Eylül 1999 · s. 41 · 3 dakikalık okuma
Kitaplar Arasında

Nihat Dağlı
Mümin bir hapishanede mi yasıyor? Hazdan yoksun, tadsız-tuzsuz bir hayat mı sürdürüyor? 'Mutluluk mu, erdem mi?' gibi, ikili bir tercihte erdemi seçtiği için mutluluğu erteleyen biri mi? Ehl-i dünya (dünya ehli) denilmeyecek kadar bir münzevi mi? Dünya Nimetleri'nde, 'Evet evet kapkara geçti gençliğim; içim pişmanlıkla dolu. Toprağın tuzunu tadamıyorum. Ne de su koca tuzlu denizinkini... Ağzım kapalı kaldı ve ellerim meyvelere uzanamadı; çünkü dua etmek için birbirine kenetlenmişlerdi' diyen Andre Gide, mümini, 'dar kapı'nın yolcusu olarak görür: 'Dar kapıdan girmeye çabalayınız, çünkü geniş kapıyla geniş yol, insanları mahva götürür ve buralardan geçenler çoktur; ama hayata götüren kapı dar, yol sıkışıktır. Ve bunları bulanlar azdır.'
Andre Gide'nin kahramanları, bir trajedi ve kıstırılmışlığın içindedirler. Dar kapıdan geçmeye çalışan kahraman, her şeye rağmen bu kapıdan geçememenin ezikliğini yaşarken, hayata yabancılaşmak suretiyle de, hazdan yoksun kalmış ve bir çok şeyi elden kaçırmış olmanın sıkıntısını çeker. Gide'nin romanlarını okuyup bitirdiğinizde şunu söyler hale geliyorsunuz: Dini tercih etmek, hayatı unutmak anlamına geliyor. Kışkırtıcı bazların tam ortasına düsen insanın (müminin) ağzı kapalı ve elleri bağlıdır; nazları tadamıyor ve bir yaz gününün ortasında duyulan susuzluğa ilaç gibi gelen soğuk bir suya dudaklarını uzatamıyor. Okuyucuya şu deniyor: Mutluluğu tercih ettiğinde dini unutman gerekir; tercihin dinden yana ise, o zaman mutluluğu unutmalısın... Peki niçin öyle olsun?! Saint-Paul'den şöyle bir ayet, bu sorunun cevabı gibidir: 'Bana gelince, eskiden yasalar olmadığından yaşıyordum; Tanrı emirleri gelince günah dirildi ve ben öldüm.'Okuyucuya bir şey kalıyor: olabildiğince dinden uzaklaşmak ve olabildiğince özgürleşmek. Varlığı ve hayatı kutsaldan soyutlayarak, onu keyfince yaşamak...
Pozitivist süreç ile birlikte konuşulur ve yazılır hale gelen 'insanın özgürleşmesi' gibi tanımlamalarda insanın kazanımına vurgu yapılır. Oysa bu süreçte, daha çok İnsanın düşüşünden bahsedilebilir. Hiç şüphesiz, mümin (insan) dünyada rahat değildir, çünkü bir kaybedişin acısı içindedir; cenetten sürgün edilmiş ve burada 'yitik cenneti arıyor. Ancak hiristiyanî yorumlarda görüldüğü gibi, hiç de zavallı değildir.
'Bir gün bir kitap okudum ve hayatım bir kitabı okumaya dönüştü' cümlesiyle başlayan Dar Kapıdan Geçmek kitabı, özelde Andre Gide'nin, genelde pozitivist bakışın yoksullastırdığı zihnin acılarına işaret ediyor. Senai Demirci bu çalışmasında, acılara işaret etmekle kalmıyor; Risale-i Nur'un orjinal sistematiği içinde bu acıların hal çaresini de sunuyor. Nesil Yayınları (0.212.551 32 25) arasında çıkmış Dar Kapıdan Geçmek'ten hareketle 'dar kapı' için şunlar söylenebilir: 'Kapının darlığı, hem varlığı (insan dahil), hem de onun Yaradanını aynı anda sevmenin zorluğunu temsil ediyor. Varlığı kendi adına sevmekle, Yaradanı adına sevmek arasındaki gerilimi anlatıyor.' Evet, 'zor olan, varlığı vahiysiz seyretmemek, vahyi de varlığın şahitliğinden mahrum etmemektir. Dünyayı ahiret için terketmek kolaydır, ama dünyayı ahiret için yaşamak zordur.' Said Nursi'nin 'mana-yı harfi' dediği bakış açısı, bu dar kapıyı aralıyor; çünkü bu nazar, insanı hem varlığa hem de 'Esma'ya çağırıyor.
Dar Kapı'nın roman kahramanı Alissa, Jerome'u sevmesinin Allah'ı sevmesine mani olacağını düşünüyordu. Jerome, Alissa'ya takılıp, Allah'ı unutabilir veya Alissa, Jerome'u geçemeyip Mevla'dan olabilir, kanaatindeydi. Alissa hem haklıydı, hem haksızdı. Haklıydı, çünkü 'bir kalbe iki sevgi aynı anda sığmaz' diye düşünüyordu. Peki, hem varlık, hem Halik sevilemez mi? Varlığa kendi adına bakılırsa, cevap 'hayır'dır. Ama varlığa bir de Halik adına bakmak ve onu öyle sevmek var. İslam'ın varlığı yorumlayışında, tercihler, ya Leyla, ya Mevla keskinliğinde değil. Çünkü Mevla bize kendini Varlık'la tanıttırıyor, bizi Varlık'la sevindiriyor, kendini Varlık'la sevdiriyor. İşte, Alissa'nın haksızlığı (ve Andre Gide'nin yanılgısı) da bu kapıyı çalmamasıyla başlıyor. Allah'a giderken varlığı terketmek yerine, varlığı O'na yol etmek de vardır. Alissa'nın (ve çoğumuzun) hatası, muhtaciyet halini aşmaya çalışmasıydı. Oysa hem varlığı, hem de Allah'ı sevmeye muhtacız. Çare bu ihtiyaçlardan birini inkâr etmek değil, ikisini de görüp, ihtiyacı verene iltica etmektir. Bu sebeple olsa gerek, Necip Fazıl, İslam'la arasındaki mesafenin kapanmasından sonra 'Büyük Kapı'yı yazar.
![]()
GENEL DAĞITIM: GÖKKUŞAĞI PAZARLAMA VE DAĞITIM A.Ş. Tel: (0.212) 519 39 50 - Faks: 519 39 01