Sızıntı Arşivi

Temmuz 1996 · s. 244 · 4 dakikalık okuma

Kanser Tedavisinde Ümit Işığı : Kök Hücre Nakli

Aydın Boz · Tıp

Günümüzde, bazı kan kanserlerinin tedavilerinde hala yabancı bir organizmadan alınan kemik iliği nakli yapılmaktadır. Bu nakil hem çok pahalı hem de riskli olduğundan kök hücrelerin nakledilerek hastaya ekilmesi gibi ucuz ve riski az alternatif çözümler gündeme gelmeye başlamıştır.

İnsan vücudu kendisini çepeçevre saran sayısız ve ancak elektron mikroskopları ile tesbit edilebilen mikro düşmanlarından ‘Bağışıklık Sistemi” adı verilen tam teçhizatlı bir ordu tarafından korunur. Bu ordu, akciğerlere nefes yoluyla ulaşan mikroplar, kana sızan hastalık yapıcı mikroorganizmalarla ve vücudun huzur ve sükununa baş kaldıran kanserli hücrelerle savaşarak, onları etkisiz hale getirmekle görevlidir. Bu görevli askerlerin merkez üssü kemik iliğidir. Burada doğar ve görev yerlerine dağılırlar.

Uzmanlar, kanser hücrelerini yok etmek için hastaya kemik iliği nakli yapıyorlar. Ancak doğrudan kemik iliği naklinin yararlı olup olmadığı tartışma konusudur.

Yeni bir tedavi metodu üzerinde çalışan Dr. Schmitz ve arkadaşları, sürekli asker yetiştiren ana kaynağı keşfettiler: Kemik iliğindeki kök hücreler. Kendi aralarında görevlerine göre gruplara ayrılan asker hücrelerin çıkış noktaları işte bu kök hücrelerdir. Bunlara kök hücre denilmesinin sebebi bütün kan ve lenf hücrelerine ait soy ağacının en tepe noktasında bu hücrelerin bulunmasıdır. Tıpkı bir tohumun çimlendikten sonra önce basit bir kökçük ile toprağa tutunup hayata başlaması gibi vücudumuzun asker hücreleri de bu kök hücreler tarafından meydana getirilir. Vericiden alınan kemik iliğinde kan içerisinde, çoğalıp,gelişebilen kök hücreler vardır. Önemli olan bu iliği nakletmekten ziyade, verenin kanından sadece kök hücreleri belirleyip ayırmaktır. Yoksa sadece doğrudan ilik nakli yapma ve bununla beraber, kanser hücrelerini yok etme gayesiyle yüksek dozda güçlü ilaçları enjekte etme veya ışına tabi tutma kan hücrelerin fihristesi konumundaki kök hücrelerin ölümüne yol açar. İyi bilinmelidir ki, alyuvarlardan kan pulcuklarına (trombosit) ve savunma hücrelerine kadar bütün bunların ikmali, telafisi ve normal seviyede tutulması için bir yetişkinin, günde 400 milyarın üzerinde yeni hücreye ihtiyacı vardır (bkz. Tablo). Ancak yukarıda anlatıldığı şekilde iki tarafı kesilen kılıç hükmündeki güçlü ilaçların verilmesi veya ışın tedavisi ile yeni hücre teşkili engellenmektedir. Böylece, öncelikle pıhtılaşmada rol alan kan pulcuklarında ani bir düşüş olur ve acilen taze kan nakli yapılmazsa, tehlikeli bir iç kanamaya yol açabilir ve hücre noksanlığının yol açtığı ağır enfeksiyonlar baş gösterebilir.

Günümüzde ilik nakli, sadece kan kanseri tedavisinde değil, diğer kanser türleri ve kan hücrelerinin teşkil ve işleyişini sekteye uğratan genetik bozukluklarla oluşan hastalıkların tedavisinde de tercih edilen bir metot olsa da yukarıda açıklandığı gibi tek ve yeterli tedavi metodu değildir.

Kanın teşkilinde rol alan kök hücreler, enjektörle, kanül denilen boşaltım borucukları yardımıyla ilikten alınır. Kısa süre sonra hasta vücutta bağışıklık ve savunma görevlerini yerine getirebilecek seviyede ve yeterli miktarda sağlam hücre kazanabilmek için bu kök hücrelerine ihtiyaç vardır. Normalde 1 mm3 kanda 500 kadar kök hücre bulunur. Kan verdikten sonra ise vücudumuz aldığı ilahi program gereği hızlı bir hücre üretimine geçtiğinden bu sayı yirmi katına çıkar. Bu da yeniden sağlıklı hücre üretimi demektir ve insana ister istemez peygamberimiz (sav)’in kan aldırma hususundaki tavsiyesinin hikmetini düşündürmektedir.

Kemik iliği nakli, çok riskli ve uzun zaman isteyen bir tedavi yoludur. Kanserli hastaların üçte ikisi genelde beş yıl içerisinde ölmektedir. En büyük problemlerden biri de, yabancıdan alınan iliğin genetik şifresi farklı olduğundan hasta organizmaya uyum sağlayamamasıdır. Ayrıca çok da pahalı olup bir ilik nakli yaklaşık 200.000 Marka mal olmaktadır. Ama bu yeni uygulama hem hastanın hem de hastahanenin lehinedir. Düsseldorf İlik Nakli Merkezi Müdürü Peter Wernet de: ‘Ben şahsen bu, kan vererek, kök hücrenin izole edilmesi işlemine gönülden katılırım” demektedir.

Şu ana kadar altmıştan fazla kanserli hastaya uygulanan bu metoda olumlu cevaplar alınmıştır. Dr. Schmitz’in gözetimindeki bu uygulamada, hastaya nakledilen kök hücrelerden oluşan bağışıklık hücrelerinin enfeksiyonlara karşı çok hızlı bir şekilde çoğaldıkları ve ayrıca kan pulcuklarının miktarının da 4-6 hafta içerisinde normal seviyeye geldiği gözlenmiştir. Bir diğer sevindirici tesbit ise bu kök hücrelerinin bazı hormonlar vasıtasıyla, küftür ortamında yani vücut dışında canlılıklarını korumaları ve üretilebilmeleridir.

Bu konuda Allah’ın verdiği aklı ve gayreti kullanarak yapılan çalışmalardaki başarı oranı arttıkça yakında her kanserli hastanın imdadına koşturulacak kök hücreler hazır tutulabilecek demektir.

Uzmanların kandan ayırdıkları bu lenfosit karışımından elli altmış kadar alt grup elde edilmektedir. Bu grupların başını bağışıklık hücreleri çeker. En az bulunan grup ise, öncü (veya haberci) hücrelerdir (% 1). Bu ayrıştırma ve gruplandırma işlemleri için devlet desteğindeki kuruluşlar faaliyettedir. ‘0 hale gelmeliyiz ki, her kanserli hastaya, onun hastalığına ve organizmasına uyumlu kök hücre naklini hiç beklemeden yapabilmeliyiz” diyor, Dr. Schmitz.

Birkaç yıl öncesine kadar uzmanlarca, kemik iliği nakli sırasında T lenfositleri ayrıştırılıp, uzaklaştırılıyordu. Sebep olarak da doku uyuşmazlığında rolü olması gösteriliyordu. Bugün bu düşüncenin yanlış olduğu, T lenfositlerinin uzaklaştırılması durumunda bağışıklık sisteminin faaliyetlerinde belirgin bir azalma gözlendiği ve nakledilen kök hücrenin de dokuda tutunamaması sebebiyle hastalığın nüksetme tehlikesiyle karşı karşıya kalınmaktadır. Dolayısıyla kök hücre naklinde T lenfosit hücrelerinin uzaklaştırılması fayda yerine zarar getirir. Zira vücuda girmiş yabancılara parola sorarak onları tanıyan ve zararlı olanlarına karşı bağışıklık sistemini harekete geçiren T hücrelerinin ayrılması demek, tıpkı bir kaledeki nöbetçinin nöbet mahallinden uzaklaştırılmasında olduğu gibi kalenin düşmanlar tarafından kolayca teslim alınması yani hastalığa yenilmesi demektir.

Şayet bilim adamları insan vücudunun işleyişindeki ilahi hikmet ve gayeleri anlayarak, çalışmalarına hız verebilirlerse, Peygamberimiz (sav)’in müjdelediği gibi “her hastalığın çaresinin bulunması” yolunun sonuna az kaldı diye ümitlenebiliriz.