Şubat 1990 · s. 27 · 3 dakikalık okuma
Karbon veya Birşeyden Her şey
Mustafa Karlıdağ · Doç.Dr. · Tabiat
![]()
Muhsin Konuk — Doç. Dr. Mustafa Karlıdağ
Karbon Dünya'daki canlılığın ve canlı organizmaların ana unsurlarındandır. Atmosferde gaz halinde (CO2) bulunur ve yeryüzünün sıcaklığını koruyan temel unsurlardandır. Dünya üzerindeki dağılımı ve hareketiyle kompleks bir devir (cycle) meydana getirir.
Karbon, biyolojik moleküllerin temelini teşkil eden dört element içerisinde ilk sırayı alır. Ayrıca suda yaşayan organizmaların kabuk yapısına da girer ve karbonat şeklinde kimyevi olarak, deniz tabanına çökerek, tortul kayaları meydana getirir. Böylece harikulâde bir hikmet örgüsüyle sistem devr-i daim yapar ve CO2'nin su, toprak ve havadaki nisbi miktarı muhafaza edilir.

Yeryüzündeki karbon esaslı maddelerin gerek tabii ihtiyaçlar gerekse teknolojinin bir gereği olarak yakılması nisbetinde Atmosferdeki karbondioksit miktarı artmaktadır. Bu miktarın, artışa paralel olarak Yaratıcı tarafından tesis edilen dengeleyici unsurları zorladığı ve aştığı ölçüde Dünya üzerindeki sıcaklık yükselecek, okyanuslarda buharlaşan su miktarı fazlalaşacak böylelikle daha çok yağmur yağacaktır. Yağmur damlalarının Atmosfer'deki Karbon'u absorbe ettiği (soğurur), bu çözeltinin karbonatçı zengin kayaları aşındırdığı ve karbonun daha sonra karbonat şeklinde, sedimanter kaya olarak, tekrar okyanus ve göllere döndüğü bilinmektedir. (Atmosferdeki aşırı karbondioksitin azaltılması yönündeki faaliyete dikkat!)
Atmosferdeki karbonun —sözgelimi— miktarında bir azalma olduğu takdirde ise yukarıdaki sistem tersine işlemeye başlar. Buharlaşma ve yağış nisbeti azalır; okyanuslarda kimyasal sedimantasyon yavaşlar. Bu devr-i daim'in gözle görülür neticeleri milyonlarca yılda ancak gerçekleşir.
CANLILIK ve KARBON
Canlıların kimyevi bileşiminde esas olarak 4 element bulunur. Bunlar Karbon (C) hidrojen (H), Oksijen (O) ve Azot (N)'tur. Canlı organizmanın, yaklaşık %99'unu oluşturan bu dört elementin yanısıra bugüne kadar tesbit edilen 40 civarında element ise geri kalan kısımda yer almaktadır.
Vücuddaki ana elementler periyotlar cetvelinde ilk dört sırada bulunan ve atom sayıları 31'in altında olanlardır. Bunun sebebi, atom sayılarının azalmasıyla moleküler bağların sağlamlığının artması ve aynı anda birden fazla bağ yapılmasıdır.

Yerkabuğunda (silisyum) elementi karbondan yaklaşık 145 misli daha fazla bulunur. Fakat canlılığın temel çatısının oluşturulmasında Silisyum'dan 145 defa daha az bulunan Karbon'a görev verilmiş olması düşündürücüdür. Aslında her iki element de 4A grubunda yeralmaktadır; buna göre kimyevi bağ yapma ve molekül oluşturma kabiliyeti ikisinde de aynıdır. Zira her ikisinin de son yörüngesinde doymamış dört elektron vardır. Bilindiği gibi, (son yörüngedeki elektron sayılarını sekize tamamlama yönünde) hareket ettirilirler. Buna göre hem karbon hem de Silisyum dört elektron alacak veya dört elektron verecek, ya da diğer elementlerle birlikte bu dört elektronu bağ yaparak kullanacaklardır. Birinci ve ikinci durum oldukça fazla enerji gerektirdiğinden "Kâinat'ta herşeyin iktisatlı ve plânlı yürütülmesi" kaidesine, özellikle enerjinin çok iktisatlı kullanıldığı canlılarda pek görülmeyen bir durumdur. Bunun yerine bu elementler dört elektronu ortaklaşa kullanarak dört bağ yapma özelliğinde yaratılmıştır. İşte, gerek karbon ve gerekse silisyum bu itibarla birbirlerine benzemektedir. Buna rağmen, canlılığın organik çatısı neden karbon üzerine kurulmuştur? Bunun görünürde tesbit edilebilen sebebi karbon ve silisyumun yaratılış hususiyetlerinden kaynaklanan bazı farklılıklardır: C—C bağları Si—Si bağlarına nazaran daha dayanıklıdır. Esas önemli faktör ise, SiO2 gibi basit bileşiklerin monomer halde serbest bulunamayıp çok büyük SiO2 polimerleri (kuvars) meydana getirirken, Karbon'un CO2 haliyle son derece dayanıklı olup milyonlarcasının biraradayken polimer meydana getirmemesidir.
İnsanın ve Kâinat'ın yaratılışı ve varlıklarını devam ettirmeleri muhakkak ki belli sebeblere istinad ettirilmiştir. Zira "görünür âlem" ve bu âlemde yaşayan insanın yapısı, fıtratı ve yaradılış hikmeti bunu gerektirmektedir. İşte eğer canlılığın temel çatısı, Naturalistlerin ileri sürdüğü gibi, tesadüfen kurulsaydı C ile birçok bakımdan benzer özelliklere sahip silisyum belki başlangıçta vazifesi olmayan işlere girebilecekti ve bu harikulade nizam ve ortaya çıkmayacaktı. Bu nokta sebebler zincirinin son halkasıdır. Zira "Karbon niçin böyle, silisyum niçin öyle yaratılmıştır?" sorusuna laboratuvar cevap verememektedir. Üzerinde biraz düşünüldüğü takdirde görülecektir ki, bu sorunun cevapsız kalması aslında sebebler perdesinin arkasındaki hikmetlerin insanoğlu tarafından bütünüyle kavranamaması; diğer yandan da, bize görülen taraflarıyla, çözmeye çalıştığımız yaratılış kanunlarının tek başlarına hüküm sahibi olmadıkları anlamına gelmektedir. Diğer bir deyişle, eşya ve hâdiselerin tâbi oldukları kanunlarda her zaman istisnai durumlar göze çarpmaktadır ve birçok bakımdan benzer görünen madde unsurlarının çok farklı gâyelere matuf olarak yaratıldığı anlaşılmaktadır. Bu da ilâhi programın bir gereğidir; tâ ki hakiki tesir ve marifet bizzat eşyaya ve kanunlara verilmesin.