Sızıntı Arşivi

Temmuz 1995 · s. 250 · 3 dakikalık okuma

Medya Ve Dil

Yusuf Alan · Sosyoloji

Dili dokuyan en büyük tezgâhlar­dan biri medyadır. Bu tezgâhta o kadar hızlı ve o kadar çok dil el­bisesi imal edilir ki, kısa bir süre içinde, farklı farklı dil modalarının ortalığı kapladığını hayretle görürsünüz.

“Görüşürüz”, “duş almak”, “çay al­mak”, “artı” (ayrıca anlamında) ve “herşey için teşekkür” gibi ifadeler bize artık hiç de yabancı gelmemektedir, özellikle İngilizce’nin tesiriyle dilimizde bariz bir değişim gö­rülmektedir. Bu hızlı değişimin en önemli kaynaklarından biri de medyadır.

Şu günlerde yazılı, sözlü ve görüntülü basında yapılan tercümelerin dilimiz üzerin­de muazzam bir tesiri vardır. Meselâ, ingiliz­ce “war game” tabirinin tercümesi olan “sa­vaş oyunu”, belki önceleri bir çeviri hatası olarak, “tatbikat” kelimesinin yerine kullanı­lıyordu. Fakat daha sonra bu çeviri, galat-ı meşhur haline geldi ve dilimize mal edildi. Ancak bu tür hatalara her zaman hoşgörüyle bakmak mümkün değildir. Sözgelimi, İngi­lizce’den Türkçe’ye çevrilen bir filmde bir adam, arkadaşına: “Kamerayı getir” diye sesleniyor. Arkadaşı elinde bir fotoğraf makinasıyla çıkageliyor. Bu, “camera” kelime­sinin dilimizdeki karşılığının “kamera” de­ğil “fotoğraf makinesi” olduğuna dikkat et­memekten kaynaklanan bir hata.

“Türkî Cumhuriyetler” tabirindeki “Türkî” kelimesi ise, Azerî dilbilimci Prof. Dr. Alâeddin Mehmedoğlu’nun da ifade etti­ği gibi, şarkiyatçıların uydurdukları “Turkic” kelimesinin tercümesi ve Türkiye ile Or­ta Asya Türk Cumhuriyetlerinin arasını, en azından zihinlerde açmak için kullanılan bir kelimedir. Zira Türk Cumhuriyetleri tabiri mevcutken, “Türkî” kelimesinin ortaya atıl­ması, kasdî bir işgüzarlıktır.

Başka bir misal ise İngilizce bir cümle: “Don’t drink & drive.” Bu, sürücülerin al­kollü içki içmelerini önlemek için kullanılan bir ihtar cümlesidir. Dilimize bu spot, “Ya Alkol, Ya Yol” şeklinde, güzel (!) bir tercü­meyle aktarılmıştır! Her iki cümlenin de do­laylı yoldan alkole cevaz vermesi ise üzerin­de düşünülmeye değer.

Aslında dil, dinamik bir sistem olduğu için, kendi içindeki yeni oluşumlara ve ya­bancı dillerle etkileşimlere her zaman açık­tır. Önemli olan, onun bu dinamik yapısına yön vermek, dizginleri bırakmamak ve bir dil anarşisine meydan vermemektir. Bu da ancak, farklı sahalarda uzmanlaşmış insan­lardan oluşan heyetlerin belirli yayınlarla medyaya, akademisyenlere ve diğer önemli gruplara yön vermesiyle gerçekleşir. Dili kullanmada tepeden inmeci uygulamalar ve­rimli olmaz; ama mantıklı, kullanışlı kelime ve tabirleri işleyerek dili ıslah etmek de bir vazifedir. Zira sosyal değişimin temel sebep­lerinden biri, yeni bir beyan sahasının ortaya çıkmasıdır. Beyan sahasına hâkim olamayan zihinlere de tesir edemez. Bu sahaya hâkim olmak için de yetişmiş insana ve ekonomik güce ihtiyaç vardır.

Medyanın dil oyunlarıyla zihinleri yön­lendirdiği bir gerçektir. Meselâ, hükümet taraftan bir yayın organında, bir hükümet yet­kilisi “beyanatta bulunur”, “söyler” veya “ifade eder”; fakat muhalefet yetkilileri “öne sürer veya iddia ederler.

Batılı ve batıcı ajanslar, menfaatleri doğrultusunda diplomatik ifadelerle, bazen siyahı beyaz, beyazı da siyah gösterirler: Ço­luk çocuğun gözünün yaşma bakmayan terö­ristler veya sefih bir hayat sürenler, “özgür­lük savaşçısı”; milletin dertleriyle iki büklüm olup gözyaşı dökenler ise, “aşırı dinci” veya “fundamentalist” olur çıkar. Millete güzel­likleri anlatanlarla beyaz zehir verenleri ka­rıştırmak da ancak bu mantıkla açıklanabilir. Bu ajanslar, bazen de ortalığı tozpembe gös­terme taktiğini uygularlar. İnananların iflahı­nı kesmeyi ümit ederek (!) yola çıkanların fa­aliyetleri, “Umut Operasyonu” olur.

Çoğu kitle iletişim araçlarının gözleri­mizin içine baka baka gerçekleri saptırması­na alıştık artık. Bir konu hakkında 50 kişiy­le röportaj yapıp, bunlardan işlerine gelen 20 tanesini arka arkaya sıralayarak, aralarına da en seviyesizinden birkaç tane muhalif fikri serpiştirmeleri, muhatapların zekâ seviyeleriyle alay etmekten başka bir şey değildir. Zaten çoğu zaman, “sokaktaki adam” gibi ta­birlerle zımnen aşağılanan halkımız, nezake­te riayet ederek gerekli tepkileri göstermedik­çe, medyanın bu tavrı devam edecektir.