Nisan 2003 · s. 128 · 5 dakikalık okuma
İnsanın Üç Potansiyeli
Ene (benlik) ile, insan ruhunda var olan potansiyellerin işleyişini ve hayatın her seviyesindeki tezahürlerini analiz etmek mümkündür. İnsandaki ruhi potansiyelleri, temel kuvveleri, kabiliyetleri ve meyelanları bir araya getiren ene, hem meyve, hem de çekirdektir. Eneyi besleyen iki ana damardan biri; vahyi kabul etmeyen, sadece akıldan beslenen materyalist felsefe yoludur. Enenin diğer yüzü ise; vahyin rehberliğinde aklı dengeli şekilde işleten peygamberlik yoludur. Dolayısıyla insanda Allah'ı gösteren bir ayna olan enenin yüzü felsefeye veya vahye dönüktür.
Salt akla itimat eden ve vahyi kabul etmeyen ene, ayna ve perde olma konumunu terk ederek, kendine hakiki bir tesir ve varlık seviyesi verir. Bu tip bir eneye sahip insanda, kainattan gelen şualar, karanlığa gömülür. Kainattan elde edilen hikmet ve tevhid delilleri, bu tip kişinin enesinde anlamsızlığa ve şirke dönüşür. Bu durumdaki ene; her şeyi kendinden bilen ve kendine uluhiyet isnat eden bir karadeliğe benzer. Yaratılışında Allah'ı gösteren bir mihenk taşı olan enenin karanlık felsefeye açılan yönü; insanı ilahlaştıran, kibri geliştiren, kıyaslama için verilen rububiyet sıfatını kendinden bilir. Kişiyi kendini sevmeye (narsist), kendini düşünmeye ve her şeye rağmen kendini geliştirmeye ve kibre teşvik eder. İnsanlık aleminde gözlenen sebeplere, putlara, yıldızlara ve tabiata tapınma gibi inançlar, benlikteki potansiyellerin bu yüze kanalize edilmesiyle ortaya çıkar. Şirk; hissi potansiyel (kuvve-i cazibe veya kuvve-i şeheviye) ile bağlantılı bir sapma olup, sevgi ve muhabbetteki aşırılıktan kaynaklanır. Şer ise; fiziki potansiyelle (kuvve-i dafia veya kuvve-i gadabiye) münasebette olup, insanın aksiyon ve icraatlarında denge ve adaleti koruyamamasından çıkar. Dalalet ise; insanın zihni potansiyeliyle (kuvve-i akliye) bağlantılı olup, fikir, düşünce ve inançlarda sapmayı tanımlar. Bu yoldan beslenen ene; insana, kuvvetin ve gücün her zaman, her şeye rağmen tercih edilmesi gerektiğini vurgular; "Kuvvette hak vardır." der. Bu anlayışa sahip olanlar, zulmü manen alkışlamış, zalimleri teşci' etmiş ve cebbarları uluhiyet davasına sevk etmiştir.
Enenin bu yüzündeki üç potansiyelin meyveleri farklıdır. Zihni potansiyel dalında; dehriyyun (zamana tapanlar), maddiyyun (maddeye tapanlar) ve tabiiyyun (tabiata tapanlar) gibi zehirli meyveler vermiştir. Babil ve Eski Mısır'ın sihir derecesine çıkan felsefeleri, fiziki potansiyel dalında Nemrutları, Firavunları ve Şeddadları doğurmuştur. Eski Yunan kültürü ve tabiat felsefesi de, hissi potansiyel dalında; aliheleri (tanrıçaları), sanemleri (putları) ve uluhiyet dava edenleri çıkarmıştır. Bu konumdaki ene hissi potansiyeli; sevdiği şeyleri putlaştırır, saygı ve hürmette ölçüyü kaçırıp, başarılı insanları, ilaheler ve yeryüzü tanrıları olarak takdim eder. Riyakarlığı ve şöhreti ön plana çıkardığı için, iki yüzlü insanları alkışlar, imaj ve görüntüyü yüceltir. Dışı süs, içi ise sönük ve ruhsuz insanları ilah ve ilaheler şeklinde reklam ederek, az sayıdaki güçlü ve başarılı insanı, tapınılacak ve uğrunda ölünecek yıldızlar (pop ve futbol yıldızları gibi) yapar. Böylece insanları şirke davet eder. Öne çıkarılan bu az sayıdaki kişi de, hayranlarının arzu ve heveslerini tatmin etmek ve teveccühlerini kazanmak için riyakarane bir gösteriş (tv'lerdeki bazı gösteri ve eğlence programları) içinde olurlar. Bu kişilerin hayranları ise, onlara tapınır gibi bir vaziyet gösterir. Neticede vahye kulağını tıkamış felsefe yolundan beslenen enenin çekirdeğindeki üç potansiyelin zehirli meyveleri, insanların beyinlerini bin parça etmiştir.
Vahiy yolunda şekillenen ene ise, kuvvetin hakta olduğuna inanarak zulmü keser, adaleti temin eder. Benlik aynasının diyanetten beslenen bu aydınlık yüzü, insanda alçak gönüllülüğü, sevgiyi, şefkati, adaleti geliştirir. Enenin bu yüzünün, acz ve fakrdan ibaret olduğu görülür. Bu haliyle bir karşılaştırma ölçüsü, terazi ve yansıtıcı olan ene, Yaratıcı'nın gizli hazinelerini açan bir anahtardır. Vahyin ışığında gelişen enenin bu yüzü, insanın temel gayesinin ve vazifesinin ilahi ahlak ile ahlaklanmak, sağlam karakter ve faziletlerle kendini donatmak; aczini ve zaafını bilip, İlahi Kudret'e sığınmak; fakrını görüp Rahmet-i İlahiyeye itimat etmek, kusurunu görüp Allah'tan af dilemek, noksanlarını görüp Allah'ı noksandan tenzih etmek olduğunu gösterir. Enenin zihni potansiyelinin meyveleri; peygamberler, sıddıklar, arifler ve alimlerdir. Fiziki potansiyelin meyveleri; adil hakimler, iyi idareciler, alperenlerdir. Hissi potansiyelin meyveleri ise; ismet sahibi, mütevazı, cömert velilerdir.
Tasavvufta enenin bu iyi yüzü "vechullah" olarak tanımlanmaktadır. Bediüzzaman; 24. Sözün 2. dalında bir hakikatin niçin çok renklere girdiğini zühre-katre-reşha temsiliyle açıklarken, eneden dokuz farklı taifenin ortaya çıktığını söyler. Dolayısıyla hakikatin çeşitlenmesi ve renklenmesi, enedeki farklılıklardan kaynaklanır. Her insan enesindeki bu temel dokuz nakışlı benlik motifinden biri baskın, biri yardımcı, diğeri de zayıf merkezdir.
Bir başka önemli nokta da, insan benliğindeki dokuz nakışlı temel mizaç motifinin; hem ferdin, hem ailenin, hem kurumun, hem toplumun, hem de milletlerin hayatında gözlenebilir olmasıdır. Bu motifler hayatın her sahasında insanın ferdi ve içtimai yönünü açıklamada kullanılabilir. Ene hem insanı ifade eder, hem de bütün insanlığı... Benlikte, her seviyedeki insan topluluğunun enaniyeti, kişiliği ve karakteri vardır.
Enenin felsefede verdiği meyvelerin, tarihi süreç içinde baskın olarak ortaya çıkışı dikkat çekicidir. Babil ve Eski Mısır'da (Sümerler ve eski Mezopotamya halkı) ağırlıklı olarak fiziki potansiyel inkişaf etmiş, hissi ve zihni potansiyel fiziki potansiyelin emrine verilmiştir. Daha sonra gelen Eski Yunan medeniyetinde ise, hissi potansiyel ağırlıklı olarak inkişaf ettirilmiş ve öne çıkmıştır. Ahirzaman'da ise, zihni potansiyel ağırlıklı olarak gelişip inkişaf edeceğinden, insanlık ilme ve fenne yönelecektir. Toplum çapında hissi ve fiziki potansiyeller, zihni potansiyelin yardımcısı ve hizmetçisi olacaktır. Bu tarihi gelişme süreci ve insandaki enenin üç potansiyelinin beşer tarihinde ağırlıklı ve baskın olarak kullanımının bu şekilde gelişmesi, Bediüzzaman'ın Muhakemat'ında (8. Mukaddime) anlatıldığı üzere, İslamiyet açısından çok manidardır. Çünkü İslamiyet son din, Hz. Peygamber (sas) de son peygamberdir. Ayrıca Kur'an'ın ilk emri oku olup, insanın zihin potansiyeline hitap eder. Bu hakikatı gören Bediüzzaman şu veciz sözleri söyler: "Ahirzamanda insanlık, ilme yönelecektir. Her şey bizzat veya netice itibarıyla ilme bağlıdır. Bütün hükümlerini akla ve mantığa tasdik ettiren Kur'an ve İslamiyet, gelecekteki inkilaplar içinde en büyük ses getiren kitap ve din olacaktır." Hepimiz biliriz ki, bilim; enenin zihni potansiyelinde ortaya çıkan ve gelişen bir faaliyettir. Nafile ibadetlerden daha makbul sayılan tefekkür, zihni potansiyelle yapılır. Üç semavi din de, enede var olan bu potansiyellerin insanlık tarihindeki dağılımına uygun olarak gönderilmiştir. Musevilikte dikkat; iktidara, yönetime ve vaad edilmiş topraklara çekilmiş, bu durum fiziki potansiyelle alakalıdır. İsevilikte, sevgi ve aşk daha çok önemsenmiş olup, bu da insanın hissi potansiyeliyle alakalıdır. İslamiyet'te ise, ilk emir okumaya, ilme, irfana ve akletmeyedir. Üç semavi dinin geliş sırası ve her dinin öne çıkan ağırlıklı mesajı, enenin üç potansiyelinin her birinin baskın ve yoğun olarak kullanıldığı dönemle ve rengini verdiği toplumla bire bir örtüşür.