Aralık 1998 · s. 522 · 3 dakikalık okuma
Kitaplar Arasında

Bu satırları yazmak
üzere oturduğumda, kitapların satır aralarından, yüksek volümlü
tartışmaların ve tarihin içinden zihnime doğru bir yığın malzeme, tespit,
teşhis, teori, varsayım, kurgu, imaj akıntısı başladı. Yeni Bir Bakış Açısıyla İlim ve
Din kitabından
hareketle, bu konuda ne yazılabilir, yazılanlar tarihî bir karmaşaya
nereden dokunabilirdi!. Şu bir gerçek ki, ilim ve din veya bilim ve din
(bilim ve ilim kavramları yerlerinden oynamış ve bugün bilim, ilim olarak
görülmektedir) denilince hemen herkesin söyleyebileceği birkaç beylik cümle
vardır. Hemen herkes
bu mevzuda
söylenenleri çok dinledi(çok okudu diyemeyeceğiz), çok duydu. Kulağını
sadece bir yere açanlar bir diğer yere karşı hep sağır kaldılar. Kavramlar
yerinden edildi; öyle bîr karanlık dönem yaşandı ki bir de baktık hiçbir
şey yerinde kalmamış. Bilim nasıl olduysa ilim kavramının tahtına oturmuş ve
aralıksız alkışlanıyor; kendisine kurbanlar sunulan kutsal tapınaklar gibi
yığınların hayatına, tasavvuruna müdahale ediyor. Yığınların bilim konusundaki
bu tasavvurları tabii ki bilimsel değil, bilimin kendisiyle çelişiyor. Onların
bu konudaki tasavvurlarını magazin belirliyor. Gazetelerin arka
sayfalarında okudukları bilimsel keşifler onları, yeni oyuncaklara kavuşan
çocuklar gibi tatmin ediyor. Temelde yığınlara dayatılan bir şey
vardır: Bilim dev adımlarla ilerliyordun Birgün gelecek bilimin üstesinden
gelmediği bir şey kalmayacaktır. Bilimin bu şatafatlı imajının karşısında ağzı
açık bekleyen yığınlara bir de engisizyon temasını aktardınız mı, dini
devreden çıkarmış oluyorsunuz. Bu süreç işlendi ve kaçınılmaz olarak, bilimin
verilerinden hareket ederek dine karşı tezler geliştiren insanlara karşı
yine bilimin verileriyle dinden yana tezler geliştiren insanlar oldu. Her
iki durumda da bilim bir onay makamı olarak işlev gördü. Uzun bir dönem,
‘bilim’in böyle bir rolü var mı?’ sorusu da sorulmadı. Türkiye’de yıllardır bu
yanılgı pompalandı. Ancak Batı için doğru olabilen din-bilim çatışması bize de
uyarlandı. ‘Din terakkiye mani midir?’ sorusuyla açılan tartışmada
İslamiyet’e, ilim’e, bilim’e büyük kötülükler yapıldı. Adnan Adıvar’ın İlim
ve Din kitabının da kurtulamadığı bu yanılgı,
eğitim sürecini yaşayan hemen herkese bulaştı. Hâlâ varlığından bahsedilen
bu yanılgıdan kurtulmanın gerekliliğine, kavramlara, ilim ve bilim tarihine
bir başka açıdan yaklaşmanın önemine işaret eden gelişmeler de yok değil.
İdeolojik bir form haline getirilen bilime nötr bir yer veren bu yeni
yaklaşımlar, tarihî bir yanılgıyı düzeltebilirler mi? Düzeltebilir veya
düzeltemezler ancak, yazdıkları ve hizmetleri üzerinde önemle durmak gerekir
diye düşünüyoruz.
Yeni Bir Bakış Açısıyla
İlim ve Din kitabı böyle bir
çalışma. Doç. Dr. İrfan Yılmaz, Doç. Dr
.
İ.
Hakkı İhsanoğlu, Selim
Aydın, Fuat Bozer, Nevzat Bayhan ve İhsan
İnal’dan oluşan heyetin hazırladığı bu kitap, Fethullah Gülen’nin sözkonusu
tartışmalara önemli katkılar yapacağına inandığımız takdimiyle başlıyor. Kitap
üç ana bölümden oluşuyor. Birinci bölümde, ilim-din çatışmasının enfüsî yanları
üzerinde durularak, konunun biraz da niyet ve bakış açısına bağlı
olduğu vurgulanıyor. Kitabın ikinci bölümünde, Tarih Boyunca İlim-Din Münasebetleri başlığı altında, çok eskilerden Orta Çağ’ın sonlarına kadar
devam ede-gelen ilmî gelişmelerin ve bunların temelindeki dinamiklerin
ilâhî kaynaklı olduğu söyleniyor. Kitabın üçüncü bölümünü oluşturan Yeni Çağ’dan
Günümüze İlim ve Din başlığı altında ise, ilâhî kelama
yönelme ölçüsünde tekvini emirlerin daha bir anlaşılır hâle geleceği,
varlık ve hâdiselerin çok daha derin anlamlar kazanacağı
hatırlatılıyor.
Safvet Senih, bu coğrafyaya rengini veren, bu ülkenin kimliğini oluşturan değerlere yaslanan bir yürek. Ortak şuurun kabullendiği ve seslendirdiği evrensel dile dikkat çeken bir yerli. Bu ülkenin gerçekliğiyle yüzleşmiş her kalem gibi o da daha sıhhatli bir ülkede yaşamak istiyor. Hatıraların Işığında yazdıkları, bir pratiğin nesnelliğinde görünen objektifliği gösteriyor. Bu kitaba geçenler, zamanın bir diliminde yaşanmış ve kahramanları da canlı kanlı bu ülkenin insanları olan hadiselerden geride kalan hatıralardır. Bu hatıraları okuduğunuzda, bu ülkenin sahici kimliğine sırt dönen bir zihnî durumun devam ettiğini göreceksiniz. Safvet Senih Hatıralar Işığında, anlamsız bir dayatmanın mantığını ortaya koyarken, sağlıklı bir kişilik ve yapının oluşum evrelerine de dikkat çekiyor.