Ocak 1990 · s. 23 · 4 dakikalık okuma
Biyoteknolojinin Getirdikleri


Biyoteknoloji ne bir endüstri ne de bir tarım sektörüdür.Bilinen,kainatın sahibinin canlılar alemindeki sırlı kanunlarını öğrenerek onları insanlığın yararına kullanmanın yollarını araştırma olduğudur.Dünya;nükleer enerji ve bilgisayar patlamasından sonra biyoteknoloji ile üçüncü teknolojik inkılabını yaşıyor.Yüzyıllardır savaş ve laboratuvar tecrübelerine dayanarak gelişen bu sektörde,ilerlemeler sadece bilgi kırıntılarıyla yapılmaya çalışıldı.Fakat modern RNA ve DNA çalışmaları (özellikle DNA birleştirilmesi,hücrelerin bir araya getirilmesi ve son on senedeki ilmî patlamalar) biyoteknolojiyi verimli ve hızlı uygulama alanlarına doğru itti.
Önümüzdeki on yılın bu teknolojide, insanla ve hayatla iç içe, daha fazla değişikliklere sahne olacağını söylemek kehanet olmaz.
Endüstride Biyoteknoloji
Biyoteknolojinin, gelişmiş ülkeler arasında rekabeti arttırma ve yeni pazarlar açmak İçin potansiyeli var. Küçük firmaların da bu yarışta yeri olmasına rağmen başı çekecek olanlar kimya, ilaç ve gıda sektörleriyle alâkalı dev şirketlerdir. Milletlerarası, bu büyük teşebbüsler için, biyoteknoloji, rekabet ortamındaki pozisyonlarını geliştirmede ve sağlamlaştırmada, mühim bir silah olacaktır, tabii bu silahı hayırlı yolda kullanacak insanların kalb ve kafa yapılarının istikamet üzerine olmaları çok önemlidir. Bu yüzden iştahı kabaran birçok firma, halihazırda biyoteknolojik teknikler kullanmasalar bile, önümüzdeki yıllarda yapmayı planlıyorlar, fakat hangilerinin insanlığın yararına, hangilerinin de belâ ve musibetler üretecek kötülükler ve şer hesabına üretime geçeceğini şu anda henüz bilemiyoruz.
İlaçlar, Hastalık ve Teşhisi
Hayatın mekanizmalarını ve hastalık sebeblerini anlamak, genlerle ilgili çalışmaların devamı ve bu yeni araştırma alanındaki sırları çözmekle kolaylaşacaktır. . Şu anda bazı mühim buluşlar yapılmış bile. 1980' lerin başında genetik veya bir başka ismiyle DNA— parmak izi geliştirildi ki, kişilerin vücutlarındaki sıvılardan veya saçlarından alınan DNA örnekleriyle, nüfuz kayıtlarında ve suçlu teşhisinde, hüviyet tesbiti yapılabiliyor.
Biyoteknoloji ortaya çıkışından beri, bu sahadaki ilerlemeler en başta İlaç endüstrisi ve sağlık alanında yer alıyor. Ortaya çıkan ürünler arasında, bakteri yoluyla üretilen insülin, kanser gibi hastalıkların tedâvisinde kullanılan interferonlar, suni hormon geliştirilmesi, kan pıhtılarını çözmek için kullanılan tabii bir enzim ve karaciğer iltihapları için hepotit B (bulaşıcı sarılık) aşısını sayabiliriz. Hayvanlar, çok ender rastlanan proteinlerin elde edilmesinde kaynak olarak kullanılabilmektedir. Bütün bu imkânlar, gözle göremediğimiz, bakterilerin muhteşem faaliyetlerine, Kudreti Sonsuz'un bahşettiği ilim ile müdahalede bulunmakla elde edilmektedir.
Sağlık alanında ise, hastalık teşhisinde ve tedâviden ziyade hastalığın önlenmesinde (mesela yeni aşılarla) karşımıza çıkıyor. Biyoteknolojinin çağımızın hastalığı AIDS'in anlaşılmasında oynadığı anahtar rol, inkâr edilemez. Uzun vadede ise birleşik DNA tekniklerinin geliştirilmesiyle, su yüzüne çıkacak gen tedâvisi yoluyla; bundan otuz yıl kadar Önce sayıları 400-500' ü geçmediği halde, bugün 3000'e çıkmış genetik bozukluklarında tedâvi edilebileceğini duyunca, "Ölüm ve yaşlılıktan gayrı her hastalığın çâresinin bulunacağını söyleyen Söz Sultanı'nın asırlarca önce müjdesine hayranlık duymamak elde mi?
Tarımdaki Yenilikler
Tarım, dünyanın en büyük sektörlerinden biri ve o da biyoteknolojinin değişikliklerinin tesirine girmek üzeredir. Tarımda verimin arttırılması, ürün organlarının çoğaltılması ve kullanılan kimyevi maddelerin azaltılması gözümüze çarpan ilk hedeflerdir. Bundan böyle insanoğlu; hastalıklara, zararlı böcek ve bitkilere karşı dayanıklı ve her türlü iklim şartlarında yaşamaya hazır ürünler yetiştirebilecek. Bir de verimdeki ani artışı hesaba katarsanız, ortaya ümit verici bir tablo çıkıyor. Gelecekte dev karpuzlar, elmalar yediğimizde yine o asırlar öncesi müjdeyi hatırlayacağız.
Peki, Ya Ticaret
Biyoteknoloji, zatan tarım sektöründeki ticarette kendini hissettiriyor. Mısır orjinli bir tatlılaştırıcı, yüksek fruktoz mısır şurubu (YFMŞ), şu anda Dünya şeker piyasasını sarsmaya devam ediyor ki bunda; düşen enzim fiyatlarının (YFMŞ yapımında kullanılıyor), şurup fiyatlarını düşürmesi büyük rol oynadı. Dünya YFMŞ tüketimi, 1975'lerde şeker tüketiminin %1'ine eşit iken 1985'te bu rakam %6'nın üzerine çıktı.
Yeni mamüller yeni pazarlar demek olduğuna göre; biyoteknoloji Dünya ticaret hacmini arttıracağa benziyor ama ticarete negatif ve pozitif yönde yapabileceği tesirleri şimdiden hesaplamak ise oldukça zor.
Birleşmeye Doğru Giden Teknolojiler
Canlı hücrelerin, bilgisayar parçalarında (hafıza çipleri, mikroişlemciler) kullanılabileceği moleküler elektronik ve bioçip kavramlarını gündeme getirdi. ilim çevrelerinde, protein ve moleküllerden bilgisayar yapımını teklif edenler olmakla birlikte onlar bile bu ihtimalin ancak çok uzun seneler geçtikten ve yeni teknikler bulunduktan sonra gerçekleşeceğine inanıyorlar. Yine de, son zamanlarda bioelektronik alanındaki faaliyetler, bazı ülkelerde, teknolojik engellere rağmen şiddetini arttırdı. Bunun bir sebebi savunma alanında yatmakta: Bioçipler, biokomputürler ve informasyon teknolojileri, biyoteknolojiye dayalı olduklarından, nükleer radyasyon tesirine karşı hassas değildirler.
Kamuoyu Nasıl Bakıyor?
Kamuoyunun, bu teknolojiye yeşil ışık yakması ve güvenmesi, sektörün bir anda atağa kalkmasını sağladı. Aslında, potansiyel risk ve faydanın münazarası, daha bu teknolojide ilk ürünler ve gelişmeler ortaya çıkmadan başlamış olup, 15 senedir de devam etmektedir. Pürüzlerden biri, kamouyonun sübjektif bakışından doğan reaksiyonlar—bunlara hissi olanlar da dahil— ve ilim çevrelerinin bu yeni teknolojiyi şu andaki mevcut ilmi kriterlere göre değerlendirmeleridir.
Yeni bir mamul veya proses ilmi olarak kabul edilebilir olsa bile, malı piyasaya sürecek firma yapacağı kamuoyu araştırması ile halkın nabzını yoklar.
Bu bakımdan mantıklı veya mantıksız reaksiyonlar, biyoteknolojinin geleceğine tesir edecektir.
Bu hususta kamuoyunu rahatsız eden bazılarının haklı olduğu dört ana sebeb vardır:
a) Genetik değişikliklerle ahlâki değerler arasındaki uyum; bilhassa insanlardaki genetik çalışmaların ortaya çıkabileceği hilkat garibelerinin durumu ve gayri insanilik.
b) Değişikliğe uğratılmış mikroorganizmaların insan sağlığını tehdit edip edemiyeceğinin henüz meçhulümüz oluşu.
c) Biyoteknoloji hususundaki yapılacak yatırımlarla kurulan sektörün önceden tahmin edilemeyen ve geriye dönüşü mümkün olmayan yapısı.
d) İşsizliğe yol açabileceği konusundaki endişeler.
Yaygın soru işaretlerini ve şüpheleri bir tarafa bırakırsak; biyoteknoloji, sağlık alanından ilaç sanayine, enformasyon sektöründen ticarete her alanda köklü değişiklikler yapabileceğe benziyor. Şüphesiz herşey, insanoğlunun daha rahat yaşaması için. Ama zannederim ki; yaratılmışların en şereflisi olan biz insanlar, sahip olduğumuz "bilim"leri "ilim"in potasında erittiğimizde hakiki rahat ve saadeti bulacağız. Aksi halde biyoteknoloji de kötülerin ve insana saygısı olmayanların elinde, insanlığın sonu da olabilir.