Kasım 1998 · s. 473 · 3 dakikalık okuma
Kitaplar Arasında

NİHAYET YAĞMUR YAĞDI
Nihayet yağmur yağdı. Yıllarca özlemini çektiğimiz kültür-edebiyat-sanat suyu gürül gürül, sağnak sağnak boşandı semamızdan... Her ne kadar bekleyiş sisli ve puslu havalarda olsa da yağdıkça günlük güneşlik bir iklim doğacak ondan... Tıpkı Ayşe Şasa’nın Ebruya Düşen Ateş Denizi ya da Narı Nura Çeviren Aşk isimli yazısında yepyeni bir dünyaya doğuşu gibi...
Yağmur Dergisi de elindeki meşaleyle gelecek nesle ışık sunacak onların sisli ve puslu dünyasını aydınlığa boğacak...
Gökyüzünde nem arttıkça yağmurun doğuşu başlamıştır. Karanlık, kaoslu günler, sıkıntı ve hafakanlı mevsimler onun gelişini hazırlar Sonra bulutlardan inen katreler işin son kertesidir. Doğuş, yağmurun yağışıyla netleşmiş olur.
Dergide Yağmur Musikisi şiiri kapağın hemen ardında bize gönül bestesini ve diriltici soluğunu sunma adına gayet manidardır. Kapı açılıyor ve biz bir metafizik beste ile karşılaşıyoruz.
Beyan yazısı ise, içimizdeki sözün gücü hakkında en müphem kapı ve girift şifreleri açmakta ve bizi anlatım ve üslûp kazanma adına azim ve gayret iklimlerine çekmektedir...
Mustafa Armağan Boğaziçi
ve Edebiyat isimli
yazısıyla tatlı ve güzel bir üslûpla bu doğuşa eşlik etmiş. Fatih Bağcıoğlu
Necip Fazıl’ı ve şiirlerini konu alan yazısıyla bu güzel ve ritimli senfoniye
katılmıştır. Ahmet Turan Alkan her zaman içimize bengisu akıtan güzel
üslubuyla bu sihirli melodiye nefes vermiştir... Modern Zamanlardır Ne vardır
Ne yoktur yazısı bizi çocukluk günlerimizden
gençlik yıllarına ve oradan Türk Dili’nin yumuşak, tatlı ve sihirli gücünün
derinliklerine misafir etmiştir... 
Biz kâh Sevinç Çokum’un Güle Adanmış Satırlar’ ında gül kokusunu manevî bir frekansta içimize çekerken, kâh Ali Ünal’ın Kant, Scheler ve Bediüzzaman’da insan Meselesi yazısında entelektüel bir çizgide konunun derinliğine bakma ve gerçekleri görme imkânı buluyoruz. Derginin geniş ufuklarında dolaşırken birden bir ses bizi kendine çeker. O ses ile ruhumuzda bu gücün cezbesine kapılır ve bir meçhul yöne doğru ilerleriz... O an Mehmet Doğan’ın Yağmur’u edebiyat plâtformunda analiz ve sentez eden nefis yazısı, içimizi gül gülistan eder ve ruhumuzda yeşillikler oluşturur ve anlarız ki bu ses bir melek sesi gibi bizi derginin asıl özüne çekmiştir... Ardından Âdem Ceyhan’ın Kanuni’nin nefis muhasebesine davet eden şiirini tahliliyle, ayrı bir ufka ama rengin ve zengin bir kaynağa ulaşırız... Ufuk Alkan’ın Ebru’yla ilgili yazısı hem muhteva açısından hem de üslûp niteliği yönüyle gayet çarpıcı... Dikkatle okumanızı tavsiye ederiz.
Ne güzel bir armoni, ne nefis bir iklim örgüsü, ne parlak bir üslûplar cümbüşü... Atilla İlhan ile şiir ve roman üzerine röportaj bu çeşninin ayrı bir tadı ve lezzeti...Şiirler, ah şiirler. Onlar özümüzü kendine ne de çabuk çekerler. Ve bize en derin mesajları mısra kadehleriyle sunup geçerler... İşte Ahmet Özer’in Mektupsun böyle bir iklime sahip. Serbestlik içinde hecenin ve aruzun disiplini hâkim şiirde. Adeta eski ve yeni tarz ve muhteva güzel bir senteze ulaşmış bu mısralarda..
Ali Ünal’ın Çeşmha-i Can şiiri de öyle; ruhun canan için, onun yollarında akıttığı gözyaşlarını ve binlerce gönül gözünü tasvir ediyor mısra mısra. Ayrıca Yunus’un Diyarında ve Âşıklar şiiri bizi maddenin mana potasında eridiği ve ölçünün ölçüsüz ve sınırsız bir mana denizinde billur taştığı atmosfere çekiyor...
Yağmur’un bize üç ayda bir sunacağı bengi-suları sabırsızlıkla bekleyeceğiz. Bu milletin yıkılışı edebiyat ve sanatın süflileşmesi ve kültür dünyamızın küf ve pas tutması ve çürümesiyle oldu. İnşaallah böyle güzide dergiler ile dirilişi de yine edebiyat, sanat ve kültürün gereken değeri bulması ve sağduyuyu geliştiren ulvî seviyesine ulaşmasıyla ve gerdek hedefe ruhları taşımasıyla gerçekleşecek...
Ümidimiz bu istikamette. Yağmur’a bu ulvî gayesinde başarılar temenni ediyoruz…