Sızıntı Arşivi

Kasım 1995 · s. 438 · 5 dakikalık okuma

Karbon Devr-i Daiminde Arz-Sema İşbirliği

M. Karlıdağ · Jeoloji

Kâinatın sırlı koridorların­dan kendisine hayat üf­lenen, insan merkezli bir dünya ve bu dünya­da, yüce hakikatler adına ilmi kendisine mihenk yapmış bahtı açıklar... Fizikçiler ken­di sahalarında kurulmuş den­geleri gördükçe; kimyacılar reaksiyonlar arasındaki mü­nasebetleri fark ettikçe; biyo­loglar canlı hayatın büyüleyici sayfalarındaki ortaklıklara şa­hit oldukça, jeologlar yer ka­buğunda durulmuş kaya ve tabakaların arz ve sema mü­nasebetlerini programlar hali­ne getirmeye çalıştıkça... Her ilim sahibi yerküremizde milyonlarca yıldır süren bugün­kü canlılığın kendi ilmî saha­sına ait bir sistemin değişme­sine bağlı olduğunu iddia edebilmektedir; zira, değişik ilim dallarının her biri de, bu­gün gelinilen nokta itibariyle, yukarıdaki iddiayı destekleye­cek bir dengeye rastlamak her zaman mümkündür. Kâi­natın her sayfasına ve her noktasına vurulan “tevhid” mühründen bir tanesi de bu olsa gerek... Aşağıda işte bunlardan yalnızca birisi olan karbon devr-i daiminin, canlı hayata bakan yönüne ve bu konuda kurulmuş dengelere göz atılacaktır:

KARBON DEVR-İ DAİMİNDE ASLAN PAYI

Bir an için, yeryüzünde­ki bütün canlı hayata ait or­ganik maddelerdeki karbo­nun yanarak karbondioksit halinde atmosfere yayıldığını düşünün. Bu karbondioksit miktarının insanoğlunun 200 yıl boyunca kömür ve petrol gibi fosil yakıtları yakarak or­taya koyduğu karbondioksit­ten daha az olduğu söylenir­se hiç şaşırmayın. Çünkü kar­bonun büyük kısmı canlı do­kularda değil tortul kayalarda depolanmıştır. Daha açık bir ifadeyle, bitkiler, hayvanlar ve çevre arasında cereyan eden “Biyolojik Karbon Devr-i Daimi”, tortul kaya­lar, atmosfer, biosfer ve ok­yanuslar arasında cereyan eden “Jeolojik Karbon Devr-i Daimi”nin ancak küçük bir kesridir. Bu yüzdendir ki ilim adamları tortul kayalarda ye­rini almış bulunan kömür ve petrolün bugünkü hızda ya­kılması durumunda 50 yıl sonra kendisini hissettirecek olan “Sera Etkisi”nden endi­şe etmektedir. Sera etkisi, bi­lindiği üzere atmosfere yerle­şen karbondioksit tabakası sebebiyle yerküremizin gittik­çe ısınması demektir. Madem ki jeolojik karbon devr-i daimi biyolojik olandan daha kapsamlıdır ve milyonlarca yıldan beri ilahi seyrinde iken karbondioksit dengesi canlı­lar adına hep korunmuştur; o halde bu devr-i daimin arz ve sema arasındaki işleyiş tarzına ve bunun hayata ba­kan yönüne göz atmakta fay­da vardır.

KAYALAR AŞINDIKÇA

Jeolojik sistemde kar­bon tortul kayalarda ilkin “Kerojen” ve “Karbonat” olarak yerini almıştır. Kerojen, eskiden yaşamış hayvan ve bitkilerin yumuşak dokularına ait tortul organik kalıntı­lardır ve aynı menşeli kömür ve petrolden daha boldur. Karbonat ise denizle alâkalı ortamlarda yaşamış organizmaların iskelet artıklarıdır; da­ha çok kireçtaşı ve volkanik kayalarda bulunur. Kerojen sadece oksijen ile reaksiyona girdiğinde atmosfere karbon­dioksit salınır; karbonat ve si­likat türü kayalar ise ancak toprak gazlan ve çeşitli asitle­re maruz kaldıklarında parça­lanır yani aşınırlar. Karbonat türü kayalardan dolomit (MgCO3) ve kalsit (CaCO3) esaslı olanlar veya Ca Si O3 şeklindeki silikat mineralleri en çok karbonik asit (H2CO3) tarafından aşındırılır. Karbonikasitin oluşmasın­da ise başrol karbondioksite aittir. Bu aşınma reaksiyonla­rının ortak ürünü iki BİKAR­BONAT İYONU (HcO3)’dür. Aşınanın karbonat olması du­rumunda bikarbonat iyonlarından birisi karbonattan di­ğeri onu aşındıran karbonik asitten; aşınanın silikat olma­sı durumunda ise her iki bi­karbonat iyonu da karbonik asitten gelmektedir. Bu du­rumda ise, karbonikasitin oluşmasında atmosferik kar­bondioksit rol oynadığına gö­re, özellikle silikat türü kaya­lar aşındıkça atmosferdeki karbondioksitin azaldığı söy­lenebilir. Bu noktada, kar­bondioksite göre program­lanmış canlı hayat dikkate alındığında, atmosferdeki kar­bondioksit dengesinin hangi İlahî mekanizma ile korundu­ğunun takip ve tahlile ihtiya­cı vardır.

NASIL BİR MEKANİZMA

Atmosferdeki karbon­dioksit ve ortamdaki suyun birleşmesiyle teşekkül eden karbonik asitin kalsiyum karbonatı veya silikatı aşındırmasıyla ortaya çıkan bikarbo­nat ve kalsiyum iyonları önce yeraltı sulan ile derelere son­ra ırmaklara ve nihayet okyanuslara taşınır ve orada plankton ve mercan gibi de­niz organizmalarının iskelet ve kabuklarını oluşturur; bu canlı organizmalar öldüğün­de de kalsiyum karbonat şek­linde deniz tabanında birikir. Bu akışı şemalandıran şekil 1 ve şekil 2’den de açıkça gö­rüldüğü üzere, karbonatların aşınmasında bikarbonat iyonları deniz organizmaları tarafından kalsiyum karbona­ta dönüştürülürken işin ba­şında atmosferden alınan karbondioksitin tamamı tek­rar atmosfere iade olunmak­tadır (şekil1). Silikatların aşınmasında ise (şekil 2) at­mosferden alınan karbondi­oksitin ancak yarısı atmosfe­re geri dönmektedir. Yani silikat türü kayaların aşınma­sında atmosferimiz sürekli karbondioksit kaybına uğra­maktadır.

İlim adamlarına göre, sadece silikat aşınmasından ileri gelen karbondioksit kay­bı dolayısıyla 300 bin yıllık bir sürede atmosferimizde karbondioksit namına bir şey kalmayacak ve bununla ne­fes almak suretiyle bin bir çe­şit gıda maddesi oluşturan bitki hayatı son bulacaktı... Ama bulmadı, hayat bütün canlılığıyla bugün devam edi­yor. Araştırmacılar bugün, atmosferimizde cereyan eden karbondioksit azalması­nı, telafi edenin, daha doğru­su bu konudaki İlahî denge­nin korunmasında aktif rol alan mekanizmanın volkan­lar olduğunu keşfettiklerinde ise hayretleri birken bin oldu. Çünkü insanoğlu bugüne kadar volkanları hep etrafla­rına sadece kızgın kül ve lav kusan, daha doğrusu ölüm yağdıran birer gazap çeşmesi olarak görmüş ve böyle inan­mıştı; hâlbuki bu olayın da “Her şer gibi gördüğünüz şeyde hakkınızda hayır var­dır” İlâhî düsturunda şifrelendiği açıktır.

ARZIN DERİNLİKLERİNDEN SEMAYA

Volkanlar eliyle atmos­ferimize karbondioksit takvi­yesi nasıl sağlanmaktadır? Yukarıda sözü edilen karbo­natlar gerek tektonik (yerkabuğu hareketleri) gerekse sedimenter (çökelme) olaylar neticesinde yerin binlerce ki­lometre derinliklerine gömül­mekte ve gömüldükçe de çevrelerinde her an bolca bu­lunan silis (SiO2) minerali ile

CoCo3+SiO2-->CaSiO3+CO2 şeklindeki metamorfik reaksiyonları yapabilecek sıcaklığa ısınmaktadır. Bu reaksiyonlar sırasında ortaya çıkan kar­bondioksit gazı (daha doğru­su atmosferimizde ortaya çı­kan eksikliğe denk karbon­dioksit) ise volkanik patlama­larla önce yeryüzüne oradan da atmosfere boşalmaktadır. Bu durumda artık, jeokimya­sal kökenli karbon devr-i dai­mine ait atmosferik karbon­dioksit kaybının “Aşınma-Gömülme - Gaz Boşalımı” prosesleri ile telâfi edildiği söylenebilir.

BİLGİSAYAR MODELİNE DOĞRU

Bitkiler için olduğu ka­dar iklimler üzerinde de tesiri tartışılmaz olan atmosferik karbondioksit seviyesinin uzun geçmişten günümüze de­ğişimini konu alan bir bilgisa­yar modeli geliştirme çalış­maları devam etmektedir. Ancak bunun, milyonlar öte­sine ait bilgi eksikliğinden do­layı, pek de kolay olmadığı sonucuna varılmıştır. Bu ko­nuda ilk başta “aşınma oranı”na ihtiyaç vardır. Aşın­ma oranlarının sıcaklıkla orantılı olduğu, sıcaklığın ise hem o devirdeki biyolojik aktiviteye, hem de düşen yağmur miktarına tesir ettiği bilinmektedir. Daha açık bir ifadeyle, sıcaklığın ve yağışın artması durumunda karbonat ve silikatların aşınmaları hız­lanmaktadır. Bu durumda ise, milyonlar ötesinden gü­nümüze, özellikle jeolojik kö­kenli karbon devr-i daiminin modellenebilmesi için makul ortalama sıcaklık tahminleri­ne ihtiyaç vardır. Ortalama sıcaklıkların atmosferik kar­bondioksit seviyesi ile orantılı olduğu kabulünden hareket eden Priceton Üniversitesi eski üyelerinden A. G. Fischer geçmişten günümüze dünyamızın, periyodik olarak “Sera Dönemleri”nden ve “Buzevi Dönemleri”nden geçtiğini iddia etmektedir. Buna delil olarak da, milyon­larca yıl öncelere ait yüksek deniz seviyeleri ile birlikte çok sayıdaki volkanik kayaları (sera dönemi) ve düşük deniz seviyeleri ile birlikte az sa­yıdaki volkanik kayaları (bu­zul dönemi) göstermektedir.

Bu bilgiler ışığında deni­lebilir ki, arzın derinlikleri ile semanın katmanları arasında bilgisayar programlarına sığ­mayan alışverişler olmakta­dır. Bu alışverişler kâh bulutların süzgecinden yeryüzüne süzülen yağmur damlaları, kâh ciğerleri dolduran, topra­ğı doyuran oksijen ve azot, kâh bitkiler için nefes olan karbondioksit şeklindedir. Bü­tün bunların ise, programlar üstü bir programla, şerefli misafirinden dolayı semalara sığmayan dünyamız için ol­duğunu görmemek, görüp de düşünmemek en azından nankörlük olsa gerek.