Sızıntı Arşivi

Ocak 1990 · s. 20 · 2 dakikalık okuma

Işıkdan Muvanezeler veya Mesnevi Bahçesinden

Sızıntı · KALBİN ZÜMRÜT TEPELERİNDE

oca90-18.jpg

Ey müslümanları şiddetle dünyaya teşvik, yabancı kültür ve sanatlara cebredip zorlayan kendini beğenmiş talîsiz! Dikkat et, millet fertlerinin din ile rabıtaları kopmasın! Eğer cebren milleti dinden uzaklaştırır ve onların dinî rabıtalarını sarsarsanız; dinsizleştirilen nesiller önü alınamıyacak şekilde cemiyete zarar verecek ve tedavisi kâbil olmayan rahatsızlıklar meydana getirecektir.

Ey talîsiz fâsık adam! Fâsıkların ekseriyet teşkil etmelerine bakıp aldanma ve büyük bir ekseriyetin senin gibi düşünmesiyle teselli olmaya kalkma! Çünkü hiçbir fâsık, fıskı isteyerek içine girmemiştir. Bilemediği, ihtimal vermediği bir kısım yollarla onun içine çekilmiştir, ve bir daha da kenara çıkması mümkün olmamıştır... Evet, fâsıklar bile çok defa durumlarını düzeltip cemiyete yararlı olmayı düşünmüşlerdir ama, bir türlü hevâ ve heveslerine esaretten kurtulamamışlardır.

Ey divâne baş ve bozuk kalb! Zannediyormusun ki, müslümanlar dünyayı sevmiyor veya düşünmüyorlar da ondan dolayı fakr-u hâle düşmüşler, bundan ötürü de ikaz edilmeliler.. Zannın yanlış, tahminin de hatadır. Günümüzde müslümanlar aşırı derecede hırsa düşmüşlerdir. "Haris haybet ve hüsran içindedir" hakikatına binâen, mü'minde hırs kaybetmeye sebebdir.

Evet, bugün insanı dünyaya çağırıp sevkeden pek çok sebeb var. Başta onun nefsi ve hevası; ihtiyacı, arzuları ve şeytanı; dünyanın zahiri güzelliği, tatlılığı ve insanoğlunu baştan çıkaran onun kötü arkadaşları ... Bunca menfi sebebin yanında ahiret ve ebedi hayata dâvet eden pek azdır.

Eğer sende bu biçare millete karşı zerre kadar hamiyet varsa, ebedi hayat adına millete yardım eden azlara arka çıkman gerekir. Aksine, azları susturup çoklara yardım etmek hamiyet değildir.

Siz zannediyormusunuz ki,bu milletin fakr-u hâli, zâhidlik, dünyayı terk etme ve tembellikten neşet ediyor. Yanılıyorsunuz... Görmüyormusunuz ki, Çin'deki mecusîler, Hindistan'daki Brahmanlar ve Afrika'daki zenciler gibi Avrupanın baskısı altında bulunan milletler bizden daha fakirdirler. Hem görmüyormusunuz ki, elimizde ve avucumuzdaki herşeyi ya Avrupa'daki bir kısım kâfir ve zâlimler veya Asya'daki münafıklar ya çalıyor veya gasb ediyorlar. Sizin, cebren milleti bu türlü yollara zorlamadaki maksadınız, memlekette asayişi ve emniyeti temin ve idareyi kolaylaştırmak ise, katiyyen biliniz ki yanılıyor ve yanlış yollara sevk ediyorsunuz! Çünkü itikadı sarsılmış, ahlâkı bozulmuş yüz fâsıkın idaresi binler ehli imanın idaresinden daha zordur.

Müslümanlar başka şeye değil; mesailerinin tanzim edilmesine, aralarında emniyetin gerçekleştirilmesine ve yardımlaşmanın yaygınlaştırılmasına ihtiyaçları vardır. Bunlar da ancak dinî rabıta ve takvanın hayata hâkim olmasıyla mümkündür.