Sızıntı Arşivi

Ağustos 1993 · s. 33 · 6 dakikalık okuma

İnsanlık İçin

Şemseddin Nuri · Edebiyat

İNSANLIK İÇİN

Kıvrım kıvrım yoldur insan, ebede uzanan. Başkalarının bilemediğini bilsin diye yaratılmıştır çünkü O. Uzak menzillere gitsin, ahireti dünyada öğrensin diye yaratılmıştır. Geldiği yeri bellemenin okuludur dünya onun için. Belleğini orada açılacak bilgilerle dolduracaktır şimdiden. Sonra meyve verecektir bilgileri orada. Amelleşen, fiile dökülen bilgileri sümbüllenecektir, çiçek açacaktır deste deste. “Marifet” adına olan düşünceleri, tefekkürleri şekillenecekler herbiri ayrı ayrı sürprizler olarak. karşılayacaklar onu, hayretten donup kalmış vaziyette. Sevinç boğazında düğümlenmiş olarak bulacaklar insanı, Cennet ortasında. Herşey hayat olacak, herşey canlacak o gün, dünyada ölü görünen, cansız zannedilen. İnsan da canlanacak, kendini hayatta sanan. Rüyadan uyanır gibi uyanacak yeni hayatta. Ölü olduğunu anlayacak o zaman dünyada. Kendini hayatta sandığına hayıflanacak, şaşıracak bir süre. Hayretle bakacak irade denen şeye. İradeyle seçtiklerine hayretle bakacak. Aldanmışlığına yanacak. Teslimiyet eksikliğine ağlayacak. Dizginler elinde olanca dizginlendiğini bilecek. Ona ayrı bir sevinecek insan. Ya dizginlenmeseydi, cebri bir elle, hali nice olurdu bu zayıf insanın. Zaaflarının kurbanı insanın. Öz varlığının düşmanı insanın. Ve aldanan, ömür boyu yanılgılar anaforunda sürüklenen insanın.

Gizli hazineleri keşfe memurdur ademoğlu. Esma adına, sıfatlar adına. Varlık gayesidir insanın bir yönüyle bu. Dua ve yalvarışla yakalayacaktır o varlık gayesini. Sonra da insan olacaktır hakiki manada. Toplum da insanlaşacaktır onunla. İnsan, insanlık için yaşayacaktır toplumda. Fert kendini feda edecektir. Bitirip tüketecektir kendi gibileri için kendini. Yüzünü hamurun ununa bulayacaktır. Yüzü yerde gezecektir tevazudan. Başı süreyya yıldızına değerken yapacaktır bunu. Galibiyetin, muvaffakiyetin doruğundayken kendini sinekten hakir görecektir. Fedakârlıklarına lügattan başka kelime bulacaktır daima. Başka kelime. Vazife gibi, görev gibi. Vazife bilecek bunu o kendine. Sevecektir vazifesini. Ölesiye sevecektir. Melek kanatları okşayacaktır ruhunu. Melekleşen ruhunu okşayacaktır gördüğü vazife. Tatmin olacaktır. Boşlukları dolacaktır. Görev aşkından kurtulmasın diye yalvaracaktır Rabb’ine. Onu kendine ayna edene dua edecektir kulluk şuuruyla. Onu halife kılana şükredecektir gönül dolusu. Nimet cinsinden şükredecektir elbette. Misyonunu eda ederek şükredecektir. Nefsine karşı verdiği kavganın bir mislini de dışa karşı verecektir. Nefsini kurtarmak istediği gibi isteyecektir başkalarının kurtuluşunu da. Cennete sevketmek için kullanacaktır gücünü insanlar üzerinde. Şefkatinden dolayı yapacaktır cihadını. İncittiğini öyle incitecek, sevdiğini öyle sevecektir hep.

Dışta kalmasına razı olamayacaktır hiçbir insanın. İnsanlığın dışında kalmasını istemeyecektir hiçbir kimsenin. Gayretlerini bu duygu yönlendirecektir. Kafasını bu düşünce dolduracaktır. Cehenneme bile razı olabilirdi başkalarının cenneti için. Yoksa o cenneti de istemeyecektir. Zindan olacaktır ona cennet bile. Büyümek isteyecektir, cehennemi doldursun da başkası girmesin diye. Şakaklarına düşen aklar, bu düşüncenin dehşetinden. Dayanamaz hale gelmiştir ak saçları bu kadar düşünmeye. Beyin sancısı çekmek ne zordur, bilene bir sorulsa... Cevap veren olur mu ki beyin sancısı çekenlerden. Dudaklarındaki tebessüme gömülür kederleri onların. Sezdirmezler çektikleri sıkıntıları başkalarına. Alınlarındaki kırışıklar ele verir onları. Bir de iniltileri. Şarkılaşan iniltileri. Ruhlarına gıda edindikleri. Gözyaşları kanat çırpar uçuşmak için ötelere. Gözler görmeden onları. Silinmeden ağlayanın mendiliyle.

Sessizce kaybolmak isterler, hıçkırıklara eşlik etmeden. Yalnız bırakmak isterler hıçkırıkları sahibiyle. Gözyaşı ele vermek istemez kendini. Ayağa düşmek istemez. Ötelere uçmak varken, yere düşmek talihsizliktir onun için. Dökülen gözyaşları onurludur, ağlayan göz gibi. Cismi yere düşse de, toprağa gömülse de, içinde taşıdığı mana koruyacaktır daima onun onurunu. Ağlayan gözün onurunu. Gözyaşının onurunu. O nurunu tamamlayıncaya dek sürecek her ikisinin kavgası da. Gözün ve gözyaşının. Düşmana karşı kavga verecekler. Nefse ve nefisleşen kişilere. Nefsini rab edinenlere. Firavun sürüsüne karşı kavga verecekler, dışta ve içte. Nöbet bekleyen göz gibi olacak ağlayan göz de. Gözyaşı da nöbetini bekleyecek. Cehenneme sütre olacak, perde olacak onu döken yanmasın diye. Sahibine şefaat edecek gözyaşları. Onun sahiplendiklerine de. Onun için sahiplenmek istiyor bütün insanları, kucaklamak, bağrına basmak istiyor varlık gayesini yakalamış insan. Yaşamasına sebep olan hedeftir bu onun için. İnsanlık için yaşamanın bedelini ödüyor o yaşamakla. Ömrüyle ödüyor bedeli. Seviniyor, heder ettikçe kendini toplum için.

Kaç yiğit var dünyada bu ölçülere sığan bilmem. Kemmiyetleri dar getiren kendine kaç mana eri bulunuyor yeryüzünde? Kimlerle hemdem, kimlerle beraber şimdi onlar, insanlar onların varlığından habersizken, insanlar onların varlığını inkâr ederken? Çevreleri ısırgan otuyla çevrili, kucağına alev sarılan, boynuna ölüm yaftası takılmak istenen, cemiyetten tecrid edilmiş, ocağına afaroz suyu dökülmüş bu güller, bu nuraniler, bu garipler, bu dahiler insanlığın hangi ızdırabıyla besleniyor kimbilir yalnızlıkları içinde!. Nefretleri sevgi ocağında eritmek için kimbilir nasıl yanıyorlar ocaklarında!. Kovuldukları ocaklarında. Afaroz suyuyla söndürülmek istenen ocaklarında. Kimliksizlerin hışmına uğramış olarak. Satılmışların, dışa bağımlı kalmışların, kriterleri çifte standart taşıyanların, ölçüyü kaçırmışların, asaletten mahrumların zulmüne maruz kalmış olarak.

Peygamber sabrı ister fazilet adına toplumu değiştirmek. Menfileri, olumsuz halleri müsbete döndürmek, zıtlarıyla donatmak. Zorlardan zora talip olmaktır bu inkılâplar içinde. Güneşi batıdan doğurmak gibi muhal bir işe soyunmaktır dış görünüşü itibarıyla. Ne var ki güneş doğuşunu değiştirir, batıdan da bir başka yerden de doğar Yaradan isteyince. İnkılâpçı ruh bunun inancı içindedir daima. Olmazları olduran, muhalleri mümkün kılana dayanmıştır o bütün benliğiyle. Bağlılığı sonsuzdur O’na. Kudretine, bütün kainatı yaratmak ile, bir karıncayı yaratmak müsavi olan Allah’a (cc). Kurbandır O’na. Ve O’ndan dolayı insanlığa. Pervasızdır onun için. Korkusuzdur. Serdengeçtidir. Ölümsüzdür, ölmeden ölmeyi becerebildiğinden. Kaybedeceği birşey yoktur, başkalarını korkak yapan. Gönlünde yer yoktur çünkü başkalarına. Onu başkalaştıracak şeylere karşı oruçludur, umursamazdır. Kendini keşfetmek için vardır o. İnsanlığı o keşfedecektir, her an ayrı bir şekle giren ve belli bir şekilde hapsolmayan, hisleriyle, duygularıyla, sevgileriyle, nefretleriyle.. tecdidini zorlayacaktır, beyin zarını çatlatırcasına. Asla deforme olmayacak çarelerle çıkacaktır insanlığın karşısına. Kabullenilmeyeceğini bile bile. Kabullenildiği günleri bizzat görmeyeceğinin farkında olarak. Asırlarca sonraya sarkan bir süreci başlatacaktır hasat vakti adına. Tohum atacaktır kuru toprağa. Gözyaşlarıyla sulayacaktır onu. Bazen bir çiçekle de baharın gelebileceğine inandırarak kendini. İçindeki ses bire bin başak alacağını fısıldayacaktır ona, ümidine ayrı bir fer gelsin diye. O, bu doğru sese de gönül kaptırmayacaktır, gayretine temel edinmeyecektir onu. “Hasbi” diyecektir, ideal ateşine atıldığı ilk günkü gibi. “Allah bana yeter” rehber ifadesini vird edinecektir kendine. İçinden gelen, doğruyu söyleyen sese karşı bile.

Gel ey insan, ütopyadan kurtaralım realiteyi. Hayallerimize hapsetmeyelim yaşanacak gerçeği, Dünyamıza çekelim onu, bulunduğu yerden. Yaşatalım onu yeryüzünde, yaşamak için hakiki hayatı. Fert, aile, cemiyet, millet ve bütün insanlık olarak. Kişi ile kalbinin arasına giren gücün çağrısına uyarak. Rehber insanın rehberliğinde inleteni. Ama yakın olur bu, biz yaklaşmazsak Rehber insana. Çırpınmazsak, gayret göstermezsek insanlık için, O’nun buyrukları doğrultusunda. Yazık olur o zaman insanlık adına, insanımıza. Ebede uzanan yol tıkanır. İnsan büyük keşiften mahrum kalır.

İlimler ilhamdan mahrumdur, insanın keşfedilmediği dünyada. İmar olmaz insanın olmadığı belde, teknik hangi zirveye yükselse. Peygamberlerin gönderilişi -ki kâinatta en büyük hadisedir- bir yanıyla insanlık için değil mi? Ahiret onun için inşa edilmedi mi? Ya benlik “ego” niçin verildi insana, sadece insana. Onunla seçkinleşti insan diğer yaratıklardan. O ki, insanı insan eden odak nokta. Emaneti yüklenme cüretinin ana kaynağı. İnsan olma emanetini. Dağ, sema yüklenmedi onu. Ama insan yüklendi. Cahil kalır, zalim olurdu, Ama O emaneti yüklendi. Düşünmedi bile işin sonunu. Kaldırıp kaldıramayacağını bu yükü. Hiçbir nefse, gücünün üstünde yük yüklenmeyeceğini biliyordu insan, diğerlerinden farklı olarak. Bu anlayış onun yapısına yerleştirilmişti, yaratılışıyla birlikte. Kaderini okumuştu insan böylece. Dağ ve semanın yüklenmediğini o yüklenecekti bunu okumuştu alınyazısında insan. Omuzladığı yük ağırdı. Ama mukaddesti, yüceydi. Benliğini kendinden eritecek, insan olacak ve insanlık için kavga verecekti.

Kaderini sevmişti O. Alınyazısından memnundu. Çağrıya isteyerek gelmişti. Büyük günün şenliğini yaşamıştı öz benliğinde kaderini öğrendiğinde insan. Sıra bedeli ödemeye gelmişti. Şimdi ona hazırlanıyordu. İnsan gibi ve insanlık için yaşayacaktı..

Şemseddin NURİ