Şubat 1995 · s. 23 · 1 dakikalık okuma
Işık Yol
IŞIK YOL
Dinmeyen his, sönmeyen heyecanla dopdolu,
Dolaşıp her yerde O’nu soluklamalısın!
Her zaman bir semâvi seyahate kurulu;
Mesafeleri aşıp O’na ulaşmalısın!
Ufuklar gel gel diyor, yıldızlar göz kırpıyor,
Ve panjurlar aralanıyor gibi öteden;
Dalga dalga gözlere güzellikler çarpıyor,
Bütün eşya sonsuzlukla parıldıyor birden..
Işık yağıyor her yana, ruh nûra boyanmış,
Hülya ebedin sihirli kemendinde tutsak..
Cezbin büyülü iksiriyle Hakk’a uyanmış,
Her lahza ayrı bir vuslat neşvesi duyarak...
Nurdan duyguları ve nurdan kanatlarıyla,
Göğün sonsuzluğunda öteleri süzüyor;
Pişe pişe olgunlaşmış kanaatlarıyla,
Ruhların uçuştuğu iklimlerde geziyor.
Aklın gözlerinde tüllenen ışıkta O var;
Duyar o en erilmezleri olduğu yerden..
Dolaşır vadi vadi her yerde O’nu arar,
Tüter tıpkı ocaklar gibi, yanar derinden.
Hiç durma koş süvarim, koş bu nurlu ufukta!
Dolmuşken hazır gönlün ebedin sevdâsıyla..
Yollarda ömür tüketenlere O son nokta,
Bırak oyalanmayı eşyanın rüyasıyla..!
***