Şubat 1990 · s. 24 · 3 dakikalık okuma
İnkisar

İnsan, zamanı çevreleyen geniş daire içinde âdeta küçük bir nokta!... İnsan fertleri ise, aynı nisbet dairesinde bu nokta içinde minik bir nokta... O noktaya bağlı benim varlığım ise, bi'n-nisbe, o dâire-i muhîta içinde nokta içre bir nokta. Varlığım o noktaya bağlı; onu oradan çözüp ayırmaya ne gücüm ne de tâkâtım yok.. Güç, tâkât olsa da ayrılmak muhâl.
Benim ve benim gibilerin varlığı bir gölge. Bu gölgenin de sadece yalancı bir nâmı var. Keşke, o da olmaz olsaydı! Özüm bir avuç kara toprak.. Vatanım sevgiliyi hayâl ettiğim iklim.. Dolaştığım yerler, onun, hülyâlarıma girdiği yamaçlar -ebedlere kadar o yamaçların revnağı solmasın!- Onlar benim gönlümün "Adn" bahçeleri... Bahtsızların bağına rahmetin damlası düşmez; ama bu iklime her mevsim ışıklar yağar. Nar, nur olmadan, cehennem cennet bahçelerine dönmeden bu iklime ulaşılamaz. Burada her zaman "nâr-ı Nemrud"', "berd ü selâma" döner de çoklar farkına bile varamaz.
Ruhlarımıza bahşedilen bir his ve bir idrâkin sezişiyle bu bağın bir bağbanı olduğunu öğrenip ona gönül verdik, -Onu insanlığa lûtfeden Kudret'e canlarımız fedâ olsun!- O öyle bir Sultan ki, çark hep O'nun gelişi istikâmetinde dönüp durdu. Zaman ona ninni söyledi, bâd-ı sabâ onun kokusunu sürünüp esti. O, yüksek gücüyle başbuğlar başbuğu, ledünniyâtıyla kudsîler ordusunun gözdesi ve hârikâ mesajlarıyla çağımızda hakikatin gürül gürül sesi olmasına rağmen, başını yerlere koydu toprak kesildi.. Toprak kesildi ve gül bitirdi.
O, yaşadığı asrı en iyi bilenlerden biriydi. En yüksek dimağlar, en âteşin zekâlar günübirlikçilik içinde harcanıp giderken, O,gönül ve düşünce kanatlarıyla, yıllar ve yıllar ötesinin semâlarında pervâz ediyor ve çağının düşünce kaneviçesini örüyordu. O'nun ördüğü bu dantela, iki cihana ait en sırlı nakışlardan meydana gelmiş sündüsden bir haliçeydi..
Derin bilgisi, yumuşaklardan yumuşak gönlü ve akıllara durgunluk veren diğergâmlığıyla kendisini görüp tanıyanlara bir sahâbi örneği olmuştu. Hâl, Onun sayesinde ifâdeyle bütünleşmiş; söz O'nun sayesinde şuraya-buraya saçılmış çakıllar olmadan kurtularak sadefler içinde inciler haline gelmişti. O'nun sözleri cevherlerle çağlayan ırmak, âb-ı hayat akıtan bir pınar ve dev dalgalarıyla gönül sahillerimize çarpıp duran bir derya gibiydi. Sohbetine erenlerin etekleri cevherlerle dolar; çeşmesine ulaşıp su içenler ölümsüzlüğe erer; irfan deryasına yelken açanlar da nâmütenâhilik sırlarını kavrarlardı..
Ey çağımızda insanlık mâyesinin özü ve hakikat ihtiyacıyla çırpınan gönüllerin rehberi! Şüphe ve tereddütler içinde kıvranan nesiller asırlarca seni bekleyip durdu! Senin imânına, irfânına gelmeden yollara dökülmüşlerdi! Henüz gök kubbede adın duyulmadan felek senin esrârına gebe kalmıştı. Doğduğun gün -o gün bizler için en kutlu günlerden biriydi- gölgen karanlık gönüllerin ziyası, ışığın da yedi iklimin ayı-güneşi oldu. Kudret-i Sonsuz sana bir Süleymanlık, eline de mühür verdi. Sözü sen söyleyecek, sikkeyi de sen basacaktın! Ama Sen, perde perde arkasında yaşadın! Topraktan geldiğin gibi, ona dönünceye kadar da hep mahviyet içinde bulundun ve namsızların, nişansızların yolunda oldun!
Ne mutlu o kimselere ki, üstünde Senin ışığının gölgesi bulunur! Ne yücedir o kimseler ki, gururlarına takılıp kalmadan koşup arkandaki kudsîlere iltihak etmişlerdir!
Sen ne "kâmet-i bâlâ"sın ki baykuşlar bile, senin ikliminde "huma" kesilir. Huzuruna varan ayaklar baş, yoluna baş koyan yığınlar da birer "mevkib-ı arş" olun Sözünü gönüllerimize duyurduğun andan itibaren sen, irâdelerimize bir güç kaynağı, eserlerin de yollarımızı aydınlatan ışıklar oldu. Onları fânuslar içine alıp hapsetmeseydik, hislerimizin rengine boyayıp karartmasaydık, bugün cihanın dört bir yanında aydınlanmadık bir nokta kalmayacaktı! Senin ruhundan fışkırıp âlemi saran esrâr ve envârı temsil edemedik... Seninle gelen, aşka, şevke, sevgiye, müsamahaya ve herkesi kucaklamaya henüz alışamadık ve ulaşamadık. Ulaşamadık ve âlemşümûl bir dâvâyı, âlemşümûl davalar çizgisine oturtamadık! Devlerin yükünü karıncalar çekemez; çekse de inandırıp emniyet telkin edemez. Ve nitekim bu Kâf dağından ağır yükü çekemedik, çekdiğimiz kadar olsun güven telkin edemedik ve inandıramadık.
Bu mevkute, neşrettiğin ışığa tercüman olma mülâhazasıyla yola çıktı. Varılacak yer uzak, yollar da tekin değildi. Cinler, ifritlerle beraber taarruza geçti, bir kısım dostlar, düşmanlarla düşmanlık plânladı. Biz, âciz, zayıf ama şevk ü şükür içinde, düşe-kalka yürümeye devam ettik. -Allah bu yürümeyi ebedlere kadar sürdürsün!- Ettik ama, kıskançlık da, habireha düşmanlık üretip durdu. Sahibine zarar bu his ve bu düşünceleri nasıl önleriz mülâhazasıyla, ışıklarla, renklerle bezeli ve bu mevkûtenin çıkış gâyesine esas teşkil eden, o zümrüdden düşüncelere tahsis ettiğimiz sahifeleri şimdilik kaldırmaya karar verdik.
Kadirşinâs ve vefâlı okuyucularımızın bizleri ma'zur göreceklerini umuyoruz.