Sızıntı Arşivi

Ocak 1988 · s. 10 · 2 dakikalık okuma

Madde ve Bunalım

M. Yusuf Çağlayan · Sosyoloji

oc88-8.jpg

Asrımız insanı, son zamanlarda kendi hayat çerçevesinde ve ruh yapısı itibariyle huzurunu kaybetmiş, büyük bir bunalımın içerisine sürüklenmiştir. Bilhassa 19. asrın sonları ve 20. asrın başlarında süratle gelişen ağır sanayi ile ortaya çıkan bunalımı, 20. asrın sonlarına doğru başlayan sanayi ötesine ulaşma ve fezada seyahat sevdası "Feza Çağı" dahi giderememiş, huzur peşinde koşan insanın bunalımlarına çözüm getirememiş bilâkis problemlerini daha da arttırmıştır.

Bunalımın bütün inceliği, madde ve insanın maddeye karşı ruh planında oluşturduğu davranış hallerindedir. Zamanla hayatın bütün safhalarına hakim olmayı başarmış kör ve idraksiz madde, insan ruhuna ezici ağırlığı ve hissizliği ile çökmüş, orada onulmaz yaralar açmıştır. Bu yaraların iyileşebilmesi için, herşeyden önce insanın kendini bulması ve ruh dünyasındaki bu çöküşe bir çare araması zaruridir.

İnsanı mutluluğa madde ile ulaştırabileceğini düşünen, her türlü batıl zihniyete hakim materyalist düşünce artık iflas etmiş ve savunduğu madde batağına gömülmüştür. Nitekim madde planında aç olan insanı doyurmuş olsak bile, eğer ruh yapısı itibariyle doyurmamışsak, zamanla buhranların, sıkıntıların, kaosların başladığını görmek mümkündür. Bu marazi durum fert için zamanla şizofrenik bir hâl arzeder. Artık ferdin davranışiarı kayıtsız, vurdumduymaz olur, ağlanacak yerde güler, heyecanları ters ve anlamsız bir keyfiyet alır. Aynı tehlike cemiyetler için de vardır. Anormal davranışları ve hastalıkları hep fertde aramak yanlış olur. Dünya toplumlarına baktığımızda şahsiyetini kaybetmiş, ikiz bir şahsiyet almış, çıldıran, intihara yaklaşan cemiyetleri görmek mümkündür.

Alkolizm batağına gömülmüş, çöküntülü (melankolik), çalmaya tutkun (kleptoman), şehvetperest, zulmetmeyi seven (sadist), zulme uğramaktan hoşlanan (mazohist) cemiyetlerin varlığı ile bu ferdi maraz kimlik değiştirerek sosyal bir maraz haline geldiği aşikârdır.

Psikiatri, şizofreniyi, ferdi bir hastalık kabul eder. Bunun yanı sıra Sosyolog Ahmed Arvasi'nin "marazi sosyoloji" fikrindeki teşhisleri de oldukça enteresandır.

"Hastada hareketler ağırdır, kalıplaşmış hareketleri, hafıza kifayetsizliği vardır; tarih şuuru yavaş yavaş yok olur, en yeni ve dehşet verici hadiseleri bile çarçabuk unutur. Zihin fakirliği korkunçtur. Düşünme, araştırma, yeni terkiplere ulaşma gücünü kaybetmiştir. Etrafında cereyan eden hadiselere karşı o kadar kayıtsızdır ki, yanında cinayet işlense, bombalar atılsa, en sevdiği insanlar kahredilse, kendisi yahut yakınları en şeni tecavüzlere uğrasa, evinin ve bürosunun duvarlarına asılı "ecdad portreleri" veya "mukaddes lehvalar" alaşağı edilip, yerlerde süründürülse, evlatlarına ve kardeşlerine gözleri önünde işkence edilse, mikrofonlarla, megafonlarla, kulakların zarını patlatacak naralarla, küfür ve hakarete uğrasa yine aldırmaz. Hiçbirşey olmamış gibi, donuk gözlerle bakınır. Yarı uykulu ve hülyalı gözlerini, alacakaranlık şuuruna çevirir, idrakini orada uyutur."

Hastalığımızın adı 'içtimai şizofreni"dir. Tedavisi ise madde planında değil ruh planında gerçekleşecektir. İnsanımızı, düştüğü madde batağından çekip almak ve aslı kimliğine ulaştırmak için yazılacak inanç reçetelerine ve imana ihtiyacı vardır.

Carnegie'nin: "Eğer hayatın mücadelelerine yalnız atılacakları yerde, daha yüksek bir kudretten yardım dileseydiler, tımarhanelerimizde şimdi feryat etmekte olan binlerce muzdarip insan, belki kurtulabilir." sözünde ve Gandhi'nin "Dua ve ibadet olmasaydı, ben çoktan çıldıracaktım." itirafında bunu görmek mümkündür.

M. Yusuf Çağlayan