Sızıntı Arşivi

Haziran 1990 · s. 208 · 4 dakikalık okuma

Kâinata Açılan Yeni Bir Pencere:Hubble Teleskobu

Ayhan Yener Aykın · Astronomi

Berrak bir gecede, oldukça yüksek bir dağ tepesinde ve güçlü bir teleskopla yani rasat için en elverişli durumda olsak bile dünyamızın atmosferi kâinata bakışımızı engelleyecektir. Atmosfer içindeki parçacıklar, elektromanyetikspektrumun morötesi, kızılötesi ve görünür bölgedeki ışığın bir kısmını absorbe eder, yansıtır veya kırar. Böylece astronominin kâinat hakkında elde edebileceği bilgiler sınırlandırılmış olur. Bu dalga boylarındaki ışık bize kâinatın tarihi ve tabiatı hakkında bilgi taşımaktadır.

Geçtiğimiz Nisan ayında Hubble uzay teleskobu NASA tarafından dünya etrafında 600 km. tik bir yörüngeye oturtuldu. Artık ne atmosfer olayları, ne toz ne de yağmur bulutlan uçsuz bucaksız yıldız koridorlarına yapılan bakışlara engel olamayacaktır. Hubble teleskobu 11 ton ağırlığında, 13.1 metre uzunluğa ve 4.27 metre genişliğe sahiptir. Yüksek kapasiteli kameralar, spektrograflar ve büyük bir aynadan müteşekkildir. Uzaydaki- -200 ile +100 °Clik sıcaklık farklarına daya¬nıklı olarak yapılan ve kozmik toz bombardımanına karşı ay¬nası yaklaşık insan saçı kalınlığında bir alüminyum filmle kaplanan teleskop 30 yıllık bir çalışmanın ürünüdür. Bu âlet vasıtasıyla uzaydaki hâdiseler ve varlıklar yeryüzündeki büyükteleskoplardan 10 kat daha net bir şekilde incelenebilecektir.Hubble teleskobunun 2.4 metre çaplı aynası Mount Palomar teleskobunun aynasının yarısından daha küçük olmasına rağmen 700 kilometre uzaklıktaki bir ceket düğmesini net bir şekilde görebilir ve fotoğrafını çekebilir. Teleskobun bilgisayarına 19 milyon gök cisminin koordinatlarını ihtiva eden bir harita programı yüklenmiştir.

Uzay teleskobu adını Edwin Hubble'dan almaktadır. 1953 yılında ölen bu Amerikalı astronomun galaksilerin yaratılışı ve sınıflandırılması ile ilgili oldukça önemli çalışmaları vardır. Teleskobun en mühim görevlerinden birisi bize 12-14 milyar ışık yılı öteden gelen zayıf, belirsiz ışıklan ele geçirmektir. Bu ışıklar galaksilerin yaratılışları hakkında çok mühim ve hususi bilgiler ihtiva etmektedir. Bugün dünya üzerindeki en iyi optik teleskop sadece 2 milyar yıl geriye gidebilmektedir; yani

2 milyar ışık yılı ötedeki varlıklardan gelen ışıklan net olarak değerlendirebilmektedir.

Bir çok bilim adamı sabırsızlıkla ilk adımda teleskobu milyarlarca ışık yılı uzaklıktaki kuasarlara yöneltmeyi düşünüyorlar. Kâinatın sınırında bulunduğu tahmin edilen ve tasavvur edilemez bir enerjiyle yanan bu dev fenerler araştırmacılara göre ya yeni galaksilerin doğum sancılan veya mevcutların hayatta kalma mücadelesidir. Güneşteki gibi bir nükleer füzyon ameliyesinin böyle bir enerjiyi ortaya çıkarması mümkün değildir. Bu kuasarlar yüz milyonlarca güneş kütlesine sahip büyük galaksileri yutan ve maddeyi tüketen karadelikler olabilir. Bir elektrik süpürgesi gibi çevrelerindeki materyali ve yıldızlan yutarak uzayda ihtiyaçları olan bir nevi gök enerjisini elde ederler. Eğer gıdaları olan yıldızlan bulamazlarsa mat ışık veren ışık kaynaklarına veya sonunda görülmez karadeliklere dönüşürler. Hamburg rasathanesi yetkililerine göre bunların koyulaşması ve parlak ışık yayması tamamıyla aldıkları gıda ameliyesine bağlıdır. Dünyamıza 33 milyon ışık yılı uzaklıktaki M87 adlı kara delik de feza teleskopu vasıtasıyla araştırılacaktır. Bu kara deliğin enteresan yanı büyüklüğünün dünyamızın uydusu olan ay kadar olmasına rağmen milyonlarca yıldızı yutmuş olmasıdır.

Günümüzde uzak yıldızlarla aradaki mesafeyi ölçecek güvenilir bir teknik yoktur ve kâinatın başlangıç tarihi hakkında bilim adamları hararetli tartışma içerisindedir. Bazıları 10 bazıları ise 20 milyar yıl üzerinde durmaktadır. Fakat bilinen şu ki kâinat şişirilen bir balon gibi genişlemekte, her 10 saniyede 10 Samanyolu galaksisi hacmine büyümektedir. Astronomlar kâinatın 1988 yılından günümüze kadar 3.7 kat büyüdüğünü tespit etmişlerdir. Bigbang teorisi kainattaki varlıkların çok ufak bir hacimde bir çeşit yaratılış patlamasıyla birbirinden ayrıl-dıklarını söylemektedir. Genişleme hızını ise Hubble sabitiyle (H) bulmaktayız. Amerikan astronumu John Huchra'a göre faktör H, uzayın büyüklüğü ve yaşını belirleyen sihirli bir sayıdır.

Araştırmacılar uzayda bir ölçü olarak "cepheid" yıldızlarını kullanıyorlar. Bu yıldızlar titreyerek yanan uzay fenerleri gibidir. Titreyişleri ne kadar yavaş olursa ışık enerjileri o kadar kuvvetli olur. Bizim galaksimizde de bu tip yıldızlar bulunmaktadır. Şimdi Hubble teleskobuyla çok daha uzakta bulunan yıldız yığınlarının içinde bu tip yıldızlar araştırılacaktır. İlk hedef olarak bize 50 milyon ışık yılı uzaklıktaki Virgo takım yıldızı seçilmiştir. Bu yıldız takımının hususiyeti bizim Samanyolu galaksimize benzeyen 1000 tane galaksiye sahip olmasıdır. Bunların içinde de samanyolunda bulunan kardeş cepheid yıldızlarından bulunması halinde kâinatın sınırlarının ölçülmesi işi kolaylaşacaktır.

Teleskopla cevabı araştırılacak olan sorulardan biri de şu: Kâinatın genişlemesi sonsuza kadar sürecek mi yoksa,kâinatın iç kuvvetleri vasıtasıyla frenlenecek ve tekrar dürülecekmi ?

Astronomlar kâinatın halen gözlenebilen kütlesinin bu genişlemeyi durduracak çekim kuvvetini meydana getiremeyeceğini söylüyorlar. Bir dürülme hâdisesi ancak kâinatta gözlenemeyen çok büyük bir kütlenin varlığıyla mümkün. "Crash teorisini benimseyenler ışığı eğmesi dışında hiçbir şekilde gözlenemeyen fakat kütle olarak kâinatın %90-99'unu teşkil eden böyle bir karanlık maddenin (dark matter) varlığına inanıyorlar. İşte Hubble teleskobunun keskin gözüyle bu esrarengiz madde araştırılacak.

Değinmeden geçemeyeceğimiz başka bir nokta da Hubble teleskobunun casusluk teknolojisinin en gelişmiş ürünlerinden biri olabileceğidir. Yaklaşık 600 km. uzaklığa yerleştirilen teleskop 700 km. uzaklıktan bir ceket düğmesini net olarak görebildiğine göre dünya üzerindeki stratejik öneme sahip bazı yerleri bulutsuz havalarda rahatlıkla gözetleyebilir. Yaklaşık 1.2 milyar dolara malolan teleskobun daha uzak bir yörüngede uzay araştırmaları açısından çok daha iyi gözlemler yapabilecekken,600 km. gibi nisbeten yakın bir yörüngeye oturtulması, bu mevzudaki şüpheleri desteklemektedir.

Hubble teleskobu bu noktadan bakıldığında batının elde ettiği büyük bir silah ve avantaj olduğu kadar kainat kitabının okunması noktasından da mühim bir adımdır. Hâdiseye,çah-şanın muvaffakiyete ulaşacağı ve mükafatını alacağı gerçeği ile bakıyor ve geleceğimizin aydın neslinin birkaç asırdan beri kainat kitabını okuma gayretlerini bir kenara bırakmış müslümanların aksine, çalışarak Hubble misal muvaffakiyetlere ulaşacağına inanıyoruz.