Eylül 1993 · s. 24 · 3 dakikalık okuma
İstikamet
Sızıntı · KALBİN ZÜMRÜT TEPELERİNDE
İSTİKAMET
Doğruluk demek olan istikamet; bu hakikatça, itikatta, amelde, yemede, içmede, halde, sözde ve bütün davranışlarda ifrat ve tefritten sakınıp nebiler, sıddikler, şehidler ve salihlerin yolunda yürümeye itina gösterme şeklinde yorumlanmıştır ki,
![]()
ayeti de, işte bu Allah’ın rububiyetini itiraf ve birliğini tasdik edip, iman, amel ve muamelelerinde peygamberlerin yürüdüğü şehrahta yürüyenleri, ötelerde saf saf meleklerin karşılayıp, korku ve tasanın kol gezdiği o ürpertici vasatta onları müjdelerle coşturacaklarını haber veriyor
İstikamet, tabiat mertebesinde mükellefiyetleri edaya, benlik mertebesinde hakikat-ı şeriata, ruh mertebesinde marifete, sır mertebesinde de ruh-i şeriata riayetle yaşanır ve temsil edilir. Bu mertebeleri bihakkin görüp gözetmenin ne kadar güç olduğunu anlatması bakımından, en büyük ruh ve ma’na insanının “Hud suresi ve benzerleri iflahımı kesip beni yaşlandırdı” sözü
“Emrolunduğun gibi dosdoğru ol” ayetine işaret buyuruyorlardı- ne manidardır!
Zaten O’nun, duygu, düşünce ve davranışları da hep istikamet edalı değil mıydı? Ve huzur-u ruh efzalarına kurtuluş ve ebedi saadete eriş beklentileriyle sığınan bir sahabiye
-Allah’a iman ettim de, sonra da dosdoğru ol” diyerek, iki cümlelik “cevamiu’l-kelim” ile, bütün itikat ve ameli esasları ihtiva eden istikameti hatırlatmıyor muydu?
Halinde istikamet olmayan Hakk yolcusunun, bütün sa’y u gayreti boşa gideceği gibi, heder ettiği zamanından ötürü de her zaman sorgulanması saz konusu olabilir Yolun başında, neticeye ulaşmak için istikamet şart ve bir yol azığıdır, sulükun nihayetinde ise, Hakk’ı bilmenin bedeli ve Hakk marifetine ermenin şükrüdür ve bir vacibtir işin başında zikzakların yaşanmaması, yol esnasında ferdin kendini murakabesi, nihayette de yabancı düşünce ve davranışlara bütün bütün kapanması istikmetin önemli alametlerindendir.

“İstikamet erlerinden birini bilirim ki, hidayet köyünün başını tutmuş durur. Bu, hüviyet nurlarına canını ısmarlamış ve tabiat kirlerinden pak alarak olmuştur” diyen hak dostu ne hoş söyler.
Kul, istikametin talibi olmalı, keşf u kerametin değil, zira istikameti isteyen Allah, harikuladelere dilbeste alan da kuldur. Gönül kaptırdıklarımız mi, yoksa Allah’ın istedikleri mi..?
Bayezid-i Bistami’ye: “Falan kimse suda yürüyor, havada uçuyor” dediklerinde, Hazret:” Balıklar, kurbağalar da suda yüzüyor.. sinekler, kuşlar da havada uçuyor.. görseniz ki bir adam seccadesini suya sermiş yüzü yor veya havada bağdaş kurmuş oturuyor; zinhar iltifat etmeyiniz! Onun hal ve hareketlerindeki istikamete ve onların da sünnete uygunluğuna bakınız!” buyurur. Ve bize, bankalar atmosferinde pervaz etmeyi değil, istikameti ve kulluk zemininde yüzü yerde olmayı salıklar...
İstikamet, Hakka kurbet yolunda üç basamaklı bir merdivenin ğ4riftsamağıdır. İlk menzil, “takvim” dir ki; Hakk yolcusu,’ bu mertebede İslam’ın nazari ve ameli kısımlarında temrinat yapa yapa onu tabiatının bir parçası haline getirerek bir ölçüde nefsini aşmaya muvaffak olur. Ikinci menzil, ‘ikamet” ve “sükün”dur ki salik âlem-i emre ait mesavi -ki riya, süm’a, ucub gibi kullukla te’lifi imkânsız yaramaz şeylerdir- bunlardan uzaklaşarak, kalbini şirke \ve şirk şaibelerine karşı korumaya alır. Üçüncü menzil, “istikamet”dir ki, bu makam seyyaha sır kapılarının aralandığı makamdır ve İlahi varidatın keramet ve ikram ünvanıyla indiği kutup noktadır. Bu ma nadaki istikamet, ehl-i hak arasında bilinegeldiği şekliyle çok defa adiyattan sıyrılarak, “Yedullah” kuşağında “Kadem-i Sıdk” üzere yaşamaktır ve ilahi eltafın sağnak sağnak olduğu bir harikalar iklimidir. Bu iklimde çiçekler hiç solmaz.. burada yamaçlar kar-kış bilmez.. ve burada hep baharlar tüllenir durur ki
beyanı da bu temadi ve ölümsüzlüğü ifade etmektedir. Zira, ayette
yerine
buyurulması bu gerçeğe parmak bastığı gibi,
nın bol su ma’nasına gelmesi ve
daki
in de talebi tazammun etmesi, burada şu hususu hatırlatmaktadır: Siz tevhid üzere taleb-i ikamet, Allah ve Resulüyle aranızdaki ahitlere riayet ve ilahi hudutları da koruyup-kolladığınız sürece, suyu kesilmez bu çeşme hep akacaktır.
Efendimiz de, bu hususa temas buyururken: “Kulun kalbi müstakim olmadıkça imanı müstakim olamaz, lisanı dosdoğru olmayınca da kalbi müstakim olamaz” ferman ederler. Bir başka beyanlarında ise: “Her sabah insanoğlunun uzuvları lisana karşı: