Ekim 1989 · s. 11 · 3 dakikalık okuma
Kırmızı Ötesini Gören Yılanlar

Doç. Dr. Şerafeddin Alan
Hayvanların herbirini kendine has organlar ve sanatlı cihazlar ile techiz eden Kâinatın sahibi, hiçbir canlıyı eksik bırakmadığı gibi hiçbirine de faydasız bir cihaz vermemiştir. Hepsine gıdasını temin edip, yaşayabilmesi ve neslini idame ettirebilmesi için ne gibi hususiyetler gerekiyorsa, ilâhi hazineden hediye edilmiştir.
Görmek için bütün hayvanlara göz veren Yaratıcı, her canlının gözünü, ona en faydalı olacak şekilde planlamıştır. Arının gözü çiçekleri görmek üzere ayarlanacak biçimde, şahinin gözü yerdeki fareyi görmek üzere, insanın gözü de bütün kâinata ibretle bakacak şekilde ve hepsi de güneş ışıklarını hissedecek hususiyette yaratılmıştır.
Yılanların bazı türleri normal ışıktan başka kırmızıötesi (infraruj) ışınlarını da hissedip değerlendirme kabiliyetine sahiptir. Bu yılanlar normal ışığı gözleriyle, kırmızı ötesi ışınları da gözün ön tarafı ile burun deliği arasında hassas infraruj dedektörüyle alırlar ve her iki organdan gelen mesajlar, beyin tarafından tek bir görüntüye çevrilerek algılanır.
Bilhassa gece avlanan zehirli yılanlara has olan kırmızıötesi dedektörleri sayesinde yılanlar (mesela çıngıraklı yılan) gıdalarını teşkil eden fare gibi kemiricileri karanlıkta bile olsalar çok büyük bir isabetle yakalayabilirler. Farenin yakalanıp yem olmasına sebeb, yine kendi vücudundan yayılan ısıdır. Bütün sıcakkanlı hayvanlar, vücudlarından neşrettikleri infraruj ışın dalgaları sebebiyle en koyu karanlıkta bile yılan tarafından rahatlıkla görülebilir.
Yılanların İnfraruj gözleri o kadar hassas bir şekilde yerleştirilmiştir ki, her-bir gözün infraruj ışın alma sahası hayvanın uzun eksenine göre yandan 25-105° arasını, dik olarak da enine eksene göre 45° aşağıyı, 60° yukarıyı içine alır. Bu gözler, içi hava dolu iki bölme arasında ısıya hassas sinir uçlarından oldukça bol miktarda bulunduran iki zardan yapılmıştır. Bu zara gelen trigeminal sinir uçları beyine kadar uzanır (Şekil 1).

İnsandaki dokunma, basınç, ısı ve ağrı gibi duyuları içine alan sistemin bir benzeri olan bu sistemde mesajlar beyine trigeminal sinirle taşınır. Yılanlarda bu sinirin mühim bir kısmı kırmızıötesini gören gözlere gelir. Beyindeki bazı merkezler de bu hususi duruma uygun şekilde programlanmış olup alınan duyularla mekan tayininde büyük rol oynarlar.
İnsan, bir cismi tanırken farklı idrak usullerini kombine eder. Meselâ, bir kuşu tanımak ve yerini tesbit etmek için hem görme, hem de işitme duyumuzu kullanırız. Aynı şekilde bu yılanların beyinlerinin optik çatısında görme yoluyla gelen sinyallerle, infraruj organdan gelen sinyaller, birlikte değerlendirilir.

Hem kırmızıötesi ışınları hem de görmeye ait malumatları birleştirip değerlendirme faaliyeti neticesinde yılan kendisini çevreleyen dış dünyayı tanımış olur. Böylece hayatını devam ettirebilmesi bakımından, dış âlemle o canlı arasında gerekli ayarlamaların yapıldığını açıkça görmekteyiz. Eğer yılanın avı vücudundan ısı çıkarmasa, yılanda ısıyı alacak sisteme gerek olur muydu? Bu da bize tesadüfi hiçbir şey olmadığını, her hâdisenin sonsuz ilimle kurulmuş bir plâna bağlı olduğunu göstermektedir.
Sırlı Bir Organ :
Yılanlardaki infraruj gözlerin hususiyetleri 1930 yılında tesbit edilmiştir. Bir müzenin araştırma laboratuvarında gözleri kapatılan fakat bu infraruj organları açık bırakılan yılanın önüne yanan ve yanmayan iki ampul konulduğunda yılanın hiç şaşırmadan yanan ampulü ısırdığı görülmüştür.

İnfraruj organın üzeri kapatıldığında ise yılan sıcak ve soğuk ampülleri ayırdedememiştir. 1950 yılında bu organın, infraruj ışınları aldığı ve beyne gönderdiği organdan beyne giden sinirin, elektrik aktiviteleri ölçülerek gösterilmiştir. Daha sonra, karanlıkta bile olsa sıcak bir cismin varlığında bu sinirin elektrik potansiyeli değişiklikleri gösterdiği anlaşılmıştır. Aynı cisim soğuk olarak yılanın önüne getirildiğinde sinirde herhangi bir elektrik değişikliği görülmemiştir. Isı veren cisim ile yılanın arasına şeffaf bir ekran konulsa ve bu ekran ışığı geçirmesine rağmen ısıyı emerek arkaya geçirmese bu sinirde yine bir elektrik değişikliği görülmez. Bu deneyler neticesinde yılanın kırmızıötesi ışınlara (yani ısı dalgalarına) karşı hassas olduğu anlaşılmıştır.