Ocak 1997 · s. 533 · 7 dakikalık okuma
Kime Göre Mükemmel Neye Göre Basit
Arif Sarsılmaz · Prof.Dr. · Biyoloji

Tesiri her geçen gün azalmakla birlikte, günümüzde halen belli çevrelerce ısrarla sürdürülen
evrimci biyoloji görüşüne göre hayvan grupları arasında omurgasızlardan omurgalılara, balıklardan memelilere, fareden maymuna doğru mükemmelliğin ve gelişmişliğin arttığı iddia edilerek evrim teorisine destek aranır ve her nedense de çoğu kimsenin aklına ‘kendi kendine mükemmele gidiş” olup olamayacağını sorgulamak gelmez. Hayvanlar arasındaki gelişmişlik ve geri kalmışlıkla ilgili tartışmalar her ne kadar biyolojik görülse de biraz dikkat edilince aslında meselenin tamamen ideoloji ve dünya görüşü çerçevesinde cereyan ettiği anlaşılır.
İleri
sürülen iddia, cansız elementlerin tesadüfi karışımıyla ortaya çıkan protein
çorbasından yine tesadüfen hücre organellerinin, hücrenin, bir hücreli
canlıların oluştuğu ve bunların da tesadüfi mutasyonlar ve acımasız bir tabii
seleksiyonla zaman içinde devamlı mükemmelleşerek geliştikleri ve bu sürecin
sonunda insanın da maymunlarla birlikle ortak bir atadan rastgele oluştuğudur.
Hayvan grupları arasındaki derece ve mahiyet farklarını nazara alarak gruplandırmalar yapmak ve bunları kendimizin koyduğu belli ölçülere göre hiyerarşik olarak sınıflandırmak, biyolojinin temel dallarından sistematiğin işidir. Bundan dolayı hayvanları sınıflandırmak iki milyondan fazla türü tesbit edilerek isimlendirilmiş bir alemin içinde boğulmadan anlama ve hikmetlerini ortaya koyma bakımından önemli olduğu gibi, onların inceliklerini anlama, bu husustaki ilmi araştırmaları bir zemine oturtma bakımından da gereklidir. Böylece, binlerce temsilcisi olan bir hayvan grubundan birkaç türü incelemekle o grup hakkında genel bir malümat elde etmemiz ve nisbeten külli kanunlara ulaşmamız mümkün olur. Mesela, bir güvercini incelemekle bülbülden kartala, kolibriden albatrosa kadar bütün kuşlar hakkında temel özellikler bakımından genel bir bilgi edinilmiş olur. Ancak, bu temel özellikler dışında her kuş türü diğerinden farklı anatomik, zoolojik ve metabolik özelliklere, kendine has davranışlara sahiptir.
Sistematik çalışmaların bu açıdan faydasını gözardı etmek ne kadar yanlışsa, bunun yorumunu peşin hükümle hemen evrimci bir bakışa indirgemek de o kadar yanlıştır. Bu çerçevede evrimci dünya görüşünün dayandığı, hayvanlar arasındaki gelişmişlik-geri kalmışlık iddiaları ise tamamen şahsın peşin kabulüne bağlı izafi ölçülerdir. Bir hücrelilerden memelilere kadar vücut sistemlerindeki genel kontrol mekanizmalarına baktığımızda, metabolik olayların kontrol sistemlerinin sayısında ve işleyiş mekanizmalarında, özellikle de hormon ve sinir sistemlerinde bir kompleksleşme görülür. Ancak bu kompleksleşmeyi tesadüfen ortaya çıkan gelişigüzel bir ilerleme gibi görmek mümkün değildir. Zira her türlü gelişme ve ilerleme hamlesinin arkasında muhakkak çok geniş bir ilim ve bir gayeye yönelik irade gerekir. Tam bir ilim ve kudret tecellisinin görüldüğü canlılık mayası veya hayal hamuru diyebileceğimiz malzemeden, çok küçük tasarruflarla hem birbirine benzer hem de farklı canlılar ortaya çıkarılmaktadır. Toprak solucanından insana kadar binlerce canlının kanında oksijen bağlayıcı olan hemoglobin gibi bir dev molekül veya hemen hemen bütün hayvanlarda bulunan, solunum enzimleri gibi yaygın kullanılan, birliğin görüntüsü olan, benzer yapı taşlarıyla birlikle her türe, her cinse veya her sınıfa ait ayırıcı özellikler de bulunmaktadır. Ancak bu ortak moleküller bile değişik derecelerde, irade ve takdirin görüntüsü olarak kısmi farklılıklar göstermektedir.
Bu
açıdan bakıldığında, kriter aldığımız veya nirengi noktası kabul ettiğimiz
özelliklere göre mükemmellik ve basitlik ölçüleri her hayvan grubu için çok
değişkendir. Mesela, koku alma duyusu bakımından ele aldığımızda omurgalılar
içinde köpek balıkları bugünkü
bilgilerimize göre nisbi olarak en
mükemmeldir. Beyinlerinin ön kısmında bulunan koku lobları çok iri olan ve
deniz içindeki bir miktar kanın kokusunu sekiz km gibi bir mesafeden
hissedebilen bir köpekbalığı yanında mükemmel kabul edilen bir insan çok zayıf
ve gelişmemiş kalır. Bu açıdan, bir hayvan sistematiği yapacak olsak,
köpekbalığını en üste yerleştirmemiz gerekir. Fakat aynı köpekbalığı görme
duyusu bakımından ise zayıf kalır; bir kartal gökyüzünde iki kilometre
yüksekten yerdeki bir tavşanı görebiliyorsa, bu takdirde insan da yine çok
gerilerde ve basit bir canlı gibi kalır. Gecenin zifıri karanlığında ultrasonla
avını bulan yarasa veya infraruj (kırmızı altı) gözlerle fare yakalayan bir
çıngıraklı yılan da bu özellikleri bakımından insandan çok daha mükemmel
canlılardır.
Bir
an için insan kendisini sineklerden biri yerine koysa ve sinekler dünyasına
girip onlarla konuşmaya başlasa şunlar söylenemez mi? “Şu insanoğlu denen
mahluklar amma da basit ve geri canlılar! Bir türlü uçarmıyorlar, uçak diye bir
alet yapmışlar inişte ve kalkışta bir sürü problem çıkarıyor, havada bir takla
bile atamıyor, halbuki biz sinekler daracık yerde on takla atıyor, istediğimiz
yere iniyor tutunuyor ve kalkabiliyoruz. Bizim kanadımızdaki sanat inceliğinin
onda biri bile onların uçağının kanadında yok!” Bu durumda uçma özelliği
bakımından sinek mi yoksa insan mı daha mükemmel, düşünülmesi gerekir.
Misaller daha çok artırılabilir: Bir arının da şunları söylemeye hakkı yok mudur: “Benim gözü kapalı çizdiğim altıgenleri bu garip ve beceriksiz insanlar bir sürü hesapla ve cetvellerle zor çiziyor, benim yaptığım şifalı bala muhtaçlar, bir türlü aynısını yapamıyorlar.” Aynı şekilde bir verem veya sıtma mikrobu insanı hasta edip ölümüne sebep olursa, bir hücreli bir mikrop insandan daha mükemmel görülemez mi? Bizim oksijen tüpü olmadan dalamadığımız veya dalsak bile kısa bir süre sonra çıkmak zorunda kaldığımız denizin derinliklerinde çok rahat hayat süren balıklar bu kabiliyetleri açısından bizden daha mükemmel canlılar değil midir? Karada koşan, havayı teneffüs eden kırlarda gezen dört ayaklı hayvanlar da bu özelliği bakımından balıktan daha mükemmeldir.
Bir an için çok basit zannedilen böcekler dünyasına girdiğimizi farzedelim: Arılar, termitler ve karıncalar gibi böceklerin sürdürdükleri sosyal hayat nizamındaki dayanışma, haberleşme, fertlerin cemiyet nizamı için kendilerini feda etmede gösterdikleri tartışmasız itaat, yuvalarında tesis edilmiş bulunan sistemde her ferdin vazifesini aksatmadan yerine getirmesi gibi bir cemiyet hayatını insanların henüz tesis edemediğini görünce, kimin basit kimin mükemmel olduğu hususunda ister istemez değer yargılarımız değişmeye zorlanmaktadır. Bu yüzden bazı sosyobiyologlar, sosyal hayat süren bir böcek topluluğundaki her bir ferdin beyninin omurgalı hayvanların beynindeki bir sinir hücresine tekabül ettiği ve cemiyetin tamamının bir beyin gibi düşünülmesinin uygun olacağı şeklinde bazı garip iddialar ileri sürebilmektedirler.
Bu
tartışmada en çok üzerinde durulan konu, sinir sistemi ve beyine ait
kompleksliğin artışıyla gelişmişlik ve geri kalmışlığın nisbeten doğru orantılı
olarak görülmesidir. Ancak beyin ağırlığı, beyin-vücut ağırlıklarının birbirine
nisbeti gibi özellikler, bazen bu münasebeti doğrular gibi görünse de, çoğu
zaman da aldatıcı olmaktadır. Özellikle memeliler için geçerli gibi görünen bu
hususiyette nirengi noktası insan kabul edildiği için, beyinleri insandan daha
küçük olan memeliler daha basit kabul edilmektedirler. Halbuki buradaki esas
fark, insan beyninin, konuşma, hafıza ve düşünme gibi ‘yüksek’ fonksiyonlarında
yatmaktadır. Fakat, burada gözden kaçan çok önemli bir nokta var: Bir mimar,
önce mükemmel bir bina yapıp, sonra onun fonksiyonlarını tesbit etmez. Aksine,
göreceği fonksiyona göre bina yapar. Diyelim ki, önce herhangi bir bina yapıp
sonra onu ev olarak kullanmak yerine, ev fonksiyonu görecek bir bina yaparız.
Yine, herhangi bir binayı, mesela, uzay merkezine çevirmez, tam tersine,
kendine has özelliklerine göre bir uzay merkezi yaparız. Bunun gibi, insan
beyninin yapı mükemmelliği ile fonksiyon mükemmelliği birbiriyle örtüşmektedir.
Tam tersine, insan, mahiyetine ve vazifelerine, fonksiyonlarına göre beyin
sahibi kılınır. Bu bütün canlılar için aynıdır. Basit gibi görünen bu tabii
gerçek, varlıkta hedef, gaye ve fonksiyonun önce geldiğini göstermektedir. Bu
da her hususiyetiyle bütün varlığı bilen mutlak bir ilim ve irade sahibini
gösterir.
Bir hücreli bir canlı olan terliksi hayvanın üzerinde bulunan kirpik şeklindeki ancak elektron mikroskobuyla incelenebilen sillerinin diziliminde bile müthiş bir plan ve türe has bir sistemin görülmesini, sitoplazmasında bütün bir hayvana ait sindirimden boşaltıma kadar birçok temel hayati faaliyetlerin yürütülmesini ve bunlara ait yüzlerce organeli nasıl basitlik olarak görebiliriz? Hatta bir açıdan bakıldığında küçük bir saatin büyük duvar saatlerine göre daha sanatlı olması gibi, bir hücreli bir canlı da, bu perspektiften daha sanatlı görülebilir. Buna karşılık, yine farklı bir bakışla hücre sayısının artmasıyla canlılardaki kompleksliğin artışı arasında bir alaka kurulabilir gibi gözükürse de hiçbir zaman küçük bir fare ile tonlarca ağırlığındaki filin hangisinin mükemmel olduğunu tartışamayız. Her ikisi de memeli hayvan olması sebebiyle, temel vücut faaliyetlerinde birbirine göre bir gerilik veya ilerilikten söz edilemeyeceği gibi, birinin diğerinden daha az sanatlı olduğunu da söyleyemeyiz. Bu izafi basitlik ve mükemmellik bazı insanları inkara ve tabiatperestliğe götürürken, bazılarını da tabiatın Sanatkarını tefekküre gölürür. Bu konuda Kur’an-ı Kerim’deki şu ayetler oldukça manidardır: “Allah bir sivrisineği hatta onun da üstünde olanı (ondan daha zayıf bir varlığı) misal vermekten utanmaz. İnananlar onun Rab’lerinden (gelen) bir gerçek olduğunu bilirler. inkar edenler ise: Allah, bu misalle ne demek istedi? derler. Allah onunla birçoğunu saptınr ve yine onunla bir çoğunu yola getirir” (Bakara, 2/26)
“O Allah’dan başka yalvardıklarınız (var ya), onların hepsi bir araya toplansalar, bir sinek dahi yaratamazlar...” (Hac, 22/73)
Balığın kemik pulunu basit, kurbağanın derisindeki sümüksü bezleri daha ileri, kertenkelenin kuru keratin pullarını daha gelişmiş, kuşun tüyünü çok daha gelişmiş, memelilerin kıllarını ise en gelişmiş gibi görmek çok büyük bir hata olduğu gibi, bu koruyucu malzemelerin birbirinden tesadüfen türediğini iddia etmek çok spekülatif bir yorumdur. Burada yapılabilecek en makul izah, her birinin o gruba ait korunma için en iyi elbise olarak sonsuz bir ilimle yaratıldığı olabilir. Fosillerden anlaşıldığı üzere yeryüzü tarihinde, yaratılış sırası bakımından (istisnalar haricinde) sistemce daha kompleks olanların daha sonra yaratıldıkları gibi bir tahminde bulunulabilir. Allah (c.c.) yaratma fiiliyle ortaya çıkan ilminin ve sanatının büyüklüğünü farklı zamanlarda farklı derecelerde sergilemiş olabilir. Ancak bu durum öncekilerin basit olduğu manasına gelir mi? Belki, “daha az kompleks”denilebilir, ama asla “basit” denilemez.
Tabii ki, bu yorumu yapmamız onların yapısını ve özelliklerini incelememize mani olmayacağı gibi, bunların yapılışındaki hikmetleri ve incelikleri araştırmamız için daha da teşvik edici olmalıdır.