Sızıntı Arşivi

Temmuz 1995 · s. 255 · 6 dakikalık okuma

Kunduzun Dönüşü

Salih Yücel · Zooloji

Dünyanın birçok yerinde belirli bölgelerde yaşayan ve bu bölgelerin şartlarına uygun yaratılmış bir şekilde hayatını sürdüren kendine has tabiata sahip çok çeşitli hayvanlar vardır. Bunlardan bazılarının yaşayış tarzlarıyla ve yaptıkları işlerle insanların hayatına da tesir etmesi insanları düşünmeye sevketmiş, bu hayvanların var olmasında ve faaliyetlerindeki hikmetleri araştırmaya zor­lamış, çok değişik boyutlarda tefekkür zeminleri ortaya çıkarmıştır. Kunduzlar da Allah’ın (cc) rahmet eserleriyle donattığı hayvanlardan biridir.

Takriben yüz yıl kadar önce, küçük Redding kasabasında (Connecticut, ABD) Birleşik Devletler çapında gün geç­tikçe ünü yayılan bir olay meydana geldi: Kunduzlar geri dönüyor! Yıllardır hiç kimse Redding’de kunduz görmemişti. Sonra bir gece çevredeki bir bataklıkta söğüt ve akçaağaçları kemiren kü­çük yaratıklar görüldü. Sa­baha doğru her yer devrilmiş ağaçlarla dolmuştu. Yakındaki bir su kanalı dallarla tı­kanmış ve kasaba yolu 30 cm su altında kalmıştı.

Kasaba yetkilileri ka­nalı temizlemek için hemen bir yol ekibi gönderdi. Kanal iyice temizlendi ve yol açıl­mış oldu. Ertesi gün kun­duzlar oraya tekrar bir baraj yaptılar. Birçok defa kanal temizlendi; ardından birçok defa kunduzlar tarafından tı­kandı. Sonunda yol ekibi “Yol kapalı, ileride çalışma var!” yazılı bir levha asıp gitti.

Kunduzlara ne yapıla­cağına dair tartışmalar Red­ding’de aylarca sürdü ve bir mutabakata varıldı: Kunduz­lar yolu terkederlerse onlara dokunulmayacaktı. Hayvan­ların kanala yaklaşmasına en­gel olmak için demir par­maklık yerleştirildi. Bir süre kunduzlar ortalıkta görünme­di. Kasaba sakinlerinden biri bunu pek hayra yormadı. “Tekrar toparlanıyorlar” diye ikaz etti. Kunduzlar kanala baraj yapmak isterlerse demir parmaklıkların işe yaramaya­cağını biliyordu.

Çiftçinin endişesi boşu­na değildi. Kışa doğru yol tekrar taştı. Bunun üzerine kasabalılar eyalet güvenlik komisyonunu imdada çağır­dılar. Hayvanlar canlı olarak yakalanıp 80 km kuzeye, daha az nüfuslu bir yere nakledildi.

Kunduzlar bir baraj böl­gesi seçmeye görsünler, kul­lanılan teknikler ne olursa olsun onları vazgeçirmek ko­lay değil. Bir seferinde Wisconsin’li bir çiftçinin mısır tarlasının hemen kenarında bir kunduz gölcüğünün suları yükselmeye başlamıştı. Çiftçi kesin çözüm olarak barajı di­namitledi. Ortada hiçbir şey kalmamıştı. Sonra bu gececi yaratıkların bir daha gelmemesi için çok sayıda direk dikip bunlara parlak ışıklı gaz lambaları astı. Ertesi sabah oraya gittiğinde direklerin us­talıkla ve titizlikle kemirilip yeni bir baraj inşasında kul­lanılmış olduğunu gördü. Lambalar ise suyun dibini boylamıştı.

Bu hayvan, teknolojide o dönemde ilk gelişme ha­reketlerini yaşayan Birleşik Devletler toplumunun ilgisini uyandırmıştı. Kunduz pos­tundan kürk yapılmaya baş­landı. Kürk ticareti büyük şe­hirlere kaydı. Bu dönemde kunduz postu bir süre için para yerine geçti. Bir post yaklaşık olarak yarım kilo tütün; 12 tanesi ise bir tüfek değerindeydi. Fakat insanların bu şekilde para peşinde koşması, 1800’lü yılla­rın sonuna doğru Ku­zey Amerika’nın bir­çok bölgesinde kunduz katliamına yol açtı. Ve kunduzun gitmesiyle birlikte yaşadıkları böl­geler sıkıntı çekmeye başladı. Su seviyeleri düştükçe kuruyan ku­yuların sayısı arttı. Merhamet sahibi Yaratıcı’nın rahmet eseri olarak kunduz baraj­ları, binlerce yıldır be­reketli alüvyon tabakalarının önünde set olup durmakta iken bu barajların yokluğu ton­larca toprağın denize akma­sına sebep oldu.

İnsanlar sonunda kun­duzun önemini anladığında çoğu uzak batı ve Kanada’nın ulaşılması zor yerlerinde olmak üzere yalnızca birkaç koloni hayatta kalabilmişti. Fakat yine de çoğaltmaya yö­nelik programların yürütül­mesini sağlayacak kadar hay­van vardı. Bu programlar, 1950’lerin başlarında devlete ait tabiî hayatı koruma der­nekleri tarafından başlatıldı. Montana’da hayvanlar, inişte açılan ahşap kutulara ko­nularak tabiî hayatın sürdüğü bölgelere götürüldü ve yere paraşütle bırakıldı. Maine’de kılavuzlar yine kafesler için­de hayvanları ormanlara gö­türüp orada serbest bıraktılar. Bu programlar o kadar ba­şarılı oldu ki bugün artık kunduz, Birleşik Devletlere geri dönmüş durumdadır.

Artık yapılacak tek şey bu hayvanların sayılarını in­sanlara yararı dokunacak şe­kilde dengede tutmaktır. Hay­vanın meydana getirdiği göl­cükler toprağı erozyondan korur ve sulak bölgelere da­ğıtır. Bu durum ise misk fa­resi, su samuru, geyik, ördek, kaz ve Amerikan geyiği gruplarının dönüşünü sağlar. Bu arada balıklar da artar.

En eski baraj mühendis­leri olan kunduzlar rollerini mükemmel bir şekilde gerçekleştirirler. Bir kunduz, kazabilen ve pençe vazifesi gö­ren ellere, en iri yarı ağaçları boylu boyunca dilimlere ayı­rabilen dişlere sahiptir. Ye­tişkin kunduzlar, burun de­liklerinden düz ve palet ben­zeri kuyruklarına kadar yak­laşık 120 cm uzunluğunda ve 15- 25 kg ağırlığındadır. Su içinde bütün zerafet, çeviklik ve hızlarını gösterirler; karada ise kürklü bir tank gibi hantal, uyuşuk ve beceriksizdirler. Tabiî ortamda genellikle 12 yaşına kadar yaşarlar.

Kunduzlar uysal hayvan­lardır. Kavgalı ve didişmeli yaşamaktansa huzurlu ve ne­şeli bir hayat sürmeyi tercih ederler. Aynı kaderi paylaşan birbirine sımsıkı bağlı koloni­ler hâlinde yaşarlar. Yetişkin kunduzlar, olgun ve küçük yavrulardan oluşan bu kolo­nilerin sayısı 12 civarındadır.

Herbir aile ferdi, baraj inşa etmek ve yapılan barajın bakımını yapıp sağlamlığını sürdürmek için işe ciddi bir şekilde sarılır. Barajlar tek bir gaye için yapılır: Ağaçlıklı bir bölgede birçok ağacın yü­zebileceği kadar yükseklikte ve genişlikte bir göl meyda­na getirmek.

Bir koloni yılda 1000-2000 ağaç devirir. Ağaçlan yemeyip barajlarına ve yu­valarına götürürler.

Genç bir çift bir araya geldikten sonra bu beraberlik ömür boyu sürer. Kunduzlar baharda yavrular. İnce ve ku­ru dallardan yapılmış rahat bir zeminde doğan yavru­ların sayısı iki ile altı arasın­da değişmektedir. İlk ağırlık­ları yarım kilodan daha az­dır. Başlangıçta tamamıyla kürklü olan bu yavrular çok kısa sürede su altında annele­rini takip etmeye başlayabi­lirler.

Yetişkin yavrular, do­ğacak olan yavrulara yer aç­mak için ikinci yaşlarına gir­meden kısa bir süre önce yu­vayı terkederler. Bunlar kendi kolonileri için yeni baraj bölgeleri araştıran gruplara katılırlar. Araştırma mesafelerini 15- 25 km uzunlukta tu­tabilirler. Araştırma sı­rasında koloni ile ir­tibatı kesmemek için geçtikleri yerde yumu­şak gördükleri toprakta küçük oyuklar açarlar. Kuyruklarının kenarında iki yumruk büyük­lüğündeki bezlerde bu­lunan castoreum isimli yağdan birkaç damla bu çukurların içine bı­rakırlar. Diğer kunduz­lar, bu yağı bırakanın erkek mi yoksa dişi mi olduğunu, hayvanın ne kadar süre önce oradan geçtiğini ve hangi yöne doğru gittiğini yağın misk gibi çı­kan kokusundan anlayabilir.

Sıkı ve hızlı bir ça­lışmayla kunduzlar, bir veya iki gecede küçük bir baraj or­taya çıkarabilirler. İkisi üstte ve ikisi altta olmak üzere 7,5 cm uzunluğundaki keski ben­zeri dişler sayesinde beş veya altı dakikada 13 cm’lik ağaç gövdelerini boylu boyunca dilimlere ayırabilirler. Ağaç üzerinde yapılan kısa süreli bir kabuk atıştırmasından son­ra ağaçlan baraj bölgesinde yedeğe alacak şekilde uzun­luklara bölerler. Ağaçların bir ucu dibe sıkıştırılır ve ka­yalarla bunlar aşağı doğru sağlamlaştırılır.

Kunduzların, hızlı akan sularda inşa ettikleri baraj kubbemsi yapıda olup, kub­benin kenarları her iki kıyıya sağlamca tesbit edilir. Bu şekilde, su basıncının olumsuz tesirlerinden korunmuş olur­lar.

Sonbahar sonuna doğru soğuk rüzgârlar havaya vur­duğunda kunduzlar dikkatle­rini kışa çevirirler. Dalları, çu­bukları ve taşları yığarak göl­cüklerinde yüksekliği 200 cm’yi bulan küçük bir ada inşa ederler. Kubbe şeklindeki ada­nın içi boştur ve su altında açılan iki veya üç tünelden içeriye girip çıkılabilmektedirler. Adanın dış yüzeyi ça­mur tabakasıyla kaplanır. Sıcaklık düştüğünde bu tabaka çimento gibi sertleşir. Üstte sıvasız bir baca serin ve taze havanın içeri girmesini, sıcak ve durgun havanın dışarı çık­masını sağlar. Donmuş göl­lerin, kunduzu buz altında mahsur tuttuğu kuzey böl­gelerinde hayvanlar, gölcü­ğün dibine yüzlerce dal batırarak bir kış kileri hazırlarlar.

Kunduzların hayatının incelenmesiyle ortaya çıkan bu bilgiler, bazı sorulan gün­deme getirmiştir: Bu hay­vanlar hangi akıntının ağus­tosta kuruyup akmayacağını, bahar yağmurlarının baraj­larını yıkıp götürebileceğini ve nerede en az çalışma ile en geniş gölcüğü oluşturabile­ceklerini nasıl anlamakta­dırlar? Bunlara ek olarak su­yun tepe aşağı akacağını ve kontrol edilebileceğini, yö­nünün değiştirilebileceğini, baraj yaparak zaptedilebileceğini kunduz nasıl bilmek­tedir? Barajın temelinde gö­mülü bir boru ile gölcüklerindeki su seviyesini nasıl ayarlayabilmektedirler?