Sızıntı Arşivi

Ağustos 1987 · s. 2 · 3 dakikalık okuma

Kozmik Perde

Murat Yıldırım · Astronomi

ag87-2.jpg

Tabiat, görünür âlemin yaratılması, tanzimi, transformasyonudur; diğer bir ifadeyle kâinattaki fiiller bütünüdür; zaman ve mekanın, madde ve hareketin topluca ifadesidir, Lûgatta ise; namus, kanun, huy, yapı, fıtrat mânâlarına gelir. Her insanın bir tabiatı (huyu, namusu) olduğu gibi, her maddenin ve kâinatın da bir tabiatı (namusu, kanunları) vardır.

Kâinata ait İnce hassas varoluşlar, sanki gözümüzün önünde hafifçe dalgalanan bir perde, sanki bos ve sonsuz bir kağıda kalemin ucunun dokunmasıyla yazılan birer yazı, birer kabartıdır. Bir kudret ve ilim sahibi var ki, yazıyor, yaratıyor, hareket veriyor. Fakat bu yaratıcı, bu kalemin sahibi, görülemiyor. O'nunla bizim aramızda fiilen, yaratılışları, "Ol" deyişleri yer alıyor. Ve bunlar bir perde gibi Örtülüyor gözümüzün önüne, hakikat gizleniyor. Bu kozmik perde, hakikati (Hakkı), hem açıklıyor (Zahir), hem de gizliyor (Batın). Perdeyi kaldırabiIirseniz O'nunla karşılaşabilirsiniz. Ama bu durum perdenin önünde olan bizler için imkansızdır. Çünkü biz de perdenin bir parçasıyız.

Gerçek mahiyeti bir "oluş" ve "yaratılış" olan kozmik perdenin, yanlış olarak "olduruş" ve "yaratış" sıfatlarına sahip olduğu tevehhüm edilmiştir. Yani varoluş için, "tabiat yaratıyor" denilmiştir. Yaratılışın son derece hassas düzeni ve yaratıkların birbirleriyle olan nihayetsiz alâkaları, insanları öylesine büyülemiştir ki, dalgınlığa ve gaflete düşenler tabiatın, varlıkları ve kendini yaratan birşey olduğuna hükmetmişlerdir. Madde ve kuvvetin birbirine olan son derece yakın irtibatı, geçmiş, hal ve geleceğiyle korkunç büyüklük, intizam ve ihtişamının doğurduğu büyüleyicilik karsısında insan, eğer ilahi mesaj ve ikaz gelmese, yaratığa "yaratıcılık" isnad edebiliyor, tabiatı ilahlaştırabiliyor.

Mânâ ifade eden bir yazı varsa ve kitap sürekli yazıl/yorsa, bu bilgi ve yazılısın kaynağı elbette kalemin, sonsuz ilim ve kudretin sahibi olan Allah'dır. Bizler O'nu görmede, anlamada kalemin ucunun hareketlerinde, elektronların uçuşmalarında, kozmik perdenin dalgalanmasında, kayıtlı ve sınırlı varlıklar durumundayız. Tabiat, gözler için, akıl için O'nun sırrı veya perdesidir. Akla düsen vazife, tabiatın bir perdeden ibaret olduğunu anlamaktır.

Alemdeki tabiat, yani Hakk'ı gizleyen örtü gibi, insanda da ruhu gizleyen bir perde vardır. İnsan yaratılmıştır ve Yaratan'ını tanımak gibi çetin ve güzel bir imtihana tabi tutulmuştur. Yaratılışı gereği, Hakk'ı, içinde açık (Zahir) veya gizli (Batın) olarak görebilir, bulabilir. Kendi yapısı veya perdesi de Yaratıçı'nın fiillerini aksettirir. Sahip olduğu, kendini bulduğu vücudu, bir yaratılış mucizesidir. Vücuduna ait mekanizmaların hemen pek çoğu kendi iradesinde olmadan işler durur. Ancak bir kısmını, bozulduğu zaman farkedebilir. Farketmediği, bilmediği, duymadığı, hissetmediği yüzbinlerce mekanizma çalışır durur hücrelerinde, organlarında... Nihayet insan, birşey yapmak diler ve yapar. Ama gerçekte yaptırılmış olur. Yani insan sadece dilemiştir,kendi vücudunu bu isteğinde çalıştırmıştır. Kendisi bir istekte bulunur, vücutta bu istek binlerce yerde yansır, organların hareketiyle iş gerçekleştirilir. İnsan kendi fiillerinde de yaratılışın bir parçasını müşahede etmiş oluyor. Açıkçası tabiat gibi, insanın fiilleri de yaratılıyor. Sadece devreye, insanın iradesi girmiştir o kadar. Fakat bazen insan fiillere de sahip çıkmakta ve "ben yarattım" demektedir. Sen yapmak istedin ve yaptın. Hakikatte ise- sana yaptırıldı. "Ben yarattım" demen senin, beynini, sinirlerini, vücudunu, benliğini ilahlaştırman demektir. Sen fiillerin mecazi sahibisin, onların hakiki sahibi Allah'dır.Sen de kozmik perdenin bir parçasısın. Seni kozmik perdeden ayıran tek hususiyetin, iraden, ruhun ve ruh fakültelerindir. Sen iradenle sorumlusun, fiillerine istikamet vermekle görevlisin, onları yaratmakla değil.

İşte, âlemde "tabiat", insanda "benlik" iki mevhum (gerçek varlığı olmayan, fiillere izafeten ortaya çıkan) unsur... İnsanda benliğin hortlaması, âlemde tabiatın ilahlaştırılmasına paralel... İnsan herşeye sahiplenebildiğine, fiillerini yaratabildiğine(!) göre, kendisinin de bir parçası olduğu kâinatın her bir parçası ve bütünü de kendi kendini yaratıyordu(!). Tabiat, o insanın gözünde "perde"likten çıkıp ilahlaşmıştır. Materyalizm de bu çerçeve içerisinde insanlara kendisini kabul ettirmektedir. Önce benliği okşamakta, onu yüceltmekte, sonra tabiata bakışı değiştirmektedir.

Enaniyet kavileşirse, karşısındaki herşey de ilahlaşır. Tek ilahı kabul etmeyen bir insanın sonsuz i/ahları nasıl kabul ettiği de bu düşünce mekanizması ile anlaşılır. İnsan, mevhum enaniyetini kırabilirse tabiatı ilahlaştırmaktan da kurtulabilir.

Murat Yıldırım