Şubat 1979 · s. 9 · 2 dakikalık okuma
Kanun Birliği
![]()
BİRLİK ve bütünlük, kâinatın kopmaz şirazesi... Zerreden küreye, mikro-âlemden makro âleme hâkim ahenk... Bunun altında tevhit gizli ve hep beraber nutka gelen kâinatın çeşitli tonlarda (Yok başka İlah, illa «O») virdi sezilmekte… Gerçek ilim adamı bu tevhidin farkında:
«Gösterilen kâinatın, bir çizimi olan parçacıklar tablosunda her cüz ve foton hususi bir ferd olup kendi yolunda gider. Hakikate bir adım daha yaklaşmak istediğimizde dalgalar tablosuna varırız. Fotonlar bu tabloya göre artık müstakil fertler olmayıp bir organizasyonun veya bir bütünün azalarıdır. Bu ışık ışınında müstakil fertler yalnız sathi manada değil, sanki denize düşen yağmur damlası gibi büyük keyfiyet içinde kaybolurlar. Aynı şey elektronlar için de mevzubahistir. Dalgalar tablosunda her bir elektron müstakil ferdiyetini kaybeder. Bir elektron akımının cüz’ü olurlar.» (1)
Demek ki, ila nihaye, her biri itaat ve inkiyad havası içinde hep bir bütün ve birliğe dizgini teslim eder giderler.
Onun için İlahi Beyan, cihandaki kanun birliğini herkesin anlayabileceği, görebileceği şekilde dile getirir: «Bir yaprak düşmez ve arzın karanlıkları içinde bir habbe gitmez ki, O bilmesin.» (2) Evet bu ifade, bütün gök cisimlerinin hareketlerinin, birer yaprak ve tane gibi düşme kanunlarına tabi bulunduğunu, göze gönle okutturur.
Kâinatı bir kitap gibi mütalaa eden büyük kalbin dilinde mesele daha açıktır
«Bir kuşun tüylü elbisesi hangi kanunla değiştiriliyor, tazelendiriliyorsa, aynı kanunla her sene küre-i arzın elbisesi yenileniyor, her asırda dünyanın şekli tebdil ediliyor. Aynı kanunla kıyamet vaktinde kâinatın sureti tağyir edilip değiştirilecektir.
Hem hangi kanunla zerre Mevlevi gibi tahrik ediliyorsa, aynı kanunla küre-i arz meczup ve sema kalkan Mevlevi gibi döndürülüyor. Ve o kanunla âlemler böyle çevriliyor, güneş sistemi gezdiriliyor...
İşte mantıktaki kıyas, biyoteknik ve sibernetik, kâinattaki bu beraberlikten ve kanun birliğinden hareket eder; edebi sanatlar ve bediiyat bu esas üzerine giderler.
Kanunlar ve kanunların tatbik edildiği maddeler üzerindeki bu birlik mührü, kanunları koyan ve Hakimane icra edenin, BİR olduğunu ilan eder.
Bu mesele, arif veli Muhyiddin İbn-i Arabinin dilinde şöylece manasını bulur: «Kâinatın sanatkârı, kemal sıfatları ile muttasıftır. Kemaliyle tecelli ederek gökleri mükemmel yaratmıştır. Mükemmel şekil küredir. Onun için kâinat küreler halinde yaratılmıştır.»
Gizli kâinat ağacının dallarında birer parlak meyve gibi duran yıldızlar, yazı dilinde kelimenin sonunda arz-ı didar etmiş birer «Hu» şeklindedirler ki «O» demektir. Öbür taraftan, kâinat kitabının en küçük harflerinden olan elektronlar da o surettedir. Demek her şey cismine, cirmine göre «O» nu haykırmaktadır. Bu haykırma, cansızdan canlıya teneffüs olarak terakki edince, yazıdan telaffuza yükselmiş bir «Hu» olur.
Teneffüs etmeyen yaşayamayacağına göre, bütün nebatat ve hayvanatta hayatiyet «O» nu anmaya bağlanmış gibidir. Hatta inanmayan insan bile «O» nu teneffüsleriyle anmadan hayatını devam ettiremez.
Kâinattaki bu ince sırları sezen Yunus, onun için Mevlasını, «Dağlar ile taşlar ile Seherdeki kuşlar ile» «Su dibinde mahi ile sahralarda ahu ile abdal olup ya «Hu» ile çağırmaktadır. »
Safvet Senih
1) Sir James Jeans: Fizik ve Fi’lozofi
2) En’am Suresi: 59