Sızıntı Arşivi

Kasım 1989 · s. 25 · 3 dakikalık okuma

Konuşan Gözyaşları

Rıza Şenkara · Dr. · Edebiyat

kas89

İlim adamları gözyaşını, gözü mikrobik hastalıklardan koruyan, tahriş edici maddelerin tesirini ortadan kaldıran ve gözü ıslak tutan bir vücut sıvısı olarak tarif ederler. Fakat, hissi sebeplerle meydana gelen gözyaşının açıklamasını şairlere bırakırlar.

Son araştırmalar gözyaşının, ağlama esnasında insandaki moral bozukluğunu giderdiğini ortaya çıkarmıştır. İnsan umumiyetle "ağla ki rahatlayasın" deyimini kullanmasına rağmen, ağlamanın ne işe yaradığını tam olarak bilememektedir.

W. Frey ağlama sırasında insanın gözyaşı ile vücutta strese sebep olan maddeleri attığını iddia etmekte ve teorisini ispatlamak için, birtakım deliller ileri sürmektedir. Gözyaşının salgılanmasını düzenleyen salgı bezleri vücuttaki manganezi yoğunlaştırarak dışarı atarlar.

İnsanda mizaç değişikliklerine sebep olduğu bilinen manganez, gözyaşında kandaki miktarından 30 kat daha fazladır.

İlim adamlarına göre son tesbitler iki türlü gözyaşı bulunduğunu göstermiştir. Birincisi tahriş edici maddelerin meydana getirdiği gözyaşı, ikincisi hissi sebeplerin meydana getirdiği gözyaşıdır. Hissi sebeplerle akan gözyaşının muhteviyatının diğerinden farklı olduğu ve hissi gözyaşlarının %24 nisbetinde daha fazla protein ihtiva ettiği gösterilmiştir. Stres esnasında salgılanan üç madde; leucine—enkephalin (ağrı hissini düzenler), ACTH (stresin başlamasına sebep olur) ve prolaktin (memelilerde süt üretimini düzenler) iki tür gözyaşında da bulunmuştur. Prolaktin süt salgılanmasının yanında gözyaşı salgılanmasını da temin eder. Böylece, ağlamanın cinsiyete göre farklılık göstermesi ve kadınların daha çok ağlamasının sebebi anlaşılmıştır. Evet, kadın ve erkek arasında ağlama sıklığı açısından önemli farklar vardır. Bir aylık bir sürede kadınlar, erkeklerden 4 kat daha fazla ağladıklarını ifade etmişlerdir. Kadınların kanındaki prolaktin seviyesi erkeğinkinden %60 daha fazladır. Halbuki kız ve erkek çocuklarda prolaktin seviyeleri ve ağlama sıklığı aynıdır. Kadınlarda 55 yaşından sonra prolaktin seviyesi düşer ve göz kuruluğu başlar. Yaşlı kadınlarda göz kuruluğu sendromuna sıkça rastlanması bundandır. Bu durumda, gözyaşı bezleri kâfi miktarda yaş salgılayamadığı için, göz yeterince, ıslanıp kayganlaşamaz. Ancak bu kadınlar, normalde göz kuruluğundan bahsetseler bile, hissi durumlarda zor da olsa yine ağlayabilimektedirler. Hatta birçok hasta göz kuruluğundan kurtulmak için hissi şeyleri hatırlayıp kendilerini ağlamaya zorlayarak gözlerini ıslatırlar. Hissi kaynaklı ağlamalar yaşlı kadınlarda en son kaybolan gözyaşı fonksiyonudur.

Gözyaşı ile alâkalı bazı noktaları tahrik etmek sistemin düzenini bozmaktadır. Gözyaşı bezlerine giden sinirler tahrip edilir veya lokal anestezi ile uyuşturulursa refleks ve tahrişe bağlı gözyaşları engellenebilir ancak hissi kaynaklı gözyaşlarına mani olunamaz. Gözyaşı bezi ile hafızayı, davranışları ve hissi tepkileri düzenleyen sistem olan limbik sistem arasındaki sinir bağları kesilecek olursa hissi gözyaşlarının meydana gelmediği, buna karşılık tahriş edici sebeplerle meydana gelen gözyaşının aktığı görülür.

Araştırmanın enteresan neticelerinden birisi de kadınların %85'inin, erkeklerin %73'ünün ağladıktan sonra kendilerini daha iyi hissetmeleri idi. Ayrıca ağlamamız lâzım geldiğinde duygularımızı bastıracak olursak fiziki ve psikolojik olarak kendimizi daha kötü hissedeceğimiz de ilim adamlarının görüşleri arasında.

Pitsburg Hemşire Okulu'nda yapılan bir araştırma sağlıklı insanların, ülserli hastalardan ve bağırsak rahatsızlığı bulunanlardan daha kolay ağlayabildiklerini gösterdi. Bundan da anlaşılıyor ki, ağlayamayanlar mide ve bağırsak hastalıkları gibi birçok hastalıklara daha fazla yakalanmaktadırlar. Bir belirtisi ağlayamamak olan irsi dysautonomia hastalığına yakalan çocuklar, hissi açıdan stresli hâdiselere karşı da dayanıksızdırlar. Bütün bu araştırmaların neticesi olarak şu söylenebilir. Strese direnç göstermede hissi gözyaşının ehemmiyeti çok büyüktür.

Ağlamak, bütün fizyolojik tesirlerinin yanında insanın mânâ dünyasında da kendini aktif halde gösterir. Ayrıca, o, stresten kurtulmanın en belirgin ifadesi, bir boşalma ve yeniden dolmayı özleyişin dile getirilişidir.