Ağustos 1999 · s. 6 · 5 dakikalık okuma
Kanser Tedavisinde Yeni Bir Ufuk: Damar Teşkilinin Önlenmesi

M. Saraçoğlu - S. Kurul
21. yüzyılın eşiğine geldiğimiz şu günlerde bile kanser, insan sağlığını tehdit eden en önemli hastalıklardan biri olma özelliğini devam ettirmektedir.
Evet, günümüzde ölümlerin % 24'ü kanser sebebiyle olmaktadır. Bu nispet, bütün ölüm sebepleri içerisinde kalp ve damar hastalıklarına bağlı Ölümlerden sonra ikinci sırayı almaktadır. Neredeyse her dört ölümden birinin kanser sebebiyle olması, insanlığın gözünü bu konu ile ilgili gelişmelere çevirmiştir. İnsanlık, kanserin tedavisinin bulunduğunu duyuracak olan haberlerin beklentisi i-çerisine girmiştir. Kanser tedavisi ile ilgili her haber ve yeni gelişme kamu oyunda geniş yankılar uyandırmaktadır.
Tıp ilminin ve teknolojilerin bu kadar ilerlemesine rağmen halen içinden çıkılmayan bir sürü problem, kanserin önünde ciddi bir engel teşkil etmektedir. Ancak bu arada yeni bazı yaklaşımların da ümit vadettiğinden söz etmek gerekir. Henüz klâsik tedaviye girmeden bile bu tedavi metotları ilgi odağı haline gelebilmektedir. Bunlardan biri de anti-anjiogenezis tedavisidir. Bu konu ile ilgili olarak önce bilimsel dergilerde daha sonra da günlük gazetelerde çeşitli makalelerin yayınlanması kamu oyunun ilgisini çekmiştir. Özellikle kanserli hastalar ve hasta yakınları telefon, posta ve elektronik posta ile sağlık kuruluşlarını arayarak konu ile ilgili daha geniş bilgi verilmesini istemişlerdir. Bunun üzerine Amerikan Milli Kanser Enstitüsü bir bildiri yayınlayarak konu ile ilgili aydınlatıcı bilgiler vermiştir.

Bu yeni tedavi şeklindeki temel yaklaşım şu soru ile gündeme gelmiştir: Canlı vücudu ile toplum arasındaki benzerlikten yola çıkarak, tespit edilen stratejileri hastalıklarda da kullanamaz mıyız? Meselâ, açlık ve kıtlık zamanı toplumdaki tüketim kısıtlamasının ve ekonomik olarak küçülmenin bir benzerini vücudumuz da gösterir. Perhiz yaparak daha az gıda almayı ve zayıflamayı düşündüğümüzde, bir müddet sonra vücudumuz bazal metabolizmasını düşürerek alınan gıdaları yakmayı azaltır ve zayıflamanın önüne geçmeye çalışır. İnsan bedeni ile cemiyet arasında, daha bunun gibi benzetmeler yapabiliriz.
Buradan hareketle bu tedavi metodunu bir terör örgütünün çökertilmesi için, beslenme ve ikmal yollarını keserek onları zayıf düşürmeye, kamu oyunda taraftar ve sempatizan bulmalarını önlemek için haberleşme yollarını kesmeye ve sonra da öldürmeye benzetebiliriz.
"Anjiogenezis" yeni damar teşkili mânâsına gelmektedir. Yeni damarların yapımı, dokuların büyümesi ve tamiri sırasında ve ana karnındaki bebeğin gelişimi sırasında vücudun normal bir fonksiyonu olarak gerçekleşmektedir.

Vücudumuzda üç çeşit damar bulunmaktadır. Bunlar atar damarlar, toplar damarlar ve kılcal damarlardır. Kan ve dokular arasındaki besin ve oksijen alış-verişi, toplam yüzeyi çok geniş bir alan tutan kılcal damarlarla olur (Resim l). Kılcal damarların yapısı esas olarak damarın iç yüzeyini döşeyen ve endotel denilen hücreler ile bu hücreleri dıştan saran taban zarından oluşur. Erişkin bir insan vücudundaki damarları döşeyen endotel hücrelerinin sayısı bir trilyondan daha fazladır. Eğer bu hücreler yan yana dizilebilseydi 1.000 m2'lik bir alanı kaplayabilirlerdi.
Daha önceden mevcut damarlardan yeni damarların gelişmesi çeşitli biyokimyevî maddelerin tesiri ile taban zarının bütünlüğünü kaybetmesi ile başlar. Açılan pencereden dışarı doğru çoğalan endotel hücreleri, komşu dokular içerisine ilerleyerek yeni damarları oluştururlar (Resim 2). Bu sırada hücreleri saran hücreler arası sıvının da yeni damar yapılarının ilerlemesine izin vermesi gerekmektedir.

Normal şartlar altında oluşan anjiogenezis son derece kontrollü ve dengeli bir şekilde oluşur. Bu dengenin korunmasında, damar oluşumunu hızlandırma ve yavaşlatmaya tesir eden çok sayıdaki biyokimyevî maddenin mühim rolleri vardır. Vücudun anjiogenezis üzerindeki kontrolünü kaybetmesi sonucunda dengesiz bir damar oluşumu gözlenir ve fazla miktarda yahut yetersiz miktarda damar gelişimi olur. Bu durumda da çeşitli hastalıklar ortaya çıkabilir (Resim 3). Anjiogenezisin yetersiz olması demek, organı besleyen kılcal kan damarlarının azalması, dolayısıyla o organın beslenememe sebebiyle zayıf düşmesi demektir. Kalp hastalıkları, kısırlık, felç, ülser ve skleroderma denilen cilt hastalığı bu yüzden ortaya çıkabilir. Sedef hastalığı, körlük, romatoid artrit, AIDS'e bağlı bozukluklar ve kanser durumlarında ise aksine anjiogenezisin aşın bir şekilde gerçekleştiği dikkati çekmektedir.
Burada sayılan hastalıkların hepsi de insan hayatına tesir eden önemli hastalıklardan olup, günümüzde bile tedavilerinde çeşitli problemler mevcuttur. Bu hastalıklar içerisinde bulunan kanser hastalığı ise ölümcül olması ve henüz kesin bir tedavisi olmaması yüzünden daha fazla önem taşımaktadır.
Kanser hücreleri de diğer vücut hücreleri gibi canlılıklarını sürdürebilmek için oksijen ve çeşitli besin maddelerine ihtiyaç duyarlar ve bu ihtiyaçlarını kan yoluyla karşılarlar. Kan ise damarlar içerisinde dolaşarak hücrelere ulaşır. Kanser dokusunun 12 mm çapa ulaşmasıyla oksijen ve besin ihtiyacı artar. Bu boyuta ulaşıncaya kadar çevresindeki vücut sıvılarından beslenen hücrelerin, bu safhadan sonra beslenebilmeleri için yeni kılcal damarlara ihtiyaçları vardır (Resim 4). İşte tam bu dönemde yeni damar teşkilini önleyebilirsek, kanser dokusunun ihtiyaçlarını karşılayamayarak ölmesine yol açılacaktır.

Yeni tedaviler arasında öncelikli duruma gelen anti-anjiogenezis tedavisi yani yeni damar oluşumunun engellenmesi için kullanılabilecek en azından üç metot vardır:
1) Tümör hücrelerinden salgılanan anjiogenik (damar yapıcı) faktörlerin engellenmesi ve normalde bulunan anjiogenik moleküllerin nötralize edilmesi (damar yapmayı uyaran moleküllerin tesirsiz kılınması).
2) Damarların iç yüzünde bulunan endotel hücrelerinin çoğalmalarının ve göç etmelerinin engellenmesi.
3) Endotel hücrelerini saran taban zarının sentezlenmesinin engellenmesi.
Hâlen yirmiye yakın sayıdaki ilâcın anti-anjiogenik (damar yapımını önleyici) tesiri klinik çalışmalarla incelenmektedir. Bu ilâçlar tesir mekânizmalarına göre altı grupta toplanabilirler.
a) Çevre dokulara tesir ederek damar yapımını engelleyen İlâçlar.
b) Tabiî anjiogenezis inhibitörleri (damar engelleyicileri).
c) Damar oluşumunu uyarıcı faktörleri engelleyen ilâçlar.
d) Yönlendirilmiş antivasküler (dolaşım engelleyici) tedavi ilâçları.
e) Endotel hücresinin bölünmesini engelleyen ilâçlar.
f) Laboratuar ve hayvan deneylerinde damar oluşumunu engelleyici tesir gösteren, fakat tesir mekânizması bilinmeyen ilâçlar.
Lâboratuar çalışmaları tamamlanan 20'ye yakın ilâç, klinik çalışmalarla sınırlı sayıdaki hastalar üzerinde denenmektedir. Bu ilâçlardan ancak birkaç tanesi ile ilgili başlangıç çalışmaları tamamlanmış olup geliştirme çalışmalarına başlanmıştır. Bu ilâçlarla ilgili çalışmalar muhtemelen 1999 yılının ikinci yarısında tamamlanabilecektir. Bütün hastaların kullanabileceği ilâçlar olarak piyasaya sürülmeleri ise, 2000-2001 yılları civarında olabilecektir.
Şu günlerde klinik çalışmaları sürdürülen ilâçlar akciğer, prostat, mide. pankreas, meme ve kalın bağırsak kanserleri üzerinde denenmektedir. Piyasaya ilk çıkacak olan ilâçlar özellikle bu organların kanserleri üzerinde etkili olacaklardır.
Zamanımızda mücadelesi en zor olan hastalıklardan biri olan kanser hastalığının tedavisi ile ilgili olarak bu yeni tedavi stratejisi geliştirilirse muhtemelen önümüzdeki yıllarda insanlık bu hastalığın da üstesinden gelecektir. Yeterki Allah'ın verdiği ilmi kullanarak, insanlara faydalı olma yolunda aşk ve şevkle çalışan gerçek bilim adamları, çalışmalarını inançla sürdürsünler ve her hastalığın çaresinin bulunacağı müjdesini tahakkuk ettirsinler. O zamana kadar günümüzde uygulanan klâsik tedaviler doğrultusunda hareket etmek, doktorların tavsiyelerine aynen uymak ve sabırlı olmak, hastalar ve hekimler için en uygun davranış biçimi olacaktır.
Kaynaklar
1. Cancer Trials: http:/www.cancertrials.nci.nih.gov.
2. Special project Angiogenesis: http://www.med.unibs.it/~airc.
3. Gastl G., Hermann T.: Angiogenesis as a Target for tumor Treatment, Oncology, 54: 177184, 1997.
4. Pluda JM: Tumor Associated Angiogenesis: Mechanism, Clinical Implications, and Therapeutic Strategies. Seminars in Oncology, 2: 203218, 1997.
5. Fidler IJ: HostTumor Interactions, Cancer Control, 5: 89. 1998.