Ekim 1990 · s. 411 · 7 dakikalık okuma
Malzeme Teknolojisinde Tabiatı Taklit

1. GİRİŞ
İnsanlar makina ve binaları imâl ederken belirli özelliklere sahip malzemeleri kullanırlar. Bu malzemeler tabiatta ham olarak bulunur ve çeşitli işlemlerle onlara istenen özellikler kazandırılır. Çelik gibi, bakır gibi bugüne kadar imalatımızın temelini teşkil eden malzemeler bunlardandır. Fakat teknik ve teknolojinin ilerlemesi ile söz konusu malzemeler kendilerinden beklenen özellikleri sağlayamaz oldular. Meselâ çelik istenen mukavemet özelliğini sağlamasına rağmen ağırlığı sebebi ile gelecekteki birçok uygulama alanında yerini kaybetmektedir. Ağırlık problemi alüminyumla halledilebiliyor ise de bu durumda başka özellikler tamamlanamıyor. Bunun sonucu malzeme üretimi konusunda yeni kaynaklara ve teknolojilere olan ihtiyaç ortaya çıkıyor.
İnsanoğlu tabiatı taklit konusunda oldukça uzun bir tecrübeye sahiptir. Bugüne kadar teknolojik gelişme adına ortaya konulan şeylerin tamamı tabiatta mevcut varlıkların taklidinde gösterilen başarılardan ibarettir. Meselâ kuşlar incelenerek uçak yapılmış, bir adım ileriye gidilmiş kuşların iniş kalkış durumlarının taklidi yapılmış ve gelişmiş bir teknoloji olarak ortaya konulmuştur. Veya balinaların vücut yapılan incelenerek denizaltı gemileri yapılmıştır. Çekirgelerin davranışları kaldırma ve iletme makinalarına örnek teşkil etmiştir. Adını bile birçoğumuzun bilemiyeceği canlı cansız nice varlıklar örnek alınarak imalat sahasına aktarılmıştır. Hatta insanoğlu ölülerini gömmeyi bile bir kargadan öğrenmiştir. Bunlar aslında insanoğlunun dünyaya gönderilmesinden maksadın “ilim ve duâ ile tekamül etmek” olduğunu gösteriyor.
Bugün tabiatı taklit (Biomimetri) de yeni bir seviyeye gelmiş bulunuyoruz. İlerleyen imalât teknolojisinin mevcut malzemelerle kifayet etmemesi, görünüş ve şekil olarak taklit edilen varlıkların malzeme yapılarının da incelenmesi ihtiyacım ortaya çıkardı. Tabii malzemeler olarak deri, sinir, kemik, boynuz, kuştüyü gibi hayvani malzemeler ve ağaç, yaprak, ot gibi nebati malzemeler sayılabilir. Gerçi insanoğlu bu malzemeleri kullanmayı ilk insan, ilk Peygamber Hz. Adem (s) zamanından beri biliyor. Meselâ deriyi kullanıyoruz fakat bu yüzden bazı hayvanların neslinin tükenmesi problemi ortaya çıkıyor. Ağaç bir malzeme olarak kullanılıyor bu yüzden de yer malzeme teknolojisinde tabiatın taklit edilmesi burada önemini bütün açıklığı ile ortaya koyuyor.
2. TABİİ MALZEMELER
İnsanoğlu ağaç ve benzeri bitki liflerinin kullanılmasında çok eski bir geleneğe sahiptir. İpek, deri, boynuz, kuştan ineğe her türlü hayvanın kemiği ve kuştüyü gibi malzemeleri de çok eski zamanlardan beri kullanmıştır. Bunlar mukavemet, tokluk, şekil değişimine karşı direnç gibi mekaniki özellikleri sebebi ile kullanışlı hale gelmiş ve günümüzde de kullanışlılığını kaybetmemiş malzemelerdir. Bazıları canlı vücuduna ayak ve diş gibi protezler olarak kullanılmıştır.
Seramikler
Tabii malzemelere bu çok yakın alâkanın sebebini ortaya koymak için ürettiğimiz bazı malzemelerle tabii malzemeleri karşılaştıralım. Bunun için, kendisi de tabii malzemelerin kaba bir taklidi olan kompozit malzemelerle, sedef ve kemiği ele alabiliriz. Her iki tip malzeme de yapılarında seramik içerir. Ve mekanik özellikleri içer dikleri seramik oranına göre değişir. Ayrıca kemik ve sedefin özellikleri içerdikleri su miktarıyla doğrudan ilgilidir (tablo1).
Tabloda görüleceği üzere içlerinde hemen hemen aynı miktarda seramik olmasına rağmen, kemik kompozit malzemeyle karşılaştırıldığında onlarca kat daha “tok”dur (Tokluk: Kırılmaya karşı direnç). Benzer şekilde sedef ve ikinci tip kompozit malzeme karşılaştırıldığında da aynı durum gözlenmektedir. Eğer malzemeye bu özelliği kazandıran şey bilinir ve insan yapısı malzemeye uygulanırsa benzer sonuçların alınacağı muhakkaktır. Bu durum araştırılmıştır. Sonuçta sedefin 0.05 mm. kalınlığında tabakalardan meydana geldiği ve bu tabakaların protein ve polisaccaride’den yapılmış olduğu anlaşıldı. Yüke maruz kaldığı zaman bu plâkalar birbirine yaklaşmakta, orada oluşan, çok küçük kırıklar malzemenin tümüne tesir etmemekte ancak belli bir yüklemeden sonra bu kırıklar kayarak birleşmekte ve malzeme hasara uğramaktadır. Sedef basit bir yapıdır çünkü tek bir yapı şekli vardır. Hâlbuki kemik içinde dört basamaklı bir yapı vardır (şekil 1). Kemik çok ince liflerin birleşmesinden meydana gelmiştir ve bu sayede de çok büyük zorlamalara karşı dayanabilmektedir. Toklukları sayesinde kemik ve sedef, metaller gibi işlenebilmekte ve çok güzel görünümler alabilmektedir.
Protein Esaslı Malzemeler
Kemik, saç veya sinir gibi protein esaslı malzemeler ile karşılaştırılınca çok basit kalır. Çünkü bunlarda altı basamaklı bir yapı vardır (şekil 2). Boynuz ve sinirin her ikisi de lifli kompozit malzemeler olarak kabul edilebilirler. Bunlar (ilaveten) lif ara yüzeylerindeki molekül çekim kuvveti (adhezyon) derecesi kontrol edilmekle liflerin boyutlarının tayin edilmesi imkânı verirler. Bu sayede lifler mikrofibril kadar ince veya saç kılı kadar kaim yapılabilirler. Bu da malzeme tekniği açısından pek çok imkânı beraberinde getirir.
Boynuzun etrafında keratin bir kılıf bulunur. Bu sayede lifler arasındaki dolgu malzemesi içinde meydana gelen çatlaklar kontrol altına alınır. Çünkü keratin kırılmaya karşı oldukça mukavim bir malzemedir. Deneyler boynuzun ıslak olduğu zaman bu özelliğini daha da arttığını göstermiştir. Üzerinde belli büyüklükte çatlak bulunan boynuzdan yapılmış deney numunelerinden ıslak olanlarının kırılmaya karşı mukavemetleri daha yüksektir. Bu deneylerden sonra; geyik ve yaban keçilerinin kavgadan önceki hareketleri sırasında boynuzlarını çamur ve ıslak bitkiler arasında sağa sola sallamalarının sebebi anlaşılabilmiştir.
Boynuz, tırnak ve saç gibi şeylerin esas maddesi olan keratin sıcak suyun içînde ısıtılınca oldukça yumuşak bir hale gelmekte, kolayca şekil almakta ve soğuyunca aldığı şekli muhafaza etmektedir. Baston tutamakları ve tarak gibi şeyler böyle yapılır. Sinir, kolojen miktarının esnek bir esas malzeme içerisinde birleşmesi ile meydana gelir. Bu esneklik sebebiyle sinir basınca maruz yerlerde kullanılamaz. Fakat çekme zorlanmasına karşı iyi özellikleri vardır. Ayrıca sinirin kuvvetin kastan kemiğe aktarılması sırasında yay gibi davrandığı, ani ve sert hareketlerden ortaya çıkan enerjiyi depo ederek gerektiğin de kullanılmaya hazır halde tuttuğu da anlaşılmıştır. Sinirin çekmeye karşı dayanıklılığının sebebi, liflerde oluşacak kopmaların birbirine atlamasına engel olacak şekilde liflerin birbirinden uzaklaşması olduğu tespit edilmiştir. Sinir ve boynuz, birinin çekmeye diğerinin basmaya olan mukavemetleri sebebi ile Türkler ve İranlılar tarafından yay yapımında bin yıl önceden beri kullanılmış ve ancak ateşli silahların çıkmasıyla ehemmiyetlerini kaybetmişlerdir.
Bütün bu malzemeler bir kaç elemandan meydana gelir; protein, kolojen, keratin gibi beş veya altı çeşit madde çok az karışmış olarak bulunur. Bir miktar polisaccaride ara boşlukların dol durulmasında kullanılmaktadır. Genellikle bir sodyum tuzu veya silika olan ve iyi bir basınç mukavemeti istenen yerlerde kullanılan seramik. Tabiattaki malzemeleri meydana getiren tekniklerin çelene bilirse, bugün kullandığımızdan çok daha gelişmiş malzemelerin üretilmesi mümkün olacaktır. Bu sayede, meselâ hafızalı malzemeler denilen ve verilen şekli bozulduktan sonra ısıtılınca tekrar alan malzemeler geliştirilmiştir.
Nebati Malzemeler
Nebati malzemeler ziraat ve gıda bilimi ile uğraşanlar tarafından inceden inceye araştırılmıştır. Yapı botanikçileri ince yapılar, üzerinde elektron mikroskobu kullanımıyla iyice derinleşirken, bitkileri mühendislik malzemesi olarak kullanmalarına rağmen malzeme bilimcileri bu malzemelerin yapısı konusunda çok az çalışmışlardır. Bu durum nebati malzemelerin botanik terimlerle tanımlanmasına, dolayısıyla malzeme bilimi açısından çok karmaşık olan bitki yapısının anlaşılamamasına sebeb olmuştur. Malzemeciler bitki yapısını incelemeye hücre seviyesinden başlamalıdırlar. Bunun sonucunda görülmüştür ki hücreler birbirlerine yaklaşık olarak 1 MN/m2’lik bir gerilmeyle bağlıdır. Bu gerilme 1 ton ağırlığındaki bir bloğun 1 m2’ye yaptığı basınç kadardır. Meselâ elma odununun hücre yapısındaki çekme ve yönelme araştırılıp model haline getirilirse çok dayanıklı malzemeler elde edilebilir. Odunun hücre duvarları sipiral yapılı selüloz liflerinden yapılmış ve dolgu malzemesi olarak lignin kullanılmıştır. Böyle bir yapı iki ucundan çekildiğinde her hücre ve lif gurubu kendi arasında büzülür ve lifler arasında meydana gelen çatlak sipiral şekilli olur. Her hücre bir dışındaki hücre tabakası tarafından kaplanmış olduğundan kırılma mekanizması başka hücrelere daha geç taşınır. Şekil 3’te gerçek birodunun kırılmasını şekil 4’-de bunun modellenmesiyle oluşan malzemenin kırılma durumunu göstermektedir.
Bir kağıt fabrikası ağaç yapısını taklit ederek yaptığı ambalaj mukavvasında çok büyük mukavemetlere ulaşabilmiştir (şekil 5).

3. SANAYİDE BİYOLOJİK MALZEMELER
Malzeme Üretimi
Sanayide bugün biyolojik malzeme üretimi yapılmaktadır. Bunda kullanılan yöntemlerden biri olan fermantasyon pahalı olmasına rağmen malzeme saflığının kontrol edilebilmesi sebebiyle tercih edilmektedir. Bu şekilde üretilen malzeme kulaklık zan gibi çok ince ve nazik yerlerde kullanılmaktadır. Ayrıca bu şekilde üretilen lifler belli bir yüzeyin üzerine yapışık olarak üretilirse yüzey şekli elde edilmektedir. Biyoteknolojik araştırmanın temel hedeflerinden biri de yapıştırıcı ve plastiklerdir. Midyelerin kayalara nasıl tutunduğu araştırılsa ve bu maddeler kimyevi olarak üret ilse çok ucuz birleştirme malzemeleri ve yöntemleri bulunabilir.
Tıp
Biyolojik malzemeler bugün ençok tıpta protez yapımında kullanılmaktadır. Bu konuda bile tabiat çok az incelenmiştir. Klâsik mühendisliğin ilgilendiği kolay hesaplanan, az şekil değiştiren malzemeler yaşayan bir vücudun içine çok az uyum sağlayabilir. Ancak kemik veya diş protezleri böyle yapılabilir. Sinir kolojenleri ise %4 hatta %10’a varan ve kalıcı olmayan uzama özellikleriyle, derinin ikinci esas malzemesi olan elastinin %80’e varan uzayabilme özellikleri büyük önem arzeder. Sinir, damar ve deri yalnız uzayabilme özellikleriyle kalmayıp, çalışma anındaki fazla enerjiyi depolayabilme Özellikleriyle de önemlidirler. Bunların yerine kullanılacak protezin yapımında çok büyük dikkat gerekir. Meselâ kalp atışı esnasında meydana gelen yüksek basınç, atardamarların boylan kısalmadan çaplarının genişleyebilme özellikleri sayesinde karşılanır. Bu çap ayarlaması o kadar iyi düzenlenmiştir ki, kanın akış tipi aynı kalır, yani çalkalanma gibi, dalgalanma gibi hâdiseler görülmez. Sonuç olarak sağlık açısından da tabii malzemelerin mikro yapılarının incelenmesine büyük ihtiyaç bulunmaktadır.
(Julian Vincent’ in Metals and Materials, January 1990’daki makalesinden yararlanılmıştır.)