Sızıntı Arşivi

Ocak 1991 · s. 569 · 9 dakikalık okuma

Işığa Yükselen Nokta

Mehmet Erdoğan · Edebiyat

ULVİ DİVANELİK

Yıllar geçin aldırmayın bana,

Gerçeğe ulaşan yol sizde ise,

Alın gençliğimi sarın zamana,

Mecnunun geçtiği çöl sîzde ise.

Mesafe eritip akan o seslere,

Ötelerden bir ifade o beste,

Alın hayatımı katın o vecde.

Yunusun aktığı sel sizde ise.

Yakan hayâline sarıp beni de,

Öğütün ölmeden ölme zevkine,

Ebedi aşığa mukaddes çile,

Mansurun yandığı hâl sizde ise.

Zeminin doymayan arşı seyrine,

Gökyüzünü yakan bitmez sevgiye,

Beni de yandırın böyle şevk ile.

Nebi zülfünden tel sizde ise.

Bir sesi bin dalga bölsün enginde,

Bir nabız takatim kalsa sesimde,

Önümde “olmazlar” zincirlense de,

Çağırın Mevla’ya yol sizde ise.

Meryem Beyazal/İSTANBUL

Bir sitem duygusu üstüne örmüşsünüz temanızı. Şiir bazen aşkın sihirli ufkuna uzanırken, bazen çilenin yakıcı iklimine giriyor. İnsan ateş yakıcılığı ile sonbahar rüzgarı serinliğini ardarda ruhunda hissediyor. Bunun yanında şiirinizde Yunus’un olgun muhteva ve üslubuna bir yükseliş var. Biz bazı kelimelerinizi değiştirerek bu üslûbu biraz daha revnaktar kılmak istedik. Sizdeki bu şiir gücünü bundan sonraki güzide şiirlerinizde de görmek istiyoruz. Selâmlar, sevgiler…

EZAN SESİ

Gönül bahçemin gülüsün,

Hakikatin tek ünüsün,

Belki Hakk’ın bülbülüsün,

Durma haykır ezan sesi!

Fezanın derinliği.

Semanın en zirvesi,

Seni bekliyor seni,

Susma haykır ezan sesi!

Seni duymaz görünenin,

Alay edip de gülenin,

Kalb sırrını çözüp de,

Gir gönlüne ezan sesi!

Hüseyin Oğuz/DENİZLİ

Şiiriniz coşkun bir ruh halinin müşahhas misalidir. Ancak bazı keli­me ve mısraları değiştirmemize rağmen şekil yönüyle pek başarılı değildir. Kafiye ve ölçü yönüyle şiir üzerinde bir heykeltraş hassasiyetiy­le çalışmalı ve ona en uygun şekli vermelisiniz. Bunun yanında entonasyon bakımından şiiriniz bir mo­notonluk arzediyor. Halbuki nasıl bir karakalemle yapılmış resim gölge ışık kesişmesiyle insana inandırıcı geliyorsa, insan ruhunun kabz ve bast halleri iniş ve çıkışları şiire yan­sımalıdır. Yoksa inandırıcı olmaz. Sizden daha ustaca yazılmış, dış çizgileriyle sağlam yeni şiirler bekli­yoruz. Selamlar, sevgiler...

BU VATAN GENÇLİĞİNE

Yüzyıllarca dünyada sen saltanat sürmüşsün,

Yönetim ününü dön yana götürmüşsün,

Irmak iken çağlayıp, “ben”i aşıp köpürmüşsün,

Sen gökte ‘kartal, yerde arslan gibi hürmüşsün.

Cesareti, mertliği sende görmüş ecnebi,

Askerliği ve fenni, senden almış mektebi,

Adaletin emsalsiz, tebaan kedersiz imiş,

Buyruğunda olmayan şanssız-kadersiz imiş.

İstemeden vermişsin “Veren El” olmak için,

Ömrün dört ay sarayda, kırk yıl cephede geç­miş,

İnancın tek, doğrun tek, sende Sultanlık tekmiş,

Kayı imiş kutlu soyun sahibi büyük atan,

Yemyeşilmiş üzerinde at koşturduğun vatan,

Dedem Korkut ruh vermiş terbiyene, törene,

Özün, mayan kutsalmış bakabilip görene.

F. Dilek ÇELİK/KÜTAHYA

Şiirinizde Tarihin fetih rüzgârlarının gürleyerek esişinden, onlardaki edep, erkan, inanç iklimine kadar bütün güzellikleri dile ge­tirmişsiniz. Mısra mısra tarihin efsunlu iklimine sürüklüyor insanı şiiriniz. Fakat biz yine; “bi­raz daha iç musikisi, biraz daha dış çizgiler­de olgunluk, biraz daha hayale gergef ören ve insanı o iklimde yaşatan kelime fırçalarıyla çizilmiş imajlar” diyoruz. Ve sizden yeni yep­yeni coşkun tarih yüklü, ruh ve heyecan yüklü üveykler gibi ruhumuzu kanatlandıran, kalbi­mize çağlayanlar akıtan şiirler bekliyoruz. Se­lâmlar, sevgiler...

GECE YARILARINDA

Gönlümde bir garip hüzün duyarım.

Tefekküre dalınca gece yanlarında

Göğsümdeki iman sığmaz içime

Yüreğimi çatlatır gece yanlarında

Hudutlar ne mümkün aşılmaz derler

Bir bir aşar geçerim gece yarılarında

Varırım enginlerden hep süzüle süzüle

Garip bir derviş gibi gece yarılarında

Mavera’da ışıklar ışıl ışıl yanıyor

Sabah yakın diyorum gece yarılarında

Yanık ağıt sesidir gelen kulaklarıma

Kırım semalarında gece yarılarında

Tac-Mahal’i görünce hep çözüldü dizlerim

Erenler selâm sordu gece yarılarında

Kan üstünde saf olmuş Afganlı

Mücahidim işte şafak diyorlar gece yanlarında

Duman duman olmuş kalkıyor sisler

Tuna boylarından gece yarılarında

Gezerim birer birer eski illerimizi

Ruhlar yüselirken gece yarılarında

İçimdeki bir ses hudutları zorladı

Kol kol olup yürüdü gece yanlarında

Şimşek çaktı önümde duvarlar çatırdadı

Nurlar indi tepeden gece yarılarında

Uçsuz sahralarda saf saf olmuş yürüyen,

Bir altın nesil gördüm gece yarılarında.

Ali Yılmaz/KASTAMONU

Milli hislerimizi coşkun bazen de sitemli bir dille kaleme almışsınız. Üslubunuzda bir iki hata olmasına rağmen şiiriniz yüksek bir duygunun içten bir sesin, hislerdeki bir coş­kunun terennümü olmuş. Serbest şiirde de yer yer kafiyelere rastlanır. Fakat bunda da yine bir örgü plânı uygulamalı. Zuhurat nev’inden kafiyeler belki çok iyi denk geldiği zaman insanın içini açar. Fakat şair bunun aksi de olabileceğini düşünüp bir kafiye şem’asını zihninden daha önce çizmiş olmalı­dır. Size önce şiirin en küçük birimleri üzerin­de dikkatli bir şekilde iyice düşünüp sonra bu bölümlerdeki kuruluş çizgilerini şiirinin bütü­nünde bir kuyumcu edasıyla işlemenizi tavsi­ye ediyoruz. Bizlere güzel şiirlerinizden gön­dermeniz dileğiyle, Selâmlar.

BİR GARİBİM

Işığa susamış gecelerde hep seni andı dilim,

Su hülyalı karanlıkta sana açıldı ellerim,

Nur saçan ikliminde seni bulmak istedi gözle­rim,

Vuslatına ermeye çalışan sadece bir garibim.

Engin aşkınla kavrulmak ister gönlüm,

Yürüyorum senin firdevsindir yönüm,

Ey Yüce varlık sana kullukla geçsin ömrüm.

Dikenlerden sana sığınan sadece bir garibim.

Salih Çalışkan/İZMiR

Şiirinizde ellerini semaya açmış duâ eden bir insan tablosunu görmemek mümkün değil. Bir yalnızlık menzilinden Hakk’a ulaş­mak isteyen çilekeş bir yolcu, bir ebed yol­cusu hatırlatan bir tablo bu. Gariblik güzel şey dostum! Fakat bu Hakkanî bir gariblik olursa.. Yoksa yeis çemberine düşmüş bir in­sanın garibliği yalnızlığın kesif atmosferinde kıvranmaktan başka nedir ki?

Şiirinizde his ve duygularınız coşkun, akıcı bir dille anlatılmış olmasına rağmen dış çerçevede kırıklık, eksiklik var.. Mükemmele çırpınan bir şiir kuşu gibi yüreğiniz. Hamle yapmış fakat tam başaramamış zirveye ulaş­mayı. Bunu başarmanın tek yolu da okumak. Şiir kitaplarını taramak şöyle bir. Sonra yaz­mak. Dış çerçeve ile iç bütünlüğünü birleştiri­ci şiirler yazmak. Hem de hemen gönderme­ye gerek yok şiiri. Bir müddet bekletin. Sonra tekrar okuyup eksik gördüğünüz yerleri bir san’atçı hassasiyeti içinde düzeltin, tamir edin sonra gönderin bize. Göreceksiniz ki, bu tavsiyeler ışığında daha mükemmel, daha iç açıcı daha sanat dolu şiirler yazma ufkuna ereceksiniz. Selâmlar, sevgiler...

BEKLEDİK...

Yıllandı gözyaşları pınarlarında

Her umutta bin inkisar yaşandı

Ruhsuz gövdelerle yaşarken zulüm

Hasretin şafağına kurşun boşandı.

Bekledik! Bekledik ha bekledik!

“Rasul” kokulu KUDSİ GELECEK dedik,

Yiğidim! Dudaklarda âtinin yakut muştusu

Diriliş bestesinin gurbetiyle yoğrulduk

Ve bitecek dedik alaca tanda yaktığımız ağıt­lar

Bekletme bizi hele gayrı pek yorulduk.

Bekledik! Bekledik ha bekledik!

“Mesih” kokulu Kudsi gelecek dedik.

Metin Asım Dikeç/ANKARA

“Aylar önce gönderdiğiniz ve kendisin­den ümit kestiğiniz bir şiirinizi” daha yayımlı­yoruz sitemkâr dost. Göndermiş olduğunuz mektubunuzdaki tenkitlerinizde haklısınız. Biz gönderilen şiirleri maalesef biraz gecikmeli olarak yayımlıyoruz. Fakat inanın bunu istemiyerek yapıyoruz. Sızıntı'nın Sizden Gelenler sayfaları için o kadar çok şiir gönderiliyor ki, bunları mecburen bir sıraya koyup değerlen­diriyoruz. O zaman da “torunlarınızın okuya­cağı kadar geç bir tarihte” olmasa da iki-üç hatta bazen dört ay gecikebiliyor. Fakat şunu da unutmayın güzel dost bizde hukukda ol­duğu gibi mürur-ı zaman yok. Bize gönderi­len hiçbir şiir “Zaman aşımına” uğramıyor. Mutlaka titizlikle değerlendiriliyor. Gelelim şii­rinize: Çalışmalarınızı güzel buluyoruz. Yalnız Şiirinizin burada yayımlamadığımız ikinci kıta­sı muhteva olarak katılmadığımız, katılamaya­cağımız duygularla dolu. Ümitli olun güzel şâ­ir! Size muştular olsun. Sizin beklediğiniz “Cennet kokulu kudsiler” geliyor. Sızıntıdan kucak dolusu selâmlar, sevgiler.

BİR GARİPTİR İNSANOĞLU

Bazen vurdumduymazdır; hiçbir şeye aldır­maz,

Bazen hisle doludur; her şeye katlanamaz,

Bazen öyle gariptir; yarasnı sardırmaz.

Bir âlemdir insanoğlu, yaratıkların hası,

Meçhullerle doludur, onun ruhi dünyası.

Bazen melekleşir o; ameliyle, ihlasıyla,

Bazen bir mücrimdir o; cürmüyle, şekvasıyla,

Bazen de zikzak çizer bu hâl ve edasıyla

Bir âlemdir insanoğlu, yaratıkların hası

Meçhullerle doludur onun ruhi dünyası.

Mehmet Fatih/ANKARA

Şiirinize biraz daha ritim katın. Kafiye ör­güsüne daha dikkat edin. Eğer gayret eder­seniz hece ölçüsüyle güzel şiirler ortaya ko­yabilirsiniz. Fakat bu serbest şiire yanaşmayın demek değildir. Bunun yanında şâir kendi karekterine uygun bir üslup sergi­ler. Şiir onun ruh yapısını yansıtır. Siz de şiir­deki yerinizi bulmak için bol bol çeşitli türler­de şiirler denemelisiniz. Fakat öncelikle sizin kaleminize uygun olabilecek heceyi deneme­nizi tavsiye ediyoruz. Selâmlar.

TÜKENİŞTE MÜJDELENEN DİRİLİŞ

Azgın sularıyla kükredi nehir,

Yelkenli akıntıya kürek çekmekte.

Yolcular umut gözlemekte,

Fani, cılız yaratıklardan.

Meçhule uğurlanışın,

Son halkasına gelindiği dem.

Gözler ağlamada.

Boşa koyulaşan kan.

Hiçe sarfedilen emek

Ve gençliğin,

Yaban ellerde tükeniş gafleti,

Başlangıç güzeldi,

Son hazin,

Güneşin ufuklara dönüş bitkinliği,

Sonbaharın ürperten dökülüşü,

Sarıverince benliği o menzile uğurlanış,

İşte o an düşün.

Safsatalı hayatını,

Benizinde solan buseleri,

Ak saçlarındaki sitemi,

Düşün doğuşun hazin tükenişini

Ve tükenişlerde müjdelenen,

Yeniden dirilişi.

Cevat Ulu/TRABZON

Bir dirilişin sıcacık nefesi duyuluyor şiiri­nizde. Yahya Kemal'in “Sessiz Gemi”sinin rıh­tımdan ayrılış nağmeleri ve el sallayanların kederi. Fakat bir fark var sizin şiirinizde, yol­cu geriye dönüyor o meçhulden. Y. Kemal'de ise meçhulün sırlı dünyasında kayboluyor. Fakat şiirinizde biraz daha iç musikisine ve üsluba önem vermelisiniz. Bir de şiirin en son mısraı diriliş müjdesi veriyor. Fakat bu ani ol­duğu için “nereden geldi bu mısra” dedirtebi­lir. Bu sebepten şiirin diğer mısralarında da bu diriliş duygusuna yer verirseniz bu ani mısra şokundan okuyucuyu kurtarmış olursu­nuz. Yeni güzel şiirlerinizi özlemle bekliyoruz Trabzonlu şâir. Selâmlar.

GECENİN ÇIĞLIĞI

Şu sönük satırlarıma nasıl başlıyayım, bilemiyorum?.. Bir yanımı felç eden yalnız­lık; öbür yanımı sağır eden düğün çığlıkları, âdeta beni sersem etti. Bende; ne

düşü­nen bir zihin, ne gerçeği duyan bir kulak, ne hakikati görebilen bir göz, ne de haya­tın gerçek lezzetini tadabilen bir damak bı­raktı...

Şu anda hiç bir şey düşünemiyorum. Ağlıyayım mı, güleyim mi bilemiyorum!... Şu çileli hayatımızın ufuklarında hızla kay­bolup giden değerlerimizin hangisine ağlı­yayım?... Kaybolan iffetimize mi, unutulan şanlı tarihimize mi, hor ve hakir görülen maneviyatımıza mı, yoksa o benliği mahve­den düğün âlemlerine mi, erkeğimizin ka­dınlaşmasına ve kadınımızın da erkekleş­mesine mi?.. Söyleyin hangisine ağlıyayım?... Bütün bunların verasında ağlıyamadığıma mı ağlıyayım?..

Merhum Akif, söylememiş, adetâ inle­miş mısralarında:

Ne din kalmış, ne imân, din harâb, imân türâb olmuş;

Beyinler ürperir, ya Rab ne korkunç inkılâb olmuş;

Gitme ey yolcu, beraber oturup ağlaşalım;

Elemim bir yüreğin kârı değil, paylaşalım

Gündüzleri bırakın gecelerimizi bile parselleyip; insanı, insanlıktan çıkaran ne­sebi gayri sahih bir müziğe tapuladılar. O geceler ki, gündüzün günahlarını gözyaş­larıyla seccadelerde yıkayan ân-ı seyyaleler... Mü'minlerin şeb-i arûsu...

Aziz milletim! Sana sesleniyorum!... içimin isyanıyla, dışımın feryadıyla sana soruyorum?.. Ne oldu sana Allahaşkına?.. Nereden geldin, gökten mi indin, gulyabâ-ni misin, ruhun gömlek mi değiştirdi, ira­den karaborsaya, benliğin pembeborsaya mı girdi?.. Yoksa sen bir güldün, soldurdu­lar mı!.. Yoksa başka mahluklara mı özen­din?.. Ah! Katil şöhret, namussuz şehvet! Şu necib milleti ne hâle getirdiniz!.. Bütün bunlar bizde birer müzmin dert, yolları, ka­rartan, köşeleri loş yapan, gönlümüzü felç eden, aynı kavşağa çıkan ayrı ayrı kaos ve paradokslara... Yine merhum şairi teren­nüm ettirelim;

Bana vahdet gibi yâr-i müsaid lazım!

Artık ey yolcu bırak... Ben yalnız ağlı­yayım!

En güzel günlerin şu necib milletin aslına döndüğü veya dönmeye karar ver­diği gün olması dileğiyle...

Hasan Aşık - İZMİR

GEÖGG

Bulmacayı çözmek için dağ yerine 1000 m. uzunluğunda bir lastik ve bunun üzerinde
hareket edebilen bir halka düşünelim. Halka lastiğin bir ucundan diğer ucuna doğru hergün 100 m. kaydırılsın, gece ise lastik çekilerek 1000 m. uzatılsın. Halka ilk gün 100 üncü m.'ye gelir ve toplam uzunluğun 1/10'ini katetmiş olur. Gece ise lastik uzatılınca 2000 m. olur, las­tik uzarken halkanın lastik üzerindeki yeri aynı kalmakla beraber başlama noktasından itiba­ren uzaklığı 200 m. olur. ikinci gün halka 100 m.-daha kaydırılınca katedilen mesafe yeni uzunluğun 1/20'i, başlangıçtan itibaren uzaklığı ise 300 m. olur. Gece lastik 1000 m. dahauzayınca halkanın yeri lastik uzunluğunun (1/10+1/20=) 3/20 ündedir Lastik uzunluğu bir ön­ceki güne göre 1,5 kat arttığından, halkanın başlama noktasından olan mesafesi aynı oranda artarak 450 m. olur. Üçüncü gün halka tekrar 100 m. kaydırılırsa katedilen mesafa lastikuzunluğunun 1/30'idir. Böylece 3. günde lastik uzunluğunun (3/20+1/30=)11/60'i katedilmiş olur. Halka ise başlangıç noktasından 550 m. mesafededir. Yani 1. gün uzunluk 1000 m. ka­tedilen mesafe, uzunluk olarak 100 m. oran olarak 100/1000, ikinci gün uzunluk 2000 m., ka­tedilen mesafe uzunluk olarak 100 m, oran olarak 100/2000, 3. gün uzunluk 3000m katedilen mezafe uzunluk olarak 100 m., oran olarak 100/3000 ve takibeden günlerde ka­tedilen mesafe oran olarak 100/4000, 100/5000, 100/49000, 100/50000, 100/51000, 100/

52000, 100/53000,-... olur. 100/1000 den 100/52000'e kadar olan oranlar toplanırsa, 100/ 1000+100/2000+100/3000+...+100/51000+100/52000= 453.8/1000 elde edilir. Buna göre dağcı 1000 metrelik dağın 453.8'inci metresinde bulunan hazineye 52 günde ulaşır. (Not: Dağın tepesine ise 33 yıl 9 ayda ulaşır)