Sızıntı Arşivi

Ağustos 1987 · s. 33 · 9 dakikalık okuma

Işık Topları (Garip ama Gerçek)

M. Kazım Gülaçan · İnceleme

ag87-37.jpg

1963 Mart'ının soğuk bir sabahında saat 5.00 sıralarında bir yolcu ve hostes olmak üzere iki kişi Newyork'dan Washington'a gitmekte olan 539 sefer nolu doğulu şirketlerden birine ait olan uçakta, koridor tarafındaki koltuklarında uzanmış, rahat bir şekilde oturuyordu. Kaptan—pilotun yağmur yüklü bulutları görüp "Hava boşlukları olabileceğine binaen lütfen kemerlerinizi bağlayınız" ikazı üzerine her ikiside sağlam bir şekilde emniyet kemerlerini bağlamışlardı. Ansızın uçakda meydana gelen bir sarsıntı, onları dalgınlıklarından sıyırdı. Tam bu anda da parlak bir şimşeğin, uçağın her tarafını kaplamış olduğunu gördüler.

Kış mevsimlerinde uçak ile yolculuk yapmış olanlar bu türlü hava şartlarının uçağa pek az zarar verdiğini bilirler. Ancak doğu şirketlerinden birine ait olan bu uçaktaki durum biraz garipti. Bu arada, pilot kabinine girilen kapıdan 20 cm. çapında, maviye çalar beyaz renkte, diz boyu yükseldikte, uçağın koridorunda, çok düzgün" yuvarlaklıkta ateşten bir top hasıl oldu. Yolcu ve hostes oturdukları yerden hareketsiz bir şekilde şaşkınlıkla bu ateşten topu izliyorlardı. Ateştopu koridor arasında bir müddet gidip geldi, sonunda da uçağın arka tarafından kayboldu.

Hostes, hadisenin heyecanını üzerinden attıktan sonra büyük bir kanaatla bu ateş topunun şimşekten uzanmış bir parça olduğunu söylüyor, buna karşılık yolcu ise: "Yolculuk müddetince korkudan uçağın tek bir noktasına bile dokunamadım." diyordu.

Bu vak'anın aslı "şimşek topu" olarak adlandırılan, bazen süratli bir şekilde dönen, sıçramalı veya düzensiz bir şekilde hareket edebilen kürelerdir. Bu küreler, muhtelif renklerde olabilmekte ve yok olmadan önce büyük bir gürültü de meydana getirmektedirler. Arkalarında ise Nitrojen—oksit, ozon veya kibrit kokusuna benzer bir koku bırakmaktadırlar.

Bu ateş kürelerin saniyedeki hızları ise ortalama olarak 2 m. yi bulmakta ve varlığını ise ancak birkaç dakika veya birkaç saniye muhafaza edebilmektedir.

Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki, burada anlatmış olduğumuz hadise şimdiye kadar meydana gelmiş olanların en mühimidir. Çünkü hadiseyi görenler her şeyden önce sıradan birer yolcu değiller. Bunlardan birisi İngiltere'deki Cambridge Üniversitesi elektronik eşya profesörü R. Johnson'dur. Üstelik kendisi, bu garip "şey"i ve süratini hususi olarak araştırmaktadır. Johnson: "Bu ateş topu çok az bir hararet yaymaktadır. Bunu, tabii bir mıknatıs saymak hatalı olur. Çünkü madeni eşyalarda pek az bir tesir bırakabilmektedir." diyor.

Bu ateşten küreyi ilk defa görenler sadece bizlerde değiliz. Yüzyıllar öncesinde de müşahede edilmiştir. Yalnız görenlerin anlatım tarzlarında farklılıklar vardır. Kimi; "dehşetli bir şeydi", kimi, "aniden ortaya çıkan ışıklı bir küre", kimi de "tam önümdeydi. Birazcık yaktığını hissettim. Yok oluşu esnasında ise korkunç bir gürültü işittim." diyor.

Kesin olarak tesbit edilen hadiseler ve ilmi araştırmalar, son senelerde, ilim adamlarını bu şimşek kürelerinin varlığını kabule zorladı. Tabidir ki, bu kabullenişler, sadece atmosfer hakkındaki malumatımızı arttırmakla kalmamış, katı, sıvı ve gaz hallerine ek olarak maddenin dördüncü hali olan "plazma"nın varlığını ortaya koymuştur.

Alaka çekici olması açısından 1966 yılı ağustosunda sahilde bir sayfiye yeri olan Keril'de meydana gelmiş olan şu hadiseyi nakletmeden geçemiyoruz. Ağustos ayında bir öğle sonrasıydı. Bayan Yezabis gezintiden dönüyordu. Yürüyüşü esnasında kıyıya yaklaşmış bulunuyordu. Neler olup bittiğini kendisinden dinleyelim:

"Denizin sathına, ileriye doğru baktım. Garip bir ışık gördüm. Daha sonra bu ışık, süratli bir şekilde küre haline geldi. Hacmi, tenis topu ile futbol topu arası bir şeydi. Küre aniden patika tarafına geçti. Rengi de hafiften değişmiş patikanın rengini almıştı. Sonra da seri bir şekilde tepeye doğru yol aldı. Rengi ise yeşile dönmüştü. Sonunda da yine aynı süratle ağaçlık alana doğru yöneldi ve yok oldu."

O anda bu ağaçlık arazide evinde bulunan bayan Mardük ise hadisenin geriye kalan kısmını şöyle anlatıyor: "Ortalık gayet sakindi. Fakat aniden karıştı. Korku dolu garip seslerle beraber bir takım çatırtılar duyuyordum. Mutfağın penceresini aralayarak olup biteni anlamaya çalıştım. Kıyı tarafındaki insanların bağırıp çağırarak kaçıştıklarını gördüm. Bu arada çatırtı sesleri de iyice artmıştı. Sonra aniden korkunç bir çatırtı oldu. Birdenbire mutfağı çok parlak bir ışık kapladı... Hayatım boyunca böyle bir şey görmemiştim."

Daha sonra bayan Mardük ve kocası mutfaktaki fırın örtüsünün baştan sona yanmış olduğunu belirtiyorlar. Hadise vuku bulduğu sıra, kızı Mildram ise annesini ziyaret için gelmiş bulunuyordu. Küçük oğlunu bina dışında bırakan Sane ise gürültülerin fazlalaşması ile oğlunu kurtarmak için dışarıya koştuğunda ateş topunu gördü. Onun tarifi ise şöyle: "Ortası portakal rengine çalıyordu. Dış tarafı ise bembeyaz bir şeydi. Evin duvarı boyunca sürünerek pencereye yaklaştım. Bulunduğum yerde bir müddet kalarak bu şeyin ne olabileceğini düşündüm. İşte bu sırada ateş topu üzerime doğru geldi ve sonra da yok oldu."

1960 yılında bir Afrika ülkesi olan Kamerun'da geçen bir vaka ise şöyle: Bayan Ceris evindedir. Bir şey almak için mutfağa doğru yöneldiğinde karşısında taksilerin ön farına benzeyen bir ışık bulur. Yaklaşmak istediğinde ise, ışık, banyo tarafına doğru yol alır ve küvetin içerisinde yok olur.

Prof. James Take, Ateş Küresinin Filmini Çekiyor!

İngiltere doğumlu olup şu anda hala Amerika'da yaşayan Prof. James Take tarafından 16 milimetrelik bir film ile bu ateş kürenin varlığı tescil edilmiştir. İlmi bir kurulun başkanlığını da yapmakta olan Prof. James'e devlet tarafından atom bombası yapımında görev verilmiştir. Kendisi uzun zamandan beri bu kürelerin sırrını açmaya çalışmaktadır.

Prof. Take, bu ateş kürelerinin bazan da denizaltılarda enerji bataryalarının yanlış çalıştırılması neticesinde, buralardaki yüksek enerji gücünün bir ateş küresi şeklinde ortaya çıktığını duymuş, hatta kendisine, bazen görevlilerin bu ateş sebebiyle yaralandığı anlatılmıştır.

Film Nasıl Çekildi?

Prof. Take, önceleri işe, bu küre hakkında teknik malumat toplamakla başladı. Kendisine göre ehemmiyetli görülen bu küreler hakkında büyük değeri haiz olan bazı vakaları inceliyordu. Tesbit ettiği hususiyetler arasında, kürelerin, şimşekli ve rüzgarlı havaların hemen akabinde ortaya çıktığı, ortalama çapının 15 cm. ye ulaştığı, renginin de sarı ve kırmızı arasında değiştiği, ısı vermediği ve çoğu defa kendisinden patlamaya benzer ses işitildiği gibi hususlar yer alıyordu.

Onların arasında "İnsan vücuduna yakıcı tesir yapan hadise'' olarak kabul edilen küreler de vardır. Söylendiğine göre bu tip küreler mikrobik tesir yapmakta ve cesedin dış yüzüne bir zarar vermeksizin, dahiline tesir etmektedir.

Profesör Take ve arkadaşları Önce bataryada mühim ölçüde yüksek bir enerji yükü toplarlar ama yine de bu ateş küreyi meydana getirmeyi başaramazlar. Peşpeşe geçen aylar sonunda prof. ve arkadaşları, denemelerin başarısız geçmesinden artık sıkılmaya başlamışlardır. Vakitlerini böyle neticesiz bir işle geçirmektense, yeni buluşlar,yeni ilmi araştırmalar için çalışmak onlara daha hoş görünmektedir. Hemen hemen hepsi de daha fazla vakit harcamanın yararsız olduğuna inanmaktadır. Ancak ümitsiz bir şekilde son bir tecrübe daha yapmaya karar verirler. Deneme enerji çıkış noktaları üzerinde yapılacaktır. Çıkış noktalarının ucuna küçük bir plastik kutu ayarlanır ve kutunun içerisine de biraz gaz konur. Bu kadar az miktarda gazın ortalığı ateşe vermiyeceğini düşünmektedirler. Bununla birlikte deneme esnasında tedbirli olmayı da ihmal etmeyerek enerji bataryasından biraz uzaklaşırlar. Kontağın çevrilmesiyle beraber alevler saçılır, gök gürlemesine benzer bir ses işitilir ve o anda sanki bulundukları evin tavanı havaya uçmuştur.

Herkes, bu hadisenin denemeleri kesinlikle sona erdirdiğini düşünmektedir. Ancak, bataryaya yönelik olmak üzere değişik iki açıya yerleştirilen kameralardaki filmlerin izlenmesi, netice açısından herkesi dehşete düşürür ve tecrübelerinin semeresini görürler.

Hemen hemen yüz film karesi boyunca, çapı 10 cm.lik ışık saçan bir kürenin varlığını gözlerler. Prof. Take, bu ışıklı kürenin bir film veya banyo hatası olmadığını da ispat eder. Prof.filmde görülen bu kürenin anlatılan hadiselerdeki şimşek topları ile alakası bulunduğunu kabul etmektedir.

Dr. Bentilli ve Yanma Hadisesi:

Bazılarının, "vücut ısısı ile tamamlanan yanma hadisesi" olarak kabul ettiği bu kürenin mahiyeti acaba ne olabilir?

1966 yılı 5 Eylül sabahı Dane Josenale, Amerika'nın Pensilvanya eyaletinin bir kasabasında evlerdeki gaz sayaçlarının mutad ölçümünü yapmak üzere yola çıkmıştı. İlk durağı Dr. Bentilli'nin evidir. Dr. Bentilli ömrünün yarısını çevrede oturanlar için doktorluk yapmakla geçirmiş, 92 yaşına varmış olması sebebiyle doktorluğu bırakmış, evinde yalnız başına yaşamaya başlamıştır. Josenale, geldiğinde kapının kilitli olmadığını farketmiş ve açıp gaz sayacının numarasını almak üzere içeri girmişti. Geldiğini belli etmek için yüksek sesle selam verdi. Doktorun salonda olduğunu zannediyordu. Selamına karşılık alamamış olması onu kuşkulandırmasına rağmen yine de bodrumda bulunan sayacı okumak için merdivenleri inmeye başladı. Eve girdiği sırada burnuna gelen garip bir koku şimdi iyice artmıştı. Çok kötü bir koku olmayıp merkezi ısıtmaya bağlı ısıtıcıların ilk tutuşturulması anında meydana gelen kokuya benziyordu. Josenale: "Herhalde yere atılmış bir sigara izmaritinden geliyor." diye düşündü.

Josenale, bodrumun döşemesinde 35 cm.ye varan yükseklikte koni biçiminde duran, bir kovayı doldurabilecek çoklukta olan külü gördü. Külü, ayağı ile dağıtan Josenale külün altında yanmakta olan herhangi bir şey olmadığını gördü. Şayet başını kaldırıp yukarı baksaydı külün nereden gelmiş olduğunu görecekti. Tavanda 1,5 m. uzunlukta düzgün olmayan bir delik vardı. Josenale, tavandaki durumu farkedemeyerek gaz sayacına yöneldi ve numarayı yazdı. Bodrumun merdivenlerini tırmanarak doktorun herhangi bir şeye ihtiyacı olup olmadığını sormak için odasına yöneldi. Duman kesifleşmiştir. Doktor da odasında yoktu. Dane Josenale, odanın bitişiğinde bulunan banyonun aralık kapısından içeriye bakınca olduğu yerde dona kaldı!

Banyonun döşemesinde bulunan siyah bir deliğe eğilmiş olarak iki koltuk değneği duruyordu. Koltuk değneğinin yanında tüyler ürperten bir şey gördü. Doktor Bentilli'den geriye kalan tek şey bir ucu yüksek ısıdan dolayı kararmış bulunan sağ bacağı idi. Josenale kusmamak için kendini zor tuttu. Koşarak evden dışarıya çıktı ve doğruca çalıştığı yerin yolunu tuttu. Gaz şirketine vardığında nefes nefese kalmış, yüzü de korkudan bembeyaz kesilmişti. Etrafındakilere ancak doktor Bentilli'nin yanmış olduğunu söyleyebildi.

Gerçekte ise Josenale "insan vücudunu yakan" onu sadece bir kül yığını haline getiren hadisenin ilk müşahidi oluyordu. Bu hadise pek nadir olarak vukua geliyor ve meydana gelişini önceden haber verebilen hiç birşey yok. Her ne kadar bazı kimseler bu hadiseyi tabiattaki mıknatısı titreşimlerle alâkalı görse de!

İlim adamları bu hadisenin meydana gelişini şu şekilde izah etmeye çalışıyorlar: Umumiyetle bunlar arkasında duman bırakan hızlı ve kesif bir yanma hadisesidir ve böyle bir yanmayı, su da söndürememektedir. Sonra bu yanma, görünüşe göre bazı kısımlara icabında dokunmamaktadır. Veya cisim yanmakta, ama elbiseler vs. geriye hiç bir şey olmamış gibi kalabilmektedir.

1961'de resmi bir tıp dergisinde makalesi çıkan doktor J. Thurstone şöyle diyor: "Burada kabul edilmiş bir husus var. Fenomenin maddesi sebebiyle vücut, dış kısım, elbiseler hariç tamamen yanmaktadır. Bu durumda vücudun dış kısmında bu fenomeni tutuşturmaya yarayan bir varlık mülahaza edilmektedir.

Cerhart'ın Araştırmaları

Amerika'lı araştırıcı L. Cerhart'a göre bu hadise ile yeryüzü çekim kuvveti arasında bir irtibat var. Cerhart, bu görüşe, Kolorado eyaletinde yapmış olduğu uzun tecrübeler sonunda varmış, önceleri, yeryüzünün değişik yörelerindeki çekim gücü farklılıklarından bahseden kitapları okumakla işe başlamış. Tecrübeleri neticesinde ise yukarıda bahsetmiş olduğumuz hadiselerin hemen hepsinin yeryüzünün kesif çekim gücüne sahip olan yörelerinde geçmiş olduğunu tesbit etmiş. Belki de Cerhart'ın bu çalışmaları mevzumuz olan hadisenin anlaşılabilmesi yolunda atılmış bir ilk adımdır. Yeryüzünün çekim kuvveti zahiren bizde bir tesir bırakmasa bile, bu gücün biyolojik olarak insan vücudunda ne gibi tesirler bıraktığı bilinmiyor. Belki de insan vücudunun bu şekilde yanması vücuda nüfuz eden cüzi bir şeyin kimyevi bir reaksiyon meydana getirmesinin neticesidir. "Şimşek topları" ve "insan vücudunu yakan hadise" meseleleri, insan ilminin sınırlılığını göstermekle beraber, yeni araştırmaların bilgi ufkumuzu açacak ve bizi sırlı alemlere yaklaştıracak birer ipucu olacağının müjdesini vermektedir. Böylece araştırma lüzumunu hissetmeden her önüne gelene "olmaz öyle şey!" diyen veya "Hurafe!" damgasını vuran peşin hükümlerin, yanlış anlayışların yerini, önümüzdeki günlerde ilmi ihtiyatın araştırma arzusunun alacağını ve herşeye ibretle bakma ve hikmetleri araştırma duygusunun kökleşeceğini kuvvetle ümit ediyoruz,

Ehlen ve Sehlen'den

M. Kazım Gülaçan