ijssel Denizinde yaz sezonunda binlerce insan tarafından kirletilen kıyılar ve artık sular, 400 m. uzunluğundaki çukurlara dikilmiş sazlıklar sayesinde temizlenmektedir. Bu kirli sular öylesine temizlenmektedir ki, daha sonra içme suyu olarak dahi kullanılabilmektedir. Görüldüğü gibi sazlıklara bugünkü ilmin dahi başa çıkamadığı çevre kirlenmesinde büyük ve ehemmiyetli vazifeler gördürülmektedir. Doğrusu yaratılmış olan hiçbir şeyin faydasız ve başıboş olmayıp kainattaki eşsiz nizamın bir parçası olduğunu hergün gelişen araştırmalarla daha iyi anlamış oluyoruz.
T. Çelikbilek