Mart 1982 · s. 21 · 3 dakikalık okuma
Makina ve Hayat

Günümüzde makinaya verilen değer ve bu değer nisbetinde de istifademiz, oldukça büyüktür. Günlük hayatımızın her sahasına girdiği ve muvaffak olduğu bir gerçektir. Mutfağımızdaki makinalardan tutun da gezegenler arasındaki seyahatlara kadar herşeyde makinadan istifade edilmektedir. Tekniğin bu baş döndürücü gelişmesi karşısında, aklımıza biyolojinin de hayat muammasını anlamada aynı seviyeye varıp varmadığı sorusu gelmektedir.
Mekanik ilimlerdeki ilerlemeler ve bunun neticesiyle yeni bir çevre meydana getirilmiştir. Bu yeni çevreden İnsanların İstifadesi muhakkak ki çoktur. Fakat insan hayatı için kesin, yüzde yüz faydalı olduğunu bilemediğimizi söylesek belki de İtiraz edenler olacaktır. Ama şurası bir gerçektir ki insan ve hayatın ne olduğunu tam bilemiyoruz. Bilemediğimiz içindir ki bazen bir endüstri işletmesine, bazen de bir laboratuvara benzetiyoruz. Onun için teknik ilimlerin meydana getirdiği İlerlemelerden tam olarak faydalanabilmek için kendimizi iyi tanıma mecburiyetindeyiz.
İnsan vücudunu bir endüstri işletmesine benzeterek; kalbin mükemmel bir pompa istasyonu olduğunu; damarların, kanın geri akmasına mani olmak için maharetle sıralanmış bulunduğunu; kafamızdaki beyin'in dışarıdan gelen haberleri, duyguları kaydeden ve vücuda gerekli emirleri gönderen bir telefon-telgraf merkezine; merkez sinir sisteminin çok ustaca İşleyen ve karışık bir elektrik santraline benzediğini düşünmek kendimizi tanımada yeterli olmasa gerek. Gerçi insan vücudundaki faaliyetler mükemmel bir fabrikaya benzetilebilir. Çünkü kâinatta makro âlemler ile mikro âlemler arasında bir benzeyiş vardır. Yani vücudumuzdaki bir atomun hareketi ile güneş sistemlerinin, seyyarelerin hareketleri arasında bir beraberlik bulunmaktadır. Diğer taraftan insan vücudunu; içine demir, karbon, hidrojen, oksijen, sodyum.. v.s. nin veya karbonhidratlar, yağlar, proteinler gibi bileşiklerin atıldığı bir laboratuvara benzetmek de mümkündür. Fakat İnsanın vücut laboratuvarına atılan maddelerin birbirine karışarak meydana getirdiği sihirli güllerin mahiyeti tam anlaşılabilmekte midir?
Bence insan ve hayat mükemmel bir fabrikaya, bir laboratuvara benzetilse de asıl mahiyeti anlaşılmış olmayacaktır. Nitekim zekâ ve akıl ile hayatımızı tam anlamamız mümkün olmuyor. Mesela bizi üzen meseleleri akıl ile halletmeye kalkıştığımız zaman netice alamadığımız çok kere vaki olmuştur. Herhalde doğruyu tayin için zekâ ile birlikte duygu ve hislerimizin de devrede olması daha İsabetli olacaktır.
İnsan hayatındaki organların faaliyeti bazı benzetmelerle anlaşılmaya çalışılsa da ruhun mahiyeti bize meçhuldür. Onun madde ile olan münasebetlerini tam olarak bilemiyoruz. Hatta beyin hücreleri ile olan bağlantılarına da bütünüyle vâkıf değiliz. Tam bilemediğimiz kendi vücudumuzdaki organizmaların neticesini bir makİnadaki netice ile karıştırmamak gerektiğini herhalde emin olarak söyleyebiliriz. Makina; insan için, bir makinacı tarafından yapılmıştır. Fakat organları bir mekanizma olarak düşünemeyiz. Çünkü insan ve hayatı olduğu gibi bütünüyle düşünme mecburiyetin deyiz. Mesela; üzüntülü bir insan ile neşeli bir İnsanın aynı manzaraya baktıkları halde gördükleri ve tahayyül ettikleri şeyler farklı olacaktır. Aynı manzara olmasına rağmen farklı şeyler gördüklerini iddia edeceklerdir.
İnsan hayatı bugün için gerçekten bir muammadır; bilemiyoruz! Fakat bu mesele bir zamanlar Aristo'yu da çok meşgul ederek o'nu derin düşünceye sevk etmiştir. Aristo bütün tahayyülünün mahsulü olarak şöyle demiştir: "Canlı organizmalarda onlara şekil veren, onları bütünlüklerine döndüren (Entelechie) gizli, sırrî bir varlık vardır". Demek oluyor ki zekâ ve zekânın mahsulü olan gelişmeler, insan hayatını organize edecek güçte ve çapta değildir. Gerçi İnsanın akıl ve zekâsı oldukça geniş bir muhtevaya sahiptir. Modern bir dünyanın kurulmasına sebeb olan astronomi, fizik, kimya, mekanik ilimler ve bunların neticesinde meydana getirilen teknik, gerçekten insan zekâsının harikulâde olduğunu göstermektedir. Yapılan bütün gelişmeler onun mahsulü, olduğu gibi işleten yine insan ve zekâsı olmaktadır.
İnsanoğlu zekâsını kullanarak ilmin dev gücünü cansızlar âleminde gösterirken esas ve asıl gayesinin kendini anlamak olduğunu unutmamalıdır. Çünkü dünya nizamının, insan esas alınarak kurulması ile "gerçek medeniyet"e ulaşılacaktır.
Övgü Atalay