Mart 1996 · s. 89 · 1 dakikalık okuma
Kitaplar Arasında
Hepimizin içinde, yabani
atıklarla kirlenmemiş billur bir dünya duruyor. Bizi yıkamak, kir tortularından
arındırmak için akmayı bekliyor.
Bir bahar sabahının serin sessizliğinde, hafif hafif yağan yağmurla ıslanmış papatyanın narin beyazlığını okşarken, bu billur dünyanın yüreğimizden taşarak parmak uçlarımıza doğru aktığını hissederiz. Cennet kadar pak tebessümleriyle bizi çağıran ve gözlerimizden yakalayan çocuğun gamzelerine bir öpücük kondururken, özümüzdeki o dünya yine harekete geçer ve biz tamamen özleşiriz.
Billur dünyanın içimizde aktığı zamanlar hep böyle olur.
Keşke her lahza bu akışın senfonisini hissedebilseydik. Ne var ki, gün içerisinde çok kirleniyor ve darbe üstüne darbe yiyoruz. Yüreğimizin gözlerine kirden dağlar giriyor ve körleşiyoruz. Özümüzdeki billur dünyanın etrafında aşılmaz çitler oluşmak suretiyle, küf ve ağ bağlamış kuytu köşelerin soğukluğuyla vuruluyoruz.
Bu bizim ölümümüzdür. Oysa ölmek istemiyoruz. Cennete dökülecek bir sevda ırmağının eteklerinde boy vermek istiyoruz. Akarken etrafını yeşile dönüştüren bir akarsuyun kenarında yıkanmak, arınmak ve kendimiz olmak’ durumundayız.
Geride, muhakkak yüreğimize yabancılaştığımız zamanlar bırakmışızdır. Önümüzde ise yaşayacağımız vakitler olacak mı, belli değil. Ancak bugün hala yaşıyoruz. Herşeyi kaybetmiş değiliz. 0 halde içinde billur dünyanın akmadığı geçmiş zamanlarımızı, tevbenin aydınlığıyla yıkamalıyız. Ve yaşadığımız şimdiki zamanların içlerine, özdeki bi/tür dünyanın berraklığını, paklığını ve sıcaklığını taşımalıyız.
Özdeki Billur Dünya, Mehmet Erdoğan’ın hikâyelerinden oluşuyor. Hikâyelerin çoğunun mevzusu yaşadığımız hayattan alınmış. Şair ve denemeci kimliğiyle tanıdığımız Mehmet Erdoğan, Kardelen Çilesi’nden sonra bu kitabında da hikayeci yönünü ortaya koymuş. Başarılı veya değil, onu hikayecilikte söz sahibi imzalar söyleyecek.
Evet, Özdeki Billur Dünya, içimize akmak, ellerimizden tutup, bize, huzurun kalbine doğru yol aldırmak ister. Ne dersiniz, kendimizi onun kollarına bırakalım mı?