Sızıntı Arşivi

Mayıs 2003 · s. 180 · 5 dakikalık okuma

İslam'ın Kayzer Friedrich'e Tesiri

Safvet Senih · Biyografi



Hollanda dışişlerinde görev yapmış olan Şarkiyatçı profesörlerden J. Brugman, "Çok Kültürlülük Bilmecesi" ve "İslamiyet ve Uyum Üzerine Denemeler" başlıkları ile düşüncelerini izah ettiği yazılarında Kayzer II. Friedrich hakkında enteresan bilgiler var.
1194 yılında Sicilya'da doğan Friedrich, babası Kayzer VI. Hendrik'i üç yaşında, annesi Kraliçe Konstans'ı dört yaşında kaybetmişti. 1211 yılında 17 yaşında iken beklenmedik bir şekilde Alman Krallığına seçilmişti. Bunun üzerine yanına birkaç sadık adamını alarak Sicilya'dan Almanya'ya hareket eti. Tahttan indirilen rakibi IV. Otto'nun güçlü ordusuna mukabil, bu gencin silahlı askerlerden yoksun yolculuğu, o dönemde ümitsiz gibi görülür; ama korkulan olmaz. Çünkü ona Papa'nın ve Alman prenslerinin büyük desteği vardır.

Şimdi geri kalmış gördüğümüz ve mafyanın hakim olduğunu düşün-düğümüz Sicilya, o tarihlerde, sadece Kuzey İtalya'nın değil, Kuzey Afrika'daki çeşitli İslam ülkelerinin de buğday ambarı idi ve bu ülkeler Sicilya'nın nüfuzunu bir şekilde tanır ve hatta ona haraç da verirdi. Bilhassa Kayzer Friedrich'in anne tarafından büyükbabası II. Rogier, Müslüman alimleri himayesi altına almıştır. En ünlü Arap coğrafyacı El-İdrisi onun sarayında çalışıyordu. Rogier'in döneminde İslam ilim dünyasına karşı duyduğu hayranlık, daha sonra torunu Friedrich'e de geçti.

Friedrich Kudüs'teyken papalığa ait birlikler Sicilya Krallığı'na girmişlerdi. Friedrich hemen geri dönerek yitirilen toprakları geri aldı. Sicilya'ya döndükten sonra çözümlenmesi gereken en önemli mesele genelde Saracen diye adlandırılan Sicilyalı Müslüman ahalinin ayaklanması idi. Kuzey Afrikalı Müs-lümanlar Sicilya'ya kolayca yardım edebildiği için, Friedrich isyanı bastırdıktan sonra adanın Müslüman ahalisini Güney İtalya'ya sürerek Lucera (Apulie) şehri çevresine yerleştirdi. Bu ilk etnik temizlik örneğidir. Bununla beraber Apulie'ye yerleşen Müslümanlar açısından işler pek de kötü gitmemiştir. Bunlara din ve ibadet özgürlüğü tanınmıştır. Daha sonra bölgeyi ziyaret eden Arap seyyahlar, Lucera'nın sokaklarında şarklı kıyafetli insanların dolaştığı ve minarelerinden ezanların okunduğu bir Müslüman şehri olduğunu görmüşlerdir. Friedrich Müslüman ahaliyi Hıristiyan olmaya zorlamamış ve Papa'nın hiddetlenmesine rağmen, buraya misyoner teşkilatı kurdurtmamıştır. Daha da çarpıcısı bu Saracenler, kralın en güvenilir ve sadık bendeleri olmuşlardır. Sarayı ziyaret edenler, saray hizmetkarlarının büyük bir kısmının Saracenlerden oluştuğunu hissetmişlerdir. Papa ile Kayzer arasında çıkan bir yığın anlaşmazlıkta Saracenli ücretli askerler Papa'nın kışkırtmalarının tesirinde kalmadıkları için büyük güven kazanmışlardır. Friedrich'in bu Müslüman ahaliye karşı tutum ve davranışının yıllar sonra kendisini Papa'nın aforoz etmesine gerekçe gösterilmesine hayret etmemek gerekir.

Friedrich'in diğer dinlere karşı gösterdiği hoş görüsünün İslam Hukuku'ndan esinlendiği kesindir. İslam Hukuku'na göre kitap ehli olan Hıristiyan ve Yahudiler, ibadetlerini yapmakta serbesttir. Bundan hareketle Friedrich Sicilya'da, belli bir vergi ödemeleri kaydıyla sadece Müslümanları değil, Katoliklerin ayrı dinden saydıkları Ortodoks azınlığı ve Yahudileri de ibadetlerinde serbest bırakmıştır. Bu siyasetin Papa'nın gözüne diken olduğunu söylemek fuzulidir.

Bazıları bu sebeple Friedrich'in Müslüman olduğu kanaatine varmışlardır. Ama nasıl Müslümanlar, ehl-i kitaba hoşgörülü davranmakla Hıristiyan olmuyorsa, Kayzer de o dönemde uyguladığı politika sebebiyle Hıristiyanlıktan çıkmış değildir.

Alman Kralı seçildiğinde Friedrich, Papa'ya Haçlı Seferi'ne çıkacağına dair söz vermişti. Ama iyi gerekçeler bularak Kutsal Topraklara seferi uzun süre ertelemişti.

Friedrich'in Haçlı Seferleri'ne çıkmayı devamlı ertelemesi Papa IX. Gregorius'un kızmasına ve 1227 yılında kendisini gürültülü bir şekilde aforoz etmesine sebep oldu. Gerçi Kayzer Friedrich bu defa sefere çıkmıştı; ama hasta olduğunu bahane ederek geri dönmüştü. Papa, bu bahaneyi kabul etmedi.

Aforoz edilmesine rağmen Friedrich 1228 yazında filosu ile Kutsal Topraklara doğru denize açıldı. Bu, Altıncı Haçlı Seferi idi. Bu enteresan bir seferdi. Çünkü bir yandan 1187 yılında Selahaddin Eyyubi tarafından Hıristiyanlardan kurtarılan Kudus'ü almak üzere Kutsal Topraklar'a doğru sefere çıkan aforoz edilmiş bir kral, öbür taraftan Haçlı Seferi'nin başarısızlığa uğramaması için elinden geleni esirgemeyen bir papa vardı. Ayrıca aforoz edildiği için ayine katılması yasak olan Friedrich, Kudüs'teki Kutsal Büyük Kilise'ye girip ayine katılmıştı. Bu da ortalığı alt üst edecek bir olay sayılıyordu. Papa, Friedrich'i iyice zora sokmak için ordularını Sicilya'ya gönderdi.

Bütün bu olaylar arasında en enteresanı ise, Mısır'daki Eyyubi Sultanı el-Kamil'in (Melek Kamil) Friedrich'e, ordusu ile Filistin'e gitmesi için davette bulunması, onun da bu daveti kabul etmesidir. Friedrich ile yapılan anlaşmaya göre, Kutsal Büyük Kilise, Beytü'l-Lahm ve Nasıra Hıristiyanlara verildi. Kudüs, Müslümanlarda kaldı. Hiçbir savaş yapılmadan böylece on senelik bir anlama yapıldı:

Friedrich Arapça biliyordu. Ayrıca hayranlık duyduğu İslam ilim dünyası ile ilgileniyordu. Eyyubi Sultanı Kamil de ilme karşı büyük ilgi duyuyordu. Her ikisi de ilim adamlarını çevrelerine toplamıştı ve bunların tartışmalarını takip etmekten zevk alıyorlardı. Friedrich'in maiyetinde kendisine mantık dersi veren Müslüman bir alim vardı. Görüşmeler sırasında Kayzer Friedrich, Sultan Kamil'e bir dizi ilmi sorular yöneltmişti, sultan da bunlara cevap verilmesi için Mısırlı alimlere havale etmişti.

Anlaşmayı yaparken Friedrich arabulucu dostu Fahreddin'e şunları söylemişti: "Frenklere karşı itibarımı yitirmekten korkmasam sultandan bunları istemezdim. Kudüs üzerinde hiçbir emelim yok. Ama namusumu kurtarmaya mecburum."

Kayzer bazen Müslümanlar üzerinde Hıristiyan olmadığı izlenimini verecek tavırlar sergilemiştir. Mesela anlaşma yapıldıktan sonra Kudüs'ü gezerken kendisine refaket eden kadı, müezzinlere sabah ezanını çok erken okumamaları için talimat verdiğini söylediği zaman; "Yanlış yaptın kadı. Ben ezan sesi işitmek ve gece ilahi dinlemek için Kudüs'te geceleyeceğim." demişti. Müslümanlar, ezan okunurken Friedrich'in maiyetindekilerin, yani mantık hocası ve diğerlerinin birlikte namaza durduklarını görmüşlerdir.

Kayzer Friedrich, 1 Mayıs 1229'da ülkesine doğru yola çıktı. Papa onun öldüğüne dair dedikodu yaymıştı. Onun için birdenbire ortaya çıkması şok tesiri yaptı. Bunun üzerine Papa'nın orduları hemen savaş meydanlarını terk ettiler. 23 Haziran'da Papa Kayzer ile barış imzaladı. Aforoz da kaldırıldı.

Kayzer II. Friedrich'in izlediği politikaya ve hayat tarzına bakılırsa İslamiyet'in tesirinde kaldığı görülür. Muhtemelen onun İslam dünyasına ilgisi dini yönden olmaktan çok ilmi yönden idi. O sık sık ilim adamlarına; "Cehennem nerede? Kainatın hakimi kim? Gökyüzünün katları arasında ne kadar mesafe var? En son katın ötesinde ne var?" şeklinde sorular soruyordu. 1240 yılında da Fas'taki El-Muhadis halifesine öğrenmek için sorular göndermişti. Halife de soruları filozof İbn-i Seb'in'e yollamıştı. Daha sonra İbn-i Seb'in, bunların cevaplarını bir kitap haline getirmiş ve "Sicilya Soruları" ismiyle yayımlamıştır. Kitabın bir nüshası J. Brugman'ın elindedir.

Bu haliyle Kayzer II. Friedrich, Rönesans'ın habercilerindendir. Bilhassa idari bünyede kanun yapma dalında da çok ileri gitmiştir ve getirdiği yenilikler modern bürokrasinin başlangıcı sayılmıştır. İslam dünyası onu hep büyülemiştir. Ve bu hayranlığı oğlu Manfred'e de geçmiştir.