Sızıntı Arşivi

Mayıs 1991 · s. 146 · 4 dakikalık okuma

Kine Doymayan Dünya

M. Fethullah Gülen · BAŞYAZI

Yaşama mücâdelesi veren ve yarınlara ulaşmak isteyen her millet, ancak, kendi güç kaynaklarına; kendi ma'nâ köklerine, kendi dînine, kendi îmânına, kendi azmine dayandığı ölçüde mevcudiyetini devam ettirebilir. Aksine, ne ayakta kalması, ne de varlığını sürdürmesi mümkün değildir. Ya biz bugüne kadar öyle mi yaptık? Yıllar var ki, kanımızı emen, canımızı çıkaran düşman bir dünyâya yöneldik, onunla bütünleştik ve onu varlığımızın en esaslı unsuru saydık.. o kadar ki, bu dünyâyı her zaman mihrabımız gibi gördük, kıble-nümâlarımızla onu aradık.. Ondan merhamet dilendik ve ondan hayır ümîd ettik. Onlar da sürekli bizim bu zaafımızı değerlendirip kendi dünyâmıza, kendi târihî dinamiklerimize itimâdımızı sarstı, şuurlarımızı dumura uğrattı, irâdelerimizi felç etti ve kapılarının âzâd kabul etmez köleleri haline getirdiler. Asırlarca, ne onlar cefâdan usandı, ne de bizler vefada kusur ettik.. yıllar hep bir Muharrem gibi gadr u efgânla akıp gitti ve bu cennet ülke âdeta bize bir Kerbelâ oldu.

Kaybolmuş o yıllardan, devamlı kulaklarımızda uğuldayıp duran ve tasavvurlarımızı bir sis, bir duman gibi saran bu zâlim dünyânın o günlere âit yalanlarını, vefasızlığını, samimiyetsizliğini, istismarını bir kısım tedailerle “çağrışım” hatırladıkça, aradan bunca yıl, bunca zaman geçmiş olmasına rağmen, hâlâ ruhlarımızın isyanla kükrediğini, gönüllerimizin nefretle dolup-taştığını nabızlarımızın öfkeyle attığını hissediyor ve yenilerinin zuhur edebileceği endişesiyle tir tir titriyoruz. Endişe ettiğimiz şeyler zuhur etmiyor da değil.. işte yanı başımızda yıllarca devam eden Irak-İran kanlı boğuşması! İşte Azerbeycan faciası..! İşte “harap illeri, yıkılmış hân u manları,kimsesiz gölleriyle” hâlâ bir kan ve irin gölü gibi dalgalanıp duran Körfez ve Irak..!

Evet, her fırsatta kendini medeniyetin beşiği, insanı, insanî değerlere taşıyan aydınlık koridorun ışık kaynağı ve devletlerarası dengenin en önemli unsuru gören “batı” dediğimiz bu insafsız dünyâ, hemen herzaman ya bizzat veya iğfal ettiği bir kısım çapulcularla -hem de medeniyet adına-vahşetlerin en utandırıcılarını irtikâp etmiş, insanlığı ışığa çıkaracağım diye, yığınları sürekli karadelikler etrafında dolaştırmış ve dünyânın her yanında, milletlerarası muvâzeneyi bozucu karanlık oyunlar oynamış, akla-hayâle gelmedik entrikalar çevirmiştir., hele İslâm dünyâsına karşı hiç mi hiç insaflı olamamış.. insaflı olmak bir yana, her fırsatta gelip gelip bu mazlum dünyâya yüklenmiş., onu bölüp parçalamış.. yer yer ırk ve mezhep mülahazasıyla bu koca âlemi birbirine düşürmüş, Öyle kindar, öyle kanlı bir ittifaktır ki, zamanın hiçbir diliminde ve târihin hiçbir devrinde kat'iyyen haçlı düşüncesinden kurtulamadığı gibi hilâli de hiçbir zaman hazmedememiştir.

Bu mağrur ve bencil dünyâ, her zaman kendisini medeniyet kürsüsünün biricik hatibi, ilim ve düşünce hayatının en aldatmaz rehberi görmüş; dolayısıyla da herkesi cehaletle, barbarlıkla karalamış; tabii, ona göre, bu câhil ve barbar yığınların(!) hakk-ı hayatı ve hikmet-i vücûdu olmadığından, onları ortadan kaldırmada da beis görmemiştir.. görmemiş ve bu vahşî, bedevi -gerçek vahşîler ve bedeviler zamanın tefsiri içinde ortaya çıkacaktır- milletlerin içişlerine karışmış; bu karışmayı da medeniyet ve demokrasi -bunca zulüm ve şenaate vize veren bu ucubeler de ne ise?-hamleleri saymış; kan dökmüş, kan içmiş, ülkeler yakıp-yıkmış, idare şekillerine müdâhalede bulunmuş ve kendi içindeki boğuşmaları aşabildiği ölçüde hemen her zaman başkalarıyla uğraşmış.. sonra da bütün bunları bir fazilet ve insanlık mücâdelesi gibi göstermeye çalışmıştır.

İhtimal ki, bugün hâlâ o, sebebiyet verdiği katliâmları, çiğnenen ırzları, pâyimâl olan namusları, gizli-açık yağmaları, bir temaşa zevki içinde seyretmekte ve bu temaşadan da, arenalarda ma'sum insanları, vahşi hayvanlara parçalatan nâpâk soyu kadar olsun teessür duymamaktadır.

Bir zamanlar Ortaasya ve Balkanlarda, târihin en utandırıcı, en zâlim tahrip ve yağmalarını gerçekleştiren bu iki yüzlü dünyâ, mübarek soyumuzun bize emânet ve hâtırası olan bu ülkeleri bir baştan bir başa, günahsız insanların gözyaşları, tâli'siz nesillerin al kanlarıyla suladığı gibi, şimdilerde yeni ilâve, yeni sistem ve farklı usullerle insaniyetperverliğini, ruh asâletini(!) bir kere daha gözler önüne serdi ve kendini isbatladı...

Ah uğursuz insanlık! Sen, hem de medeniyet, demokrasi, hürriyet ve insan hakları gibi kelimelerin, dilden düşürülmediği ve edebiyatının yapıldığı bir çağda, binlerce ma'sum çocuk, tâli'siz genç ve bedbaht yaşlıların, bir kısım modern cellatlar elinde böyle parçalanıp-doğranmasına sessiz mi kalacaktın? Şeytanlara rahmet okutturan bu canavarlıklara alkış mı tutacaktın? Nerede Batının yüksek tirajlı gazeteleri! Nerede Times'ler, Washington Post'lar, Le Figaro'lar, Independent'ler, Le Monde'ler, Tribune'ler, Daily Telegraph'lar! Nerede insanlık için intişâr ettiğini dilden düşürmeyen büyük mecmualar! Nerede Observer'ler, Stern'ler Newsweek'ler, Reader's Digest'ler! Nerede dünyâ radyo ve televizyon kurumları! Bütün bunlar niçin sustular.! Ve yazarken de mazlumları hakîr görüp zâlimlere “Bravo” çektiler!

Aman Allah'ım! Meğer menfaat hırsı, çıkar düşüncesi, İslâm düşmanlığı ve küfür yobazlığı insanları ne seviyeye düşürüyormuş..? Biz hem muhteşem devirlerimizde hem de tâli'imize yenik düştüğümüz dönemlerde insanları hep azız bildik, azız tanıdık; başkalarının da böyle davranacağı kuruntusuna kapıldık. Ama; esefle ifâde edelim ki, şimdiye kadar pekçok defa aldandığımız gibi, şu anda da aldatılmak istendiğimizi görüyor ve “yazıklar olsun!” diyoruz. Yazıklar olsun asırlardan beri bize göz açtırmayan Batının kırk haramilerine! Yazıklar olsun İslâm dünyâsını bir kere daha zulüm paletleriyle çiğneyip geçenlere! Yazıklar olsun denizlerimizi kirletip topraklarımızda kan seylâpları meydana getirenlere! Yazıklar olsun hunhar haydutların katlettikleri bunca günahsız insan karşısında sessiz kalanlara! Yazıklar olsun semâları titreten masum çığlıklarını duyup ürpermeyenlere! Yazıklar olsun zalime, zulmü alkışlayana ve bu kızıl kıyametten birşey anlamayana!

Biz, hicran dolu sinelerimizin âhıyla inledik ve bir sürü “Yazıklar olsun!” çektik. Bu önemsiz olabilir. Ne var ki, Gayretullâh'ın dile gelmesi böyle olmayacaktır. O konuşunca, bugünkü mağrur ve gaddar başlar “keşke..!” deyip iki büklüm olacak ve oturup ağlamaya bile fırsat bulamayacaklardır.

“Zâlimlere birgün söyletir

Kudret-i Mevlâ,

Tallahi lekad âserakâllâhü

aleyna”(*)

(*)Vallâhi, Allah seni bizden üstün kıldı.” (Yusuf, 91)

SIZINTI