Sızıntı Arşivi

Mart 1996 · s. 90 · 4 dakikalık okuma

His Ve Düşünce Ufku

Mehmet Erdoğan · Edebiyat

PİR-İ MÜEZZİNİM

Zahirde Bilal köle.

Bilal kıvırcık, Bilal karaydı.

Kader hüküm vermiş.

“Said” yazmıştı amma.

Ümeyye küfrü seçmişti

Yanında Bilal ‘in , maskaraydı.

Kudsi davetini Hazret-i Peygamberin

Duyunca ikrar eyledi gönülden

Bilirdi arkasından o eşsiz rehberin

Gitmeyenlerin akıbetleri vahimdi.

Hakim, yalnızca bir vehimdi,

Yüz çevirmesi bülbülün, ruhsar-ı gülden.

Çabuk yayılmıştı Bilal’in imanı,

Ak koyun belli oldu kara sürü içinde.

Bir öğlen vakti hararet yutarken zamanı

Yudumlarken acıyı özgür bir dudaktan

Hasrettin yılgın millerce uzaktan

Soylu bir feryat yükseldi

Lerzeye geldi yer ve gök.

Lerzeye geldi çölün kumları.

Kan döktü yaş yerine ehl-i sema.

Ve küffara güldü cehennem zakkumları.

Arşa değin Bilal dilince

“Ehad! Ehad!” yükseldi.

Can kapıya dayandı.

Mürşid müridine yandı.

Ebu Bekir Sıddık; Ebu Bekir yar-ı gar.

Fhıı Bekir’de şefkat Cebel-i Uhud kadar.

Satın aldı Bilal’i, sonra

Sattı Allah’a...

Her dem ufkunu Nebi bürüdü.

Bengisu içti Nebi parmaklarından.

Ehad aşkına yandı, cennete yürüdü.

Bengisu içti Firdevs ırmaklarından.

Şimdi yatarken ol mübarek makberinde

Avazesi sadalanır her müezzinin

Her Allahüekberinde.

Rıdvan Birçiçek/istanbul

Şiiriniz gayet güzel bir üslupla ele alınmış Maskara kara vahim vehim; kum, zakkum; parmak, ırmak” gibi güçlü kafiyeler oldukça dikkat çekici... Bunun yanında “yudumlarken acıyı özgür bir dudaktan, Hasretten yılgın, Nebi parmaklarından bengisu içmek. Küffara cehennem zakkumlarının gülmesi” gibi imajlar şiire ayrı bir güzellik katmış.

Gür soluklarınızın sayfa sayfa köşemize esmesi dileğiyle selam ve sevgiler.

ELVEDA TÜRKÜSÜ

Yüzünden solmasın ardındaki gülüşler,

Akmasın o mübarek, kutsal gözyaşların

İncinmesin ceylan misali bakışların

Değmese de ellerin şakaklarıma annem...

Gözümdeki halkalar ıslanmasın yaşınla,

Dağılmasın kurban olduğum zülfün,

Ve en derin en yücelen cemalin,

Söylemesen de ninniyi baş ucumda annem...

Bekle beni güzel annem, bekle beni,

Bekle beni Navşar sokaklarından, Pesan

kenarlarından,

Bekle beni timsaller saçan Efkar eteklerinden,

Ve bir gün döneceğim elimdeki güllerle,

Güller kurumuş, kurumuş ama en yaşayan

halimle,

Ve bir gün geçip halayların başına, sallarım

mendilleri,

Karışırım mutlu diyarların mutlu pınarlarına,

Bekle beni güzel annem bekle beni.

Lokman Tekin/Hakkari

Şiirinizin son kısmı gayet güzel. Sanki şiirdeki duygu yoğunluğu son mısralara süzülmüş usare gibi. Halay çeken mısralar mutlu diyarların mutlu pınarlarına karışmış böylece. “Akmasın o mübarek, o kutsal göz yaşların” mısraındaki his ve düşünceyi lerzeye getirici tablo annenin gözleri ve solgun çehresiyle bütünleşmesi için aitlik ekini kullanmak ve estetik çizgisini tamamlamak mecburiyetinde kaldık. Aynı düzeltmeyi bir sonraki mısrada da yaptık. Sizden şiir estetiği çizgi çizgi işlenmiş ve bu konuyla ilgili kelime seçiminde azami hassasiyet gösterilmiş şiirler bekliyoruz. Selam ve sevgiler.

KARDELEN

Hiç kimsenin bilmediği bir zamanda

Bir mekanda

Bir şubat sabahıydı dağ başında

Zaten önemli de değil

Bilseniz de bilmeseniz de.

Fırtınalar koparmış boranlar olurmuş

Tipiler varmış, buz varmış, soğuk varmış

Birde mavi kardelen

Ben ona “asi” dedim ilk gördüğümde

Bir şubat sabahıydı tepede yalancı güneş

Fırtınalar gizlenmişti tipiler az ötede

Ve onu ilk gördüğümde

Delerken karları inadına

Özgürlüğe, güneşe, yaşama, hasreti belli

Dayanmış zavallı

Ama özgürlük tutkusu yaşama tutkusu

Onu adeta kör etmiş

Ve kıyamadım kardelene

Ve ertesi gün giderken görmeğe

Yaprakları savururken fırtına

Alay ederken gördüm kardeleni

Ağlamak istedim

Kardelene

O kalbimde bir fırtına

Üzülme insanoğlu

Yok olmadı kardelen özgürlüğe feda oldu

Ve şu anda

Karın altında yüzbinlerce tohum saklı

Özgürlük yolunda zafer kardelenin

Sen de bilirsin insanoğlu

Onun adı kardelen.

Murat Baysal/Bingöl

Şiirinizde seçilmiş imaj güzel. Fakat bunu daha akıcı ve ahenkli bir dille kaleme alabilirsiniz.

Şiiri nesirden ayıran noktayı tespit etmiş şair serbest şiirdeki en mühim engeli geçmiştir. Eğer şiir nesir gibi okunuyorsa buna başarılı şiir demek mümkün değildir Bir de buna şiiri aşağıdan yukarıya okuyup, yahut mısraların yerini değiştirdiğimizde bir şey fark etmiyor durumu eklenirse şiirin ruhu tamamen kaçmış demektir.

Siz bu eksiklikleri şiirinizde kısmen halletmişsiniz. Daha başarılı şiirler dileğiyle selam ve sevgiler.

SAÇLARIMIN DİLİNDEKİ

AYDINLIK ÜMİTLERİM

Güneşin kara ışınlarında kaybettim aydınlık

ümitlerimi

Oysa ne hayallerle bakıyordum yarına.

Özlemi, heyecanıyla uzanırdım yatağıma.

Vakit geçmiş, şafak sökmezdi,

Hürriyeti kelepçelenmişti saatlerin

Sanki her şey durmuştu...

Oysa karanlığın buz kabuğunu iksiriyle eriten

Güneşe methiyeler dizecek,

Tatlı tatlı üşüşecektim bir bahar sabahı.

Ağlayacaktı buzlar şınl şırıl

Ve bir kar çiçeği başını uzatacaktı.

Ardından çiğdemler bürüyecekti

çıplak dağların

Kıyamdaki zirvelerini, yalçın

dumanlı dağların.

Ulvilik katardı bu destan, güftesine şarkıların

Binlercemize ninni diye söylenirdi.

Rüyalarımızı süslesin diye herşey...

Dinim, vatanım, bayrağım, milletim içindi

Saçlarımın dilinde yılların ızdırap besteleri

Ve ben...

Güneşin kara ışınlarında kaybettim

aydınlık ümitlerimi.

Yavuz Yılmaz/Tayland

Şiiriniz gayet güzel. Serbest şiirdeki yeni imaj çizgisini yakalamışsınız. Ölçülü ve kafiyeli şiirlerde bu imaj bazen kafiye güzelliği ve ölçü tarzıyla tamamlanabilir. Fakat serbest şiirde böyle bir yan destek olmadığı için imajlar çok güçlü olmalı. “Güneşin kara ışınları, Hürriyeti kelepçelemiş saatler, karanlığın buz kabuğu, Buzların şırıl şırıl ağlaması, kıyamdaki zirveler, saçlarımın dili” bu yeni imaj ve terkiplerden bazıları. Sizden daha güçlü ve daha özenli işlenmiş güzide şiirler bekliyoruz. Selam ve sevgiler.

RABBİM HATA ETTİM

Ben, bir balığım Rabbim. Suyun kadrini bilmemiş, sudan çıkınca anlamış, gözü nedamet yaşıyla dolu bir balık.

Evet Rabbim, ben Sen’in asi bir kulunum, tekkesine isyan etmiş bir Yunus’um. Yandım Allah’ım! Sen biliyorsun; kebap gibi yandım.

Çok özledim Allah’ım günahı olmadan günahına ağlayanları, o nur evlerdeki nurani alınları, “nur”lardan süzülen nur solukları.

Nadimim Allah’ım, hem de çok nadim. Taptuk Emre’nin dergahında bir şey yok diye dergahı terk ettim. Meğer her şeye yoklukta imiş, Pişmanım hem de çok pişmanım ve bu pişmanlıkla çok perişanım.

Sabri Salman/Bartın

Yazınız ciddi bir muhasebenin akisleri. Bazen yakıcı bir feryat, bazen ılık bir gözyaşı gibi cümleleriniz..... Seciler ile tam ritmini bulmuş bu dua, nicelerinin yüreğinde gizli gizli kaynamakta bugün. Siz bir indifa ile o alevden duyuları Mevlana’ya bir tazarru, bir niyaz şeklinde sunmuşsunuz. Güzide yazılarınızın içli duyuşlarınızın devamını diler sevgi ve selamlar sunarız.