Ekim 2002 · s. 422 · 4 dakikalık okuma
Leyla
Gaflet devam etmektedir. Zehirli bal kaşıkla değil, petek petek yenir. Gaflet içinde gaflet; "Gel ey Leyla, gel ey candan yakın canan uzaklaşma, / Senin derdinle canlardan geçen Mecnun'la uğraşma" yazdırmıştır defterin sırlı bir yerine. Yalnız deftere değil, "Kalmasın bir nokta-i muzlim bu sevda yolunda" dercesine, halka arz edilen paçavralara da...
Çile mevsimidir laleler için... Soğuk, lalenin kalbini yakmalı ki, içinde gizlenen esma aşkını nazarlara döksün... Çilesiz ruhlar ham yapılıdır, gelene sevinmez, gidene de üzülmez. Lale kırağı görmeli ki, açsın. "Lalenin çilesi de yalnızlıktır toprak altında." diyerek, bir yandan karı, diğer yandan donmuş toprağı eşeleyip içine tohum yerleştirenler, gözyaşı dökerken bunu mırıldanırlar. Ama anlaşılmaz bir dua daha vardır oracıkta dillenen; ancak bu ne duyulur, ne de hissedilir.
Eller açılıp, nefse tatlı gelenlerin terkedilme zamanı gelmiştir. Toprağın altındaki laleler, üstündekilerin açılmasını beklerken bilinmez bir hisle kavrulmaktadır.
"Müneccimle muvakkit ne bilir, / Dertlilere sor geceler kaç saat?" terennümü başlamıştır. "Bir yar olsun, bize Mevla'nın yolunu göstersin, 'çile ile gel' değeri bilinsin." tasavvurları dolaşmaktadır zihinde.
"Değildir buna layık bu bende / Bana bu lutf ile ihsan nedendir?" Zamanın kutlusu gelmiş, doya doya gönüllere girmeye başlamıştır; bunun şaşkınlığı vardır, sevinci vardır.
Beklemek zamanıdır şimdi. Her ne kadar bahar gelmese de cemre düşmüş gibidir. Aynı anda laleler de filizlenmeye başlar, belli ki çile bitmiş, vuslata yol başlamıştır.
Kutlu günler, muştulu anlar yaşanır. Haber gider, müjde beklenir. Sıcaktan mı, soğuktan mı bilinmez; ama kavrulan bir gönül vardır. Kutlu bir günün akşamında daha elleri bile indirmeden nice ferahlık veren kelimeler duyulur. Yola girilmiştir artık. Bu ne büyük nimettir, yakarışlar yudum yudum içilir.
İsimler yan yana, diz dize yazılır; tekrar yazılır. Teker teker harfler sayılır, ne tevafuktur bu!.. Sırlıdır; bu sır yazıda kalmaz, rüyalara girer, hayalleri süsler. Yakın olan da Leyla'dır, uzak olan da. Göz görse de başka şeyleri, gönül farklı ufuklarda dolaşmaktadır.
Her köşe başında lalelerin, rengarenk bahar çiçeklerinin sergilenme zamanıdır. Hayal, Leyla'ya bunlardan demet demet sunmaya başlar.
Bahar günleri yaşanırken acı bir rüzgar eser. Açılan çiçekleri yakar, kavurur. Cemre beklenirken kırağı düşmüştür lalelere. Demek ki; çile noksan kaldı, bize düşen gayrı sabırdır, sonu şeker şerbet olan, ama kendisi zehir olan sabır...
Gece-gündüz karışmıştır birbirine, sis kaplamıştır her yeri. Dertten anlayan da yoktur, derman olan da... "Kamu bimarına Canan deva-yı derd eder ihsan / Niçin kılmaz bana derman, beni bimar sanmaz mı?" mısraları her tarafta söylenir, söylendikçe gönül yanar. Tutunacak dal kalmamıştır Mevla'dan başka. Medet ondan beklenir, lutuf O'ndan dilenir.
Bayram gelir kutlu günlerin sonunda. "Mevla bizi affede / Bayram o bayram ola" derken, muzdarip gönüller gibi, ne ile müjdelendiler de bu kadar neşeliler? "Bayramımız O'nun rızası, yahut rızasının işaretleridir." diyerek, gözyaşları dökülür.
Rüyalar nübüvvetin bir cüz'üdür, müdahalesiz olanı müjdedir. Gecenin bir vakti tutmayan uykunun tuttuğu, kısacık bir an, saniye mi salise mi sürer bilinmez; ama mütebessim nur yüzü ve beyaz sakalı ile hatırda kalmıştır. Lutfi talebesini anlatmaktadır: Sahne değişir birden, divanda Lutfi'nin talebesi oturmaktadır şimdi, huzura girenler olur. Bir köşede yere oturmuş, gözü yaşlı dinleyenden bahisle, "Hocam, bir derdi var bunun." derler. Günahlarından utanan, huzurda duyduklarından da mahcup olur. Başını daha da eğer, yukarı bakamaz. Ve saliseler bitmiştir. Yanan ateşe su serpilmiş, yaralar mesihvari meshedilmiştir. Lutfi'dir rüyada görülen...
İlk açan kırmızı lale olmuştur. Yanında bahar dalları. Ne de nazlıdırlar, candan ve gönüldendirler. "Olursan, bunun gibi katıksız ol, gönlünü başkalarına açma." dercesine... Kırmızı lale bir köşede bekletilir Leyla'ya ulaştırılsın diye. Diğerleri de boy boy açmaya başlar artık. Beyaz, pembe, sarı... Günahlardan mıdır nedir bilinmez ama, beyaz lalenin boynu büküktür. Üzerinde tek bir nokta olmasa bile... Narindir, büyüyüp serpilmiştir. Biraz altında kendisine mihmandarlık eden iki yeşil yaprak vardır. Onlar dimdik, mütecaviz; beyaz lale mahsun... Cismi sarayda, düşünceleri sahrada olan prenses gibi. Sarı cüretkardır, iri yapılıdır. Etrafına tahakküm eder gibi, beyaz lalenin yanında mağrur edayla durmaktadır. Aralarda menekşeler sümbüller vardır mor benekli. Bunlar güzel kokuludur. Laleler aksine koku vermez, rayiha onlar için sırdır sanki. Leyla'ya ulaşsın diye; gönülde hisler, bahçede laleler bekletilir. Üzerlerine sütre yapılır solmasınlar diye...
Ama, zaman uzar. Hasret kırmızıyı çabuk tüketir, sarı solmaktadır. Beyaz lale; bilinen, kaddi bükülmüş edasıyla direnmektedir.
Bazen bahar bazen kıştır yaşanan; ama görülen duyulan hep aynı şeydir. Başka yananlar da vardır. İyiyi kötüden ayıran sırrı söyleyenler gayret ederler; art arda gelen harfler kelime olup, okunsun diye uğraşırlar. Ve tevfik Mevla'dandır.
Beyaz lale, ortada sarı ve kırmızı gül tomurcukları, çiğdemler, mor menekşeler en sonunda Leyla'ya ulaştırılır. Zaman başkalaşır, mevsim değişir, çile dolmaya doğru gider.
İlaç, ecza mesabesindedir ama, yine de şifa bir türlü gelmez:
"Derman arardım derdime / Derdim bana derman imiş."
Gönül yangını silip atmıştır nahoş şeyleri. Dikenler gitmiş; gül kokusuyla, rengiyle ortada kalmış; ateş, günah yollarını tıkamıştır. Evvelden hissedilemeyenler yaşanmaya başlanmışır:
"Ağlarım, ağlatamam; hissederim, söyleyemem;
Dili yok kalbimin, ondan ne kadar bizarım!" hali tercüme eden tefsir gibidir.
Siyah gecelere doğan mehtap, beyaz laleyi kıskanıyor. Bahar bahçesinin binlerce çiçeğini unutturan beyaz laleyi... Yıldızları gizleyen mehtap; neden Leyla'nın peşinde? "Mecnunun lalesi de, Leyla'sı da benim." der gibi... Mevla'ya giden yolun kıyısında, Leyla gibi, el yetişmese de yol gösteren, vuslat beklenirken kamerleşen mehtap...
Güneşin laleleri bitirdiği mevsim gelir. Ümit ferleri tükenmeye yüz tutar. Derken eski defterin kapalı sayfaları açılır. Milimetrik oturan bir zaman tevafuku beyinleri zorlar, ye'sin yerleşeceği yerde; "Vazgeçmiş olaydı aramaktan ne bulurdu? / Elbet biri candan, biri canandan olurdu." mısraları, mevsimin geçmediğini bağırmaktadır sanki. Güz tekrar bahara döner, hayalin bahçeleri yeniden açmaya başlar:
Leyla bir yudum su kuyu içinde
Varılmaz sahilin koyu içinde
Erişilmezlerin köyü içinde
Aşılmaz dağların en zirvesinde
Yollar dikenli, kalpler hissiz,
Dostlar sessiz, etraf merhametsiz.