Ağustos 1990 · s. 312 · 2 dakikalık okuma
Işık Evlerde Hayat
IŞIK EVLERDE HAYAT
En derin ledünni güzelliklere açık sâniyeler,rûhun isteklerini çoğaltarak ve inkişaf ettirerek geçen dakikalar, gönüllere genişlik salıp sonra da sonsuzlaşan saatler, çağımızda dünyanın en güzel, biraz da muhâtaralı yerleri olan “ışık evler”e çok yaraşır.
Her akşam, işinden, okulundan, dairesinden ayrılıp bir “vâhâ”ya koşuyor gibi, ışık evlere koşup gelenler, bu evlerin kendilerine has büyüleyici duygularına dalar, şurada-burada zihinlerine ilişen kötü duygu ve tutkulardan sıyrılır, başları cennetlere ulaşmış gibi derin bir huzüra ererler. Her akşam ve her vazife dönüşü, ışık evlerin müdavimleri için hayata yeniden dönüş ve kendilerini idrâk ediş demektir.Onlar her yirmidört saatte bir kere yeni bir “bas’ü ba’de’l-mevt” görür, rûhlanndaki cennetlerde dolaşır ve renkli tali’lerine tebessüm eder, kendilerinden geçerler.
Biz hepimiz,mabedleşen bu ışık evlerin gölgesinde varolmanın, yaşamanın, ümitlenmenin, ölçülü bulunmanın ne demek olduğunu daha iyi anlar, kendimizce hayatı daha derinden kavrar ve varlığı daha farklı buluruz. Güya hergün onlara ulaşacağımız
“âna” kadar birer kadavraymışız da, onlara ulaşınca, Kudret’ten ilim nefhalara ermiş gibi, dirilip, başkalaşıp ötelere uyanıp ve birer mani insanı haline geldiğimizi hissederiz. Sanki onların içinde geçirdiğimiz her dakika, sonsuz zamandan bir parçaymış gibi, ruhlarımızda ebediyyet duygularını deşer ve gönüllerimize hayat üfler geçer; geçer de bu sihirli esintilerin, bu tılsımlı tesirlerin altında hayatı, daha bir başka hisseder ve daha bir başka yaşarız.
Bizler, çok defa bu sihirli muhitte, hazların en erişilmezine, itmi’nin ve sükünun en başdöndürücülerine erer, herşeyi bir aşk-ü şevk neşvesi içinde tanır, duyar ve kendi kendimize: “Yoksa bu yaşadığımız hayat cennet hayatı mı?” diye mırıldanırız.
Ben şahsen, ışık çağından bu yana, varlığını Cibril’in emniyetle açılıp-kapanan kanatları altında sürdüre gelmiş, bu nûrdan evlerde akıp duran zamanları, onların husüsi şivesini her zaman kanımda ve asabımda hissetmişimdir.
Bizler, sağımızda- solumuzda bizi tazyîk eden hadiselerin dertle mırıldandığı, sinelerimizin isyanla süküt ettiği, zamanın, tıpkı mef1ûç bir insan gibi ayaklarımızın dibinden sürüm sürüm gelip geçtiği ve simsiyah yeisle ruhlarımızı hırpaladığı hemen her zaman,Allah adının müzakeresiyle kanatlı bu mübarek evlere koşmuş;koşup sonsuzun sır ve Hakk’ı zikretanek maksadıyla bir korodaymışız gibi, gönüllerimizin aşk u hasretini mırıldanmış ve en galeyanlı hislerle coşmuşuzdur.
Bizler,vücûdumuzun,mâhiyetimizin hudutları bütün bütün eriyerek, sonsuzla aramizdaki engellenin yokolduğu, herşeyin sihirli bir açılış, bir içiçe akış ve bir buudlanışla sırlaştığı bu ışık evlerin hakkını verdiğimiz dakikalarda, ruhlarımızın metafizik güzelliklerle dolduğunu ve akıllarımıza hep öteleri gösterildiğini hissetmişizdir.
Hepimiz, pekçok ev, apartman, yalı, köşk ve villa görmüşüzdür. Ama; bunların hiçbiri bana, her zaman, Hazreti Nûh’un tufanlar içinde yol alan gemisine benzettiğim ve bir yeis - kasvet zemininden fışkırıp çıktıkları halde Cennet yamaçlarına açık olan bu evlerde duyup - tattığım doygun hissi vermemiştir. Öyle zannediyorum ki, dünyada, en tesirli zevkler, en başdöndürücü lezzetler, en canlı şiirler, en tatlı musikiler, ülfete, ünsiyete yenilseler de,her zaman sonsuza açık bu ışık evler,gönüllere bakan derinlikleri ve gözleri kamaştıran renkleriyle ebedlere kadar pâr pâr parıldayacak ve ülfetler karşısında renk atmayacaklardır.