Ocak 1988 · s. 31 · 2 dakikalık okuma
Mahkum

Mahkûm dendiği zaman, hemen insanın aklına, demir parmaklıklar arkası, loş cidarlar arası ve ufunet dolu bir hayat gelir. Eski devrin prangalı ve tasmalıları; yeni devrin dejenere olmaya terk edilmiş bedbahtları, mazideki gladyatörleri ve aslan yemleri, modern çağın verem ve romatizma namzetleri hep mahkûm olarak insan aklına gelir ve ürpertiverir.
Hele bunların içlerine girilse ve gerçek yüzlerine muttali olunsa, artık başka tarafta mahkum aramaya mecal kalmaz insanda. Senelerini dakikalara taksim edip sayanlar çeşitli tarihlerde af çıkacağını hayal edip bekleyenler, idamını intizar ederken ümidini tamamen yitirenler, söz götürmez mahkum sayılır bunlar.
Evet bunlar hürriyetsizdirler; hava, su kendilerine santim santim verilir. Bakım, görüm, zaruri ihtiyaçlar, mahkûmların değil, idarecinin gönlüne göre yapılır. Buna binaen dış görünüş itibariyle var oluştan nasipsiz ve bedbinliği yüzlerine asılmış bir peçe gibi görürsün; gönüllerince yaşamadan, fersah fersah uzaktır onlar.
Bir de başındakiler, ne idüğü belirsiz ve cahil takımından ise!... Ama eğer bu mahkûmların mahkûmiyetleri vicdanları tarafından verilmemişse hürdür onlar... Şahlar, prensler, krallar kadar hürdürler. Zincirlerin kaydı altına girmeyen, demir kapılarla önü alınmayan, kale duvarları gibi surları bir sıçrayışta atlayabilen namütenahiliğe doğru mütemadiyen kanat çırpan bir insan, böyle gönül taşıdıktan sonra her-şey onun için bir sayılır. Epiktetos, Neron karşısında Lateramus'u şöyle konuşturur: "Dostum ne diyorsun? Zincire vurmakla mı beni tehdit ediyorsun? Bunu yapamazsın, yalnız bacaklarımı zincire vurabilirsin. İrademe gelince o daima hür kalacaktır. Hiçkimse onun hürriyetine mani olamaz.." Hemen boynunu vuracağım tehdidi karşısında "Ben ne zaman boynumun vurulmama imtiyazı olduğunu söyledim" der.
Hakikî hürriyet vicdan huzuru ve irade zindeliğidir. Bir zerre iman sayesinde iradesi felce uğramamış cehennem de kileri dahi Allah, ısrarlı talepleri ile cennete koyacaktır. Onun için bugünün hakim anlayışı ile hürriyet ters orantılıdır.
Prangalıların görünen tek esaretleri vardır. Ama şuursuz kitleler halinde akıp giden sözde hürlerin yüzlerce esaretleri vardır. Başta esaretini bilmeyen o esirler, cehalet elinde oyuncak ve esirdirler... Her gün bir oyunun, bir kaprisin esiridirler. Şöhretin, makamın, soyun—sopun ve ikbalin esiridirler.
Gerçek hürriyet Hakk'a esarettedir. Başını bütün varlık aleminin verasına uzatıp, topyekün kâinatla beraber, Şahlar şahının bendesi olduğunu itiraf etme; herşe-ye karşı dilenciliğin, her arzuya esir oluşun silinip gittiğini ilandır. Bu ilandan nasibi olanlar şu kayıtlar aleminin kayıtsız sultanlarıdır.
Ne şan, ne şöhret, ne de servet onların ruh dünyasına bulantı getirebilir. Gecelerde gündüz hayatı yaşarlar, gündüzleri cennet hizmetlerine makes bulunurlar. Artık hangi bulantı bunlara yüz ekşitebilir?... Hangi kapris boyunlarına kement olabilir?
Ermemişler, olmamışlar akıl erdiremezler bu sırra... Onun için en büyük hınçlarını, en büyük öfkelerini şuna buna zincir vurmakla yaşayan bedbahtlar, yaptıkları şeylerle kendilerini esir ettiklerini bilmezler, ölü tekmelemeyi, teneşir tahtasına tükürmeyi, mezardakileri çiğnemeyi onlara birşey yaptım sanan talihsizler; ateş içinde berd-ü selamı bulmuşlara, can kaydından kurtulmuşlara, gerçek hürriyete ermişlere hiç birşey yapamazlar. Çiğnenen onların vicdanları ve sefil ruhlarıdır. Ve iç içe esaret içinde oldukları halde kendilerini hür sanan kemtalihli esirler de işte bunlardır.
Nedim Yılmaz