Nisan 1990 · s. 101 · 7 dakikalık okuma
İslamî Psikiyatri

İslâm dini, insan hayatını her yönüyle ele aldığı için psikolojik veya somatik rahatsızlıklara en tesirli çârelerin bulunmasına dâyelik yapmıştır.
Yaratanın yarattığını daha iyi bildiğinin birer delili olarak İslâmın fıtrata hitap eden karakteri, cihanşümüllüğü, enfüsde ve âfâki âlemde koyduğu kanunlar arasındaki âhenginin bir neticesi olarak, bilhassa psikiyatrik hastalıklara karşı getirdiği tedâvilerin tarihdeki müşahhas delilleri meydandadır. Ama daha önce, bir karşılaştırma yapabilmek için Ortaçağ Avrupa’sının psikiyatrik hastalara karşı tavrına bir göz atmak yerinde olacaktır.
ORTAÇAĞDA AKIL HASTALARINA KARŞI AVRUPA’DAKİ TAVIR
Tahrif edilen Hıristiyanlık, akıl hastalarının kötü ruhlar tarafından esir alındığına inanırdı. Bu cinnet vakalarının gerçek sebebi olan habis ruhlara karşı gelmenin çoğu zaman imkânsız olduğuna, ancak bazı durumlarda bir azizin cesedinin veya eşyalarının bir parçasıyla bunları kovmanın mümkün olabileceğine inanırlardı. Deli olarak damgalanmış erkek ve kadınlar, başkalarını rahatsız etmedikçe kendi başlarına terk edilirlerdi. Etraftan geçenler tarafından taşlanır ve dövülürler, çoğunlukla açlık, baskı ve kazalar yüzünden ölürlerdi. Kamu düzenini veya huzuru bozanlar delilik ve saldırganlıkları bahanesiyle balık istifi halinde zindanlara doldurulup dövülürdü. O zamanlar birçok insan dayak atmanın terapik bir faydası olduğuna inanırdı. Zira eğer şeytan hastanın vücuduna yerleşmişse bu vücut alabildiğince nahoş bir mesken haline getirilmeliydi, böylece şeytan belki de kaçıp giderdi. Bu amacı gerçekleştirmenin en tesirli yollan da dövmek, aç bırakmak ve âni olarak çok soğuk suyla duş yaptırmaktı.
Bu zalimce müdahaleye maruz kalan zihni hastalar, çâreyi gözden ırak yerlere kaçmada bulmuşlar, mağaralara sığınmış, bazısı hayvan derisi giymiş, bazıları ise hiçbir şey giymeden saç ve sakalları birbirine karışmış bir halde yaşamışlar. Bir kısmı kendilerini melek ve şeytanların ziyaret ettiğini iddia etmiş, azizlik dâvâ edenler ise küfre girdikleri için öldürülmek gibi bir riskle yüz yüze gelmişlerdir.
İSLAMIN TAVRI
Doğuda, İslamın hakim olduğu topraklarda, akıl hastalarının tedâvisinde farklı bir yaklaşım mevcuttu. Müslümanlara göre mecnunlar da Allah’ın kullarıydı, bu yüzden şefkat ve merhametle tedâvi edilmeliydiler.
Hıristiyanlıktaki şeytan korkusunun aksine, Müslümanlar mantıki olarak, Yunan ve Roma kaynaklı klasik terapi metodlarını hadis ve âyetlerin ışığında yoğurarak, nezaketle bu hastaların birçoğunu iyileştirmeyi başarmışlardır. Müslüman mücahidlerin Asya, Afrika ve Avrupa’da yaptıkları cihadlardan aldıkları en helal kazanç olan ganimetlerin içinde, eski Yunan-Lâtin menşeli eserler de vardı. Bu eser sahiplerinin yeni tilmizleri olan Müslümanlar, kitapları Arapça’ya çevirmeye başladılar. Harun Reşid, Johannitius ismindeki bir tercümana çevirdiği her kitab için, kitabın ağırlığınca altın verdi. Sonunda bu tilmizler üstadlarını çok geride bıraktılar, çünkü vahiy kaynaklı marifet hüzmeleri, aklın emeklediği yolları bir anda katediverdi. İfrit ruhları, bütün psikiyatrik hastalıkların sebebi olarak görme gibi bir telakkiye sahip olmayan müslüman hekimler rahatsızlıkları, tıbbi metod ve vasıtalarla tedavi etmeye çalıştılar. Yunan ve Romalılara ait, birtakım salgılarla asabi aktivitelerin düzenlendiği teorileriyle, yazılı halde bulunan, müshil kullanma, istirahat, perhiz metodlarını kabul ettiler. Hazırladıkları ilaçlar bilhassa yatıştırıcılar, şöhret bulmuştu. Asabi hastaları teskin etmek için hususi hamamlar inşa etmişlerdi. Fıskıyelerle donatılmış, rengârenk çiçeklerle bezenmiş, insanı büyüleyen bahçelerde, zihni hastalıklardaki terapik etkisine göre seçilen farklı müzik eserleriyle, çok yönlü telkine dayalı huzur çevreleri tesis etmişlerdir.
Müslüman hekimler yeni bir psikoterapi türü üzerinde de çalışmışlardır. Doktorların, hastayla korkuları hakkında sohbet etmeleri ve ona, vehimlerini yenebilmesi için nasihatlerde bulunmaları gerektiğine inanmışlardır. Bu çeşit rahatsızlıklarda avcılık, ata binmek, yürüme gibi alternatifleri kullanırken, aşırı cinsi baskı altında bulunan erotomanlara güce dayalı top oyunları ile sık sık banyo yapmayı tavsiye etmişlerdir.
MÜSLÜMAN HEKİMLER VE ZİHNİ HASTALIKLAR HAKKINDAKİ GÖRÜŞLERİ:
İslâm tıbda büyük bir yeri olan Razi’nin 226 kitabı arasında en önemli iki tanesi “Mansuri” ve “El-Havi” ‘ dir. Fizyonomi için çaplı bir rehber kitap olan
Mansuri’ de, şahsiyetlerin tanımı ve mahiyetleri ile asabi hale tesir eden iç salgılara ait bilgiler bulunmaktadır. El-Havi de ise, vücudun fiziki halini etkileyen, “psikolojik hadiselerin” önemi anlatılmıştır. Fikri düzensizliğin akıl hastalıklarında, rahatsızlıkların ilk işareti olduğunu, bununla beraber, sağlam zihne sahip olan her insanın akıl hastası olmamasının garanti olmadığını söylemiştir. Doktorların, hastalarına daima sağlıklı bir gelecek ve emin olmasalar bile iyileşme ümidi telkin etmelerini tavsiye etmiş, bedeni halin ruhi durum ile irtibat halinde olduğuna değinmiştir.
İbn-i Sina’nın “Kanun” ’u teorik ve pratik tıp alanında abidevi bir eserdir. Psikoloji hakkındaki görüşleri ve bu sahadaki tedaviye ait tavsiyelerinin, tarihte büyük bir önemi vardır. O zamanki kısıtlı tıbbi tekniklere rağmen İbn-i Sina, kalb atışı oranındaki değişmelerle, mânevi hisler arasındaki irtibatı gösteren bir sistem geliştirmiştir. Orijinal klinik kayıtlarında, teşhislere götüren soru listeleri, bu sonların sebeb olduğu kalb atışı oranındaki değişiklikler ve varılan neticeler mevcuttur.
Bir başka Müslüman hekim Necib-üd-Din bin Hammad, Farsçaya Muhammed Ekber tarafından “Tıbb-ı Ekberi” şeklinde tercüme edilen “Sebebler ve Emareler” ismindeki kitabında, bunaklıktan Kore hastalığına, psikonevrozdan amneziye kadar dokuz bölüm halinde, otuz kadar zihni hastalığı sınıflandırmıştır. Tedavileri hakkında düzenli bir perhiz, banyo, hava değişikliği, huzur veren bir çevre, bazı durumlarda da kan aldırmayı tavsiye etmiştir.
ZİHNİ HASTALAR İÇİN, İNŞA EDİLEN HASTANELER:
7. asırda İslamın Mısır’a kadar yayılmasından sonra, ilk halifelerden biri, Kahire’de, Maristan hastanesini kurdu. Burada hastalar özel olarak döşenmiş geniş salonlarda, musikiyle, tedavi ediliyorlardı. 1173’de Bağdat’ da kurulan “Rahmet Evi” mânâsına gelen başka bir hastanede İran’ın her tarafından getirilen akıl hastalarıyla iyileşene kadar ilgileniliyordu. 13. asrın sonlarına doğru, Kahire’deki bir hastane tamamen mesaisini bu hastalara ayırmıştı. Her bir hastanın iki tane nezaretçisi vardı. Hekimler, şarkın mümtaz kabiliyetleriydi. Uyumakta zorluk çeken hastalar, hafif bir müzik sesinin duyulduğu ayrı odalara yerleştiriliyor, arzu ederlerse kendilerine hikâyeler anlatacak kabiliyetli insanlar tahsis ediliyordu.
Selçuklu ve daha sonra Osmanlılar, yerleşim birimlerinde inşa ettikleri tekkelerde akıl hastalarını tedavi ediyorlardı. Yüzyıllar boyunca hizmet veren bu kuruluşlar, bugünkü ABD deki zihni sağlık merkezlerinin çekirdeğini teşkil etmiştir.
1205 yılında Kayseri’de, 1217’de Sivas’ da ve 1272 senesinde Kastamonu’da inşa edilen hastaneler, Selçuklular zamanında kurulanlardan birkaçıdır. 1470’de İstanbul’da inşa edilen bir akıl hastanesinin kalıntılarını 1842’de ziyaret eden meşhur Fransız psikiyatrist Morea de Tours, bu hastanenin 19. yüzyılda kullanılan bir hastaneye bile misal teşkil edebilecek bir seviyede olduğunu beyan etmiştir.
Manisa’daki Süleyman Hastanesi ise dünyadaki emsalleri içerisindeki en güzeliydi. 16. yüzyılda, Mimar Sinan tarafından inşa edilen bu hastanede, yirmi kadar insan ile yüz elli kişi ilgileniliyordu. Hastaların temizliğine aşırı itina gösteriliyordu. Hastalar enfes kuş ve tâze balık yemekleriyle besleniyor, rengarenk çiçeklerle dolu muhteşem bir bahçede gezerken fıskiyelerden etrafa saçılan suyun sesini ve huzur veren müziği dinliyorlardı. Isı tedavisi için, farklı sıcaklıklarda, üç odadan oluşmuş muazzam bir hamam vardı. Hastalar müzisyenler, taklitçiler ve soytarılar tarafından eğlendirilirdi.
Kur’an-ı Kerim’de doğrudan veya tebei olarak psikiyatriyle alakalı birçok âyet bulunmaktadır. İntihar gibi psikiyatrik problemler hakkında, Kur’ an kesin bir tavır koymuştur. “Nefislerinizi öldürmeyin, şüphesiz Allah size karşı çok merhametlidir” (Nisa, 29) meâlindeki ayet, intiharları önlemede büyük bir yere sahiptir,
Tedricen getirilen içki yasağı, Lut Aleyhisselam’ ın kavminin fıtrata aykırı azgınlığına karşı yapılan müdahaleden ibret alınması gerektiğine dikkat çekilmesi, evlilik, talak, ailenin kutsiyeti, evlat edinme, yetimler, kadınlar, zina, fuhuş, faziletler, ahlâk, adalet, tevazu, şahsi mesuliyetler, beşeri münasebetleri düzenleyen ahlâki ve medeni vazifeler… Bunların hepsi, huzur dolu, kemale ermiş bir toplumu emir ve nehylerle tesis eden ve edebilecek birer ayet mevzusudur.
Efendimiz (s.as)’in hadis ve sünnetleri bu ayetleri destekler mahiyettedir. “Devamlı endişelere maruz kalanın, hastalıklı bir bedeni olur” meâlindeki hadis, psikolojik ve somatik hastalıklar arasındaki alakayı göstermektedir.
Namaz, zekât, oruç, hacc itminana götüren zikrullah, insanın kendisiyle ve diğerleriyle ilişkisinde Allah’ın rahmetini, kalbi huzuru, akli istikameti ve sükûneti celbeder.
Mesela oruçta, beden maddi alışkanlıklarına bir süre ara verdiği için genellikle bedenin tahakkümünde kalması kaçınılmazmış gibi görünen ruh, tecerrüd eder. Yani insan kalbi ve ruhi hayat seviyesine ulaşma yolunda ilk adımlarını atar. Oruç uyuşturucu, içki ve sigara alışkanlığının önüne geçebilir. Stres ve şizofreni gibi, asabi rahatsızlıklar da oruçla tedavi edilebilir.
Biyolojik psikiyatriye göre, kompleks asabi faaliyetlerden basit reflekslere, hatta DNA ve RNA’nın moleküler seviyesine kadar her şeyi fiziki ve kimyevi sebeblerle açıklanabilir. Davranış terapi yaklaşımının kökleri Pavlox ve Skinner’e ait araştırmalara dayanır. Fakat, insan faaliyetleri bir bütünlük dâhilinde ele alınmalıdır, kobaylarda müşahede edilen davranış birimleri halinde değil. Işte İslâm dini, İlahi kaynaklı değer ölçüleriyle, Batı’nın klinik farmakoloji tecrübelerini yoğurarak, bu ahengi tesis etme kudretine sahiptir.
Literatür
1)Afnan, S.M.(1958), “Avicenna: His Life and Works,” London Alten and unwin. 2)Atzal, VR. (19741 “Utility of Proyer”, Lahore, Islamic Publications Ltd. 3)baasher, T-, (1975), “The Arab Cauntries, World History of Psychiatry’’, Balliere Tindail.
4)Browne. E.G., (1921),”Arabian Medicine”, Cambridge, Cambridge University Press 5)Camp- beli, D., (1921),Arabian Medicine, London, Kegon Paul. 6)Da- vidson J,l-4., ‘‘A. visit to Turkish Asylum”, ,J.Ment, Sci., vol. xx,, pp. 408-415. 7)Dubovsyk, 5.,
(1983), “Psychiatry in Saudi Arabia”, Am. J. Psy.,140-11. 8) Gruner,DC.,(1930), A Treatise an the Canon of Medicine of Avicenna, London, Luzac Co. 9) Horwitz, E.L., (1977), Madness, Magic, Medicine, Philadelphia, S.B.Lippincott. 1O)Hüseyin, M.F., “islamisation of Psychology’’ (yayınlanmamış) 11)Hüseyin, M.F., “Fasting as a Remedy for Some Physical and Mental Illnesses”,Proceedings of int. Med. Seminer, Tehran. 12) Katchadourian,E-l., “Historical Background of Psychiatry in Lebanon”, Bulletion of History of Medicine, vol. 54, pp.544-53. 13)Meyerhof,M., (1931), “Science and Medicine in the Legocy of Islam”, Oxford, Ciarendan Press. 14)Mora, G., (1967), “History of Psychiatry” in comprehensive Textbook of Psychiatry. Saitimore, william and wilkins co. 15) Medvi, A.HA., (1972), The Four Pillars of Islam, Lucknow Islamıc Research and Publications. 161 Rocy,J.(1970), “Psychiatry in the Arab Eost”, Acı, Psychiat. Second Suppl., na: 211. 17)Tuke,I-I.,(1892), Dict of Psychological Medicine, vol. 2, London, 18)Sandwich, FM., “The Cairo Lunatic Asylum”, -J.Ment. Sci., vol.xxıv,pp, 473-74. 191 Williams, JA., (1961), “Islam”, London, Prentice-Hall international,