Sızıntı Arşivi

Aralık 1993 · s. 15 · 6 dakikalık okuma

Mavi Denizin Derinliklerinde

Adnan Ak · Tabiat

Aralık 1993 · s. 15 · 1121×1652 px tarama

Güneybatı Akdeniz sularının altındaki mavi dünyanın büyüleyici sırlarını keşfetmek üzere ekibimiz yola çıkıyor. İlk durağımız, Akdeniz ve Ege sularının Bodrum yöresinde birleştiği Akyarlar köyü. Canlı türleri bakımından zengin olması, bu yöreyi seçmemizin en önemli sebeplerinden biri. Gerekli izin belgelerini tamamlayıp mahalli yetkilileri bilgilendirdikten sonra kamp kuracağımız koya hareket ediyoruz. Koy, Akyarlar köyünden yaklaşık 8 km kadar uzaklıkta. Bozuk stabilize bir yolu takip ederek yamaçlardan sahile iniyoruz. Akdeniz ve Ege’nin karıştığı turkuaz mavisi denizle yeşil çam ormanlarının adeta kucaklaştığı el değmemiş bir köşe. Tüm yorgunluğumuza rağmen ilk işimiz çadırları kurmak oluyor. Akşamüstü, kamp ateşinin etrafına oturduğumuzda, güneş hemen hemen deniz ufkunun üzerinde batmaya yüz tutmuştu bile. Kahvelerimizi yudumlarken yüzümüzdeki tatlı gülümseme, denizin pırıltılı göz kırpışlarıyla yaptığı davete, memnuniyet hislerimizi bildiren bir cevap gibiydi.

Denizde, kayıkta ve karada ayrılmaz ekip arkadaşlarımızdan en tecrübelimiz olan Adnan, iyi bir dalgıç ve zıpkınla balık avlama hususunda oldukça usta; Yusuf ise, serbest dalıcı ve deniz biyolojisi mevzuunda uzmandı.

Hafif bir kahvaltıdan sonra, sabahın ilk ışıklarıyla o günkü yaşanacak maceraya doğru motorumuzla yola çıkıyoruz. Malzemelerimiz, her zaman olduğu gibi bir gece önceden titizlikle gözden geçirildi. Sakin bir temmuz sabahında, tek hayat belirtisi, hafif hafif esen rüzgârdı. Ve bizler teknede dalgalar üzerinde seyrederken içimize doğan coşkuyu ifade edecek söz bulamıyoruz. Hedefimiz, dik kıyılı derin koyun güneybatı ucunda 35 m derinlikteki kayalar.

Dalış yerine geldiğimizde motorumuzu demirledikten sonra, hava tüplerimizi sırayla kontrol edip donanıyoruz. Adnan bize tekrar tekrar uyarılarda bulunarak, herhangi bir aksilik olduğunda yapacaklarımızı hatırlatıyor: “Su altında bazı aksilikler olabilir. Aletli dalıcılık, uzun yılların tecrübelerine dayanılarak tespit edilen kaidelere göre yapıldığından, hiçbir tehlike söz konusu değil.”

Beklenen an gelmişti. Kayıktan sırt üstü atladığımızda, bütün bu tedirginliklerin bir anda geçtiğini söyleyebilirim. Atlar atlamaz kendimizi kayığın birkaç metre ötesinde buluyoruz. Bir anda sualtı elbisesinin kol ve bacaklarındaki kenar boşluklarından serin deniz suyu vücudumuzu sarıyor. Birkaç dakika içinde ise neoplan elbise ile vücut arasında kalan su, vücut ısısına ulaşıyor ve su sirkülasyonunun zayıflaması sebebiyle artık hiçbir üşüme hissi duymuyoruz.

Kıyıdan itibaren tedricen, denize doğru eğimli kayalık platformun daha 7-8 metre derinliğine inmişken, bu hayat kaynağının ve anlatılmaz hikmetin görkemi karşısında, biz insanlar için daha ne kadar çok bilinmezler olduğunun biraz daha farkına varıyoruz. 15 metreye indiğimizde, tüm güzelliği ile deniz dibindeki esrarengiz âlemi görmemiz mümkün oluyor. Tıpkı ayın yüzeyi gibi, büyüleyici bir görüntüsü var. Dümdüz kumsallar, yarıklar ve vadiler. Adnan, omuzuma dokunarak çift lastikli deniz tüfeğiyle, gitmemiz gereken yönü gösteriyor.

Siyah makas balıkları, lapinagillerden rengârenk şeritli kız balıkları, kayalıklara yakın durumda devamlı ritmik süzülme hareketleri yaparken, yer yer yanımıza kadar sokulan melanurların meraklı bakışlarını üzerimizde hissediyoruz. Evet, deniz şeffaf bir muamma. Yaratıcı’ya delalet etmesi bakımından da şeffaf. Denizdeki herbir canlı ve davranışı, doğrudan doğruya Yaratıcı’sını gösterip ilan ediyor: “Beni var edip yaratan ancak Allah (cc) dır” diyor.

Balıkların, çoğunun alt kısmının açık renkli, sırt kısmının koyu mavi renklerde olduğu dikkati çekiyor. Bu, bir tür kamuflaj içindir. Aşağıdan bakıldığında açık renkli gökyüzü; yukarıdan bakıldığında ise koyu mavi zemin sebebiyle balıkları farketmek oldukça zordur.

Yere yakın yüzerken, kumların içinden bir dil balığı havalanıyor ve biraz ilerde tekrar yere yapışıp yüzgeçleri yardımıyla kendini kumun içine gömüyor. İkinci kez yanına kadar geldiğimizde tekrar kaçıyor. Aynı şekilde yassı olmasına rağmen bir yüzü açık beyaz; diğer kısmı ise, derinlerde değişebilen pigment hücreleri sayesinde değişik koyu tonları sağlayarak gizlenebiliyor. Gördüğümüz balıklar sık sık ağızlarını açıp kapatıyorlar. Bu şekilde ağızlarına su alıp bunu solungaçlarının arasından geçirerek suyu solungaç kapaklarının altından atıyorlar. Solungaçla, suyun içindeki çözünmüş oksijeni alarak, solunum yapıyorlar.

Bu arada bir balık sürüsü arasında kalıyoruz. Bir damdaki kiremitler gibi, önden arkaya doğru dizilen pullar, balıkların vücutları üzerinde suyun akıp gitmesinde kolaylık sağlıyor. Yüzlerce balık aynı tempo ile belli bir yönde yüzüyorlar. Her biriyle komşusunun arasında belli bir aralık bulunuyor ve balıklar yüzerken bu aralıkları, iyi eğitim görmüş bir tabur asker kadar itinayla muhafaza ediyorlar. Bu, bize balıklar arasında insanı şaşırtan bir cemiyet hayatının olduğunu gösteriyor. Hepsi aynı anda aldıkları elektronik bir komuta uyarcasına, suların gittikçe koyulaşan maviliğinde gözden kayboluyorlar.

Denizdeki varlıklar, kendi içlerinde bir ahenk ve bütünlük içinde olduğu gibi, bütün kâinatı meydana getiren varlık türleriyle de bir ahenk ve bütünlük içindedirler. Bu ise, bir nizam ve intizamın varlığını haber veren yanıltmaz bir delildir.

Bir kayalığın kenarında, kaya balığı ile karidesin ilginç ortaklığına şahit oluyoruz. Kaya balığı etrafı gözetlerken, karides, sığınmak için kendine göre bir çukur kazıyor. İkisi arasındaki haberleşme tekniği ilginç: Karides, uzun antenleri ile balığa dokunarak haberleşmeyi devamlı olarak sürdürüyor. Balık hareketsiz bir şekilde etrafı kolluyor. Kaya balığı yüzmeyi beceremiyor; fakat, ani hareketlerle kayalıkların arasında saklanabiliyor. Etrafı binlerce düşmanla çevrili olan balık ve karides, hayatta kalabilmek için tetikte ve atik olmak zorundadır. Balıkla bir an irtibatı kopan karides, yuvasına kaçıyor. Zor olan hayat şartlarında Yüce Yaratıcı, iki düşmanı dost yaparak birbirlerine yardım ettiriyor. Karides balığın eli, balık karidesin gözü vazifesini görüyor.

İşte, son derece ilgi çekici bir başka yaratık, suda dik bir şekilde yüzüyor. Bu bir denizatı; vücudu böcek vücudunu andırıyor, başı at başına benziyor, gözleri ise bukalemununki gibi birbirinden bağımsız hareket ediyor. Küçük bir metal çubuk uzattığımızda kuyruğu ile buna sarılıyor. Bu kadar çok farklı özelliğin bu küçücük canlıda bulunması ilgimizi çekiyor. Biraz daha oynadıktan sonra serbest bırakıyoruz. Kayalıkların dibindeki yumurtadan yeni çıkmış yavru balıkların karınlarının altındaki bir haftalık besin depoları kolaylıkla görülebiliyor. Bu, bize en küçük canlıyı bile unutmayan sonsuz bir şefkat sahibinin varlığını gösteriyor.

Kayalar, rengârenk canlılarla dolu. Siyah, mor ve kırmızı denizkestaneleri dikenleri ile hareket ediyor. Hafif dokunduğumuzda dikenlerini tehlikenin geldiği yöne yöneltiyor. Küçük bir yengeç, bu dikenler arasında rahatlıkla dolaşıyor ve düşmanlarından korunuyor.

Deniz kabuklarının çevre dokusuna uygun tabii dizaynları ve mükemmel tasarımları, modelist ve stilistleri kıskandıracak güzellikte. Kırmızı, sarı ve dikenli büyük deniz yıldızları, en yaygın deniz yıldızı olan kirli sarı renkli, üzeri dikenli Asterias türünü görüyoruz.

Rengarenk deniz şakayıkları ve borularından çıkan deniz laleleri, hareketleriyle eşsiz bir sanat kompozisyonu oluşturuyorlar. Her anı birbirinden mükemmel ve heyecan verici sonsuz bir ilim ve sonsuz bir san’at. Evet tam düşündüğüm gibi, çok geçmeden büyük bir ahtapotun bir kayanın altında etrafı araştırdığını ve beslenmeye çalıştığını görüyoruz. Bir yengeci yakalayarak yiyor.

Sanki tabii su altı fotoğraf stüdyosunda gibiyiz. Gördüğümüz birçok harikulade canlı varlığın fotoğraflarını çekmek, su altı dalgıçlığının en zevkli yanı. Daha da zevklisi, dakikalarca süren bir tefekkür...

Bir yarığa doğru sokuluyoruz. Burada kız balıkları, melanur ve karagözler dikkat çekecek kadar yoğun. Cazip çeşit çeşit balığın peşine takılıp geziyoruz. Bu derinlikte hüküm süren sessizlik ve muhteşem ahengi bozmamak için büyük gayret göstererek paletlerimizi tatlı bir ritimle hareket ettiriyoruz. Denizin 15 metre altında gerçek bir su balesine şahit oluyoruz. 80 kiloluk iki Caretta caretta türü dev kaplumbağa, bizi önemsemeden ağır hareketlerle uzaklaşıyor. Bu yaşayan fosillerin nesillerinin gün geçtikçe azalması bizi üzüyor.

Bu arada bir anda derinliklerden bir akya balığı sürüsü yanımızdan geçiyor. En küçüğü en az on kiloluk olan altı akya balığı bizi umursamaz görünüyor. Bir an onları ürkütmemek için hareketsiz kalıyoruz. Akyalar sanki bize dokunmak istercesine üzerimize yöneliyorlar.

Deniz altında kaldığımız tüm bu süre içinde her canlıda kendine mahsus bir maksat, bir gaye ve bir neticenin olduğu göze çarpmakta. Gayesizlik, ma’nasızlık ve israf sayılacak herhangi bir durum görülmüyor. Hâlbuki hayvanlar dünyasında ve hadiselerde şuur ve idrak mevcut değildir ki, bu gayeler silsilesini takip edebilsinler. Öyle ise, “kâinattaki bu şuurlu işleyişi ve bu hikmet ve gayeleri ancak Allah (cc)’a isnad etmekle makul bir yol tutmuş olabiliriz” diyerek su yüzüne çıkıyoruz.

Denizin bu güzelliğinde vaktin nasıl geçtiğini anlayamıyoruz. Güneş göğü kucaklayıp denizde kaybolurken, biz yavaş yavaş sahile dönüyoruz. Yemekten sonra akşam güzel bir çay sohbetinde, gün boyu yaşadığımız maceraları kamptaki arkadaşlarımızla paylaşıyoruz..

Adnan AK