Sızıntı Arşivi

Mayıs 1999 · s. 38 · 5 dakikalık okuma

Işıldayan Hayvanlar: Ateş Böcekleri

Sızıntı · Zooloji

İnsanoğlu beni hiç rahat bırakmayacak mı? Baksana yine takip ediyor, neredeyse yakalayacak. Ah! Kaçamadık işte görüyor musun? Hey! Dikkat etsene!.. Canımı acıtıyorsun! Lütfen kanatlarıma dokunma! Beni avucunun içine alabilirsin, (akaî yeter ki ezme. Bana bakarak biraz tefekkür ettikten sonra lütfen beni serbest bırak. Eğer bırakırsan sana çok özel bir şey söyleyeceğim.

Bu haziran akşamında beni yakalamak bayağı zordu, değil mi? Geceleyin bizi uçarken çok rahat görebilirsin. Fakat gün aydınlık iken bizleri görmen biraz zorlaşır. Bu yüzden gündüzleri bizi pek ilginç bulmaz ve sıradan bir böcek gibi davranırsınız. Evet, biliyorum etrafa saçtığımız ışık size ilginç geliyor. Eğer beni dikkatlice ters döndürürsen altımda fosfor yeşili iki nokta görebilirsin. Bu fosforlu ışık sayesinde bizi başınızın ü-zerinde uçarken görebilirsiniz. Beni tekrar düz çevirir misin, lütfen? Heey! Dikkat et! Ben on milimetreden daha uzun değilim. Eğer beni öldürmek İstemiyorsan, o büyük ve iri parmaklarınla çok dikkatli ve nazik olmalısın.

Şimdi el fenerini aç ve ışık altında bana bak. Eğer Güney Amerika'da olsaydın ve yeğenim Cucujus cinnaberinus avucunun içinde benim yanımda olsaydı bu ağır el fenerine ihtiyaç duymayacaktın. İnan bizi başka ışık kaynağı kullanmaksızın ayırt edebilirdin. Bu yüzden o bölgelerdeki insanların çoğu bir kasenin içine Cucujus toplayıp lâmba olarak kullanıyorlar.

Ele Geçirilmez Soğuk Işık Kaynağı

Bana ve arkadaşıma parlayan kurtçuklar (Lampyris ve Phausis) diyenleriniz var, halbuki yanılıyorlar. Ben kurtçuk değilim ve parlamıyorum. Sizin Edison isimli hemcinsinizden binlerce sene önce bizler Yaratıcımızın bizlere ihsan ettiği çok harika bir yolla ışık üretiyoruz. Hem de sizin ampulleriniz ısınıp elinizi yaktığı hâlde biz çok farklı bir yolla soğuk ışık üretiyoruz. Bu ışık bioluminesens diye adlandırılır ve ısı üretmez. Bu henüz sizin mühendislerinizin başaramadığı müthiş bir marifettir. Sizin kullandığınız normal bir lâmba, giren enerjinin sadece % 4'ünü ışığa dönüştürür, gerisini ise ısı olarak boşa harcar. Çok methettiğiniz flüoresan lâmbaları bile aldıkları enerjinin sadece % 10'unu ışığa dönüştürür. Geri kalanı sıcaklık olarak dışarıya verilir. Kabul etmelisiniz ki sizlerin lâmbaları ışıktan ziyade, daha çok bir fırına benziyor. Fakat beni yaratan Rabbim, enerjiyi ışığa dönüştürmek için mümkün olan en yüksek randımanı vermemi sağlamış. Giren enerjinin % 100'ünü ışığa çeviririm. Gerçekten bundan daha iyisini yapamazsınız.

Eğer o fırın gibi lâmbayı kapatırsan sayemde karanlıkta daha iyi görebilirsin. Çimenler arasındaki küçük ışık noktalarını görüyor musun? Onlar bizim küçük dişi ateş böceklerimizdir. Dişi ateş böcekleri uçamaz. Üreme zamanı otların yaprakları üzerine tutunurlar ve bir erkeğin yaklaşması için ışık organlı kuyruklarını havaya doğru uzatırlar. Bu fosfor yeşili 518-656 nanometre dalgaboyunda görünebilir bir ışık yapar ve erkekler böylece dişiyi bulur ve gelecek nesil için yumurta bırakmasına yardım eder.

2.000'den fazla türümüz vardır. Bunların arasında siyah ateş böceği (Photinus pyraiis) isimli türümüzün ürettiği 520-650 nanometre dalgaboyundaki ışık sinyal hâlinde belli aralıklarla çıkarılarak haberleşmede kullanılır. Bu parlamaların her biri saniyenin 600'de biri kadardır. Erkek bu flâşları 5,7 saniye aralıkla gönderir. Dişi 2,1 saniye sonra aynı ritm ile cevap verir. Kimse bu ışık yanıp sönmesinin niye bu kadar hızlı olduğunu bilmiyor.

Yazın eşim yumurtalarını bir yaprağın altındaki nemli bir noktaya koyar. İlk önce yumurtadan kısmen gelişmiş bir lârva çıkar. Bütün kışı aynı yerde geçiren bu lârva daha sonra baharda yetişkin parlak böcekler olarak kokonlardan ortaya çıkarlar.

Kurbağalar önde gelen düşmanlarımızdan biridir. Eğer bir kurbağa birçok ateş böceğini bir anda yutarsa (ki bu olay ne yazıkki zaman zaman oluyor) kurbağa bile karanlıkta parlamaya başlar. Çünkü yumurtalarımız bile ışık verebilir.

Ama ışığı bize veren kaynak nedir? Tahmin ediyorum bunu siz de çok merak ediyorsunuz, değil mi? 1887'de Fransız Raphael Dubois bir midye türü olan Lithophaga'nın luminesans ışık çıkaran mukusunda, ışık üretmek için bulunması gerekli olan iki maddeyi keşfetti. Bu iki madde birbirleriyle reaksiyona girdiği vakit ışık meydana geliyordu. Raphael, bu maddelerinin birini luciferin diğerini lusciferase olarak adlandırdı. İkinci maddenin kimyasal kompozisyonu hâlen esrarengizliğini koruyor. Bugün bile sadece yaklaşık 1.000 aminoasitten yapılmış bir bileşik olduğu biliniyor. Demekki yapısı çok karışık ve belirlemek de son derece zordur. Diğer madde olan luciferin üzerindeki çalışmalarda Amerikalı bilim adamları son zamanlarda okside edilmiş luciferin molekül sayısının, yayılan ışık patlama sayısı ile tamamen denk olduğunu keşfettiler. Bu, enerjinin nasıl ışığa çevrildiğinin bir tasdikidir. Sıkıldığınızın farkındayım, fakat inanın konu sizlere anlattığımdan kat kat daha karışık.

Işık Anahtarı İçin Kapak

Çoğumuzun, hakkında pek bir şey bilmediği bir konuyu sizlere açıklamama lütfen izin verin. Hiç fener balığı (Photoblepharon palpebratus) diye bir balıktan söz edildiğini duydunuz mu? Bizimle alâkası olmayan bir hayvan olduğu hâlde, o da tıpkı bizim gibi etrafa ışık saçar. Aslında fener balığı kendi kendine ışık husule getiremez. Bu ışığı luminesans bakterilerine ürettirir. Bu bakterilerin ışığı üretmesi de benimkine benzer. Yalnız bir tek bakteri çok küçüktür ve ışığı görülemez. Sadece milyonlarca bakterinin oluşturduğu bir koloni yeterli kuvvette ışık üretir. Bu bakteriler gözün altındaki oval şekilli ışık organında oturur. Bu bölgede, balığın ince kan damarlarının getirdiği enerji ve oksijen ile beslenirler. Bunun yanında Yaratıcı, fener balığı için bir çeşit şalter (siyah göz kıvrımı) vermiştir. Böylece balık istediğinde bu ışığı kapatabilir. Ve eğer isterse, göz kırpma ve ışık sinyalleri gönderebilir.

Parlayan Ağaçlar

Güney Asya'da yaşayan bir türümüz olan Pyrophorus noctilucus'un binlercesi bir araya gelip bir ağaçta toplanmayı çok severler. Geceleyin o ağacın şeklini bir düşünsenize, ne muhteşem bir görüntüdür. Bilim a-damları hâlen bu türün niçin aynı anda parıldadıklarını belirleyemediler.

Işık Üretimi ve Yansıtma

Işık organım temel olarak üç hücre tabakasından oluşur. En aşağıdaki hücreler grubunun plâzmaları minicik keskin kenarlı kristaller ile doludur. Bu kristaller yansıtıcı bir duvar gibi rol oynar. Ortadaki tabaka aktif ışık hücrelerini taşır. Bunlar mitokondri denilen yuvarlak enerji santralleri ile doludurlar. Bu ışık hücreleri çok ince sinirler ve oksijen getiren tüplerle çok zengin bir şekilde donatılmıştır. Üçüncü ve en dış tabaka deridir. Vücudumu da saran bu deri şeffaftır ve böylece ışığım herkes tarafından kolayca görülür.

Bayanlar beni Güney Amerikalı türüm Pyrophorus noctilucus gibi saçlarına koymazlar. Bu böcekler geceleyin bir elmas gibi parlar. Ben sadece bir renk parlatabiliyorum, fakat Yaratıcıya beni böyle bir harikuladelikte yarattığı için şükürler olsun.

Kaynak:

Werner Gitt K.H. Vanheden. If Animals Could Talk