Sızıntı Arşivi

Ağustos 1980 · s. 4 · 3 dakikalık okuma

İnsanda Muafiyet Gelişimi

Yusuf Doğaner · Doç. Dr. · Sosyoloji

İNSANDA MUAFİYET GELİŞİMİ

Son on beş-yirmi yıl içinde tıbdaki ilerlemelerin hızla artması insanda muafiyet sisteminin tanınmasının daha iyi anlaşılmasına, hastalıklarının tedavilerinin yapılmasında başarıların elde edilmesine ve çeşitli doku nakillerinin yapılması denemelerinde müsbet neticelerin alınmasına yol açmıştır.

Kendisine yabancı sayısız müessirlerin var olduğu bir vasat içinde dünyaya gelen insan, bu müessirlerle sürekli bir mücadele içine girer ve onları, kendi faydasına veya zararına yok etmeyi öğrenir. Bu mücadele sırasında da bu tesirlere karşı bağışıklık kazanır. Doğumla birlikte kendini bekleyen bir sürü yabancı müessir onu yok etmeye uğraşırken, kendisine yaklaşık 6 ay kadar yetecek olan bağışıklıkta ol alan antikorları annesinden almış olarak dünyaya gelir. 6 ayın sonunda ise zaten kendi vücudunda antikor sentezleri de işlemeye başlamış ve yabancı müessirlerin üstesinden gelinme ameliyeleri de yapılmakta ve sürmektedir.

Bağışıklığa ait araştırmaların tarihi 11. asıra dayanır. Bu dönemde çiçek hastalığına ait döküntülerin kabuklarının solunumla verilmesinin hastalığa iyi geldiği gözlenmiştir. Daha sonra bu kabukların deri altına zerkedilmesi memleketimizde de uygulanmıştır. O günden günümüze kadar ise hızla ilerleme kaydeden çalışmalara rastlanıldı.

Bağışıklığın teşekkülünde lenfo-retiküler sistem ve kan hücrelerinden lenfositler sorumludur. Lenforetiküler sistem içinde insanlarda-son zamanlara kadar üzerinde durulmayan, hatta küçümsenerek hiç işe yaramayan bir organmış gibi kabul edilen-timus bezi, hayvanlarda ise bursa fabricius denilen bez vardır. Her iki beze de kemik iliğinin ana hücresinden gelişen lenfositler gelirler ve bezlerde yerleşirler. İnsanda bursa fabricius denilen bez bulunmadığı için bu organın vazifesi bademcikler ve barsaktaki lenf düğümlerine verilmiştir. Timus bezi ve bursa eşdeğeri beze gelen lenfosit denen hücreler burada eğitime tabi tutulurlar. Dalak ve periferik lenf bezlerine gelen bu hücreler -kendilerine verilen emri yerine getirircesine ve birbirleriyle karışmaksızın-ayrı ayrı bölgelerine yerleşirler. Timustangelen hücreler bezin çevresinde bursa eşdeğeri bezlerden gelen de dalak veya lenf bezlerinin ortalarında yerleşirler. Timustan gelen hücreler (Thücreleri) vücutta geç aşırı duyarlık, vücuda yabancı dokular atılması; virus, bakteri ve mantarlara karşı hücrelerin direncini artırmak, tümörlere karşı bağışıklığın sağlanması gibi vazifelerin yerine getirilmesinde rol alırlar. Bursa eşdeğeri bezlerin hücreleri (B-hücreleri) ise -dışardan gelen yabancı uyarılarla - plazma hücrelerine dönüşürler ve bunlar ise imn,unglobulinleri sentez ederler.

Bağışıklıkta vazife alan protein tabiatında maddeler).

Bağışıklıkla ilgili sistemlerin gelişmesi daha fötal hayatta iken cenin anne karnında iken

başlar. 5 aylık ceninde muafiyet sistemlerinin (immun) cevap verebileceği kabul edilmektedir.

Timus bezi gebeliğin 6. haftasında (cenin 1,5 aylık iken) gelişmeye başlar ve muafiyette vazife alacak lenfositler de 2. aydan itibaren bu bezde tesbit edilebilir. Gebeliğin 2. ayında kanda lenfositler mm3 te 1.000 adet; 4-5. ayında ise mm3 te ise 10.000 dir (Normalde yetişkin bir insanın kanındaki lenfosit sayısı mm3 te 1.500- 4.000 arasındadır).

Lenf bezlerinin gelişmesi gebeliğin 5. ayında tesbit edilebilir.

Görüldüğü gibi lenfositer sistem ve immun sistemin gelişmesi gebeliğin erken devrelerinde başlar. Lenf bezlerinde bağışıklığı sağlayan lenfositlerin vazife almaları ise doğumdan sonra vücuda dışardan gelen yabancı uyarıcıların (antijen) yardımı ile olmaktadır.

Bağışıklık sisteminin diğer bir kanadı ise vücuttaki koruyucu sistemin dışardan gelen yabancı uyarıcılar (antijenler) tarafından uyarılması ve vücudun bunlara karşı koruyucu maddeleri (antikor) imal etmesindeki inceliktir. Vücutta en az 1000.000 antijenik uyarıcıya karşı ayrı ayrı antikor imal etme kabiliyetinde sistem mevcuttur ve bunlara karşı anti- kor oluşmaktadır. Bunu diğer bir deyişle anlatmak istersek, insan bünyesinde koruyucu hücreler her bir anti jene karşı özel bir alıcı taşırlar. Antijenle temasa gelen bu hücreler çoğalarak bir gurup oluştururlar ve bu hücreler’ hafıza hücreleri’ adını alırlar. Vücutta en az 1.000.000 tür hafıza hücresi vardır ve bu hafıza hücreleri kendilerini uyaran antijeni aradan 20 sene geçse yine tanırlar, bazıları ise insan ömrü boyunca antijeni tanıma özelliğini muhafaza ederler. Bunu bir misalle açıklayalım:

Çocukluk çağında bir kimseye çiçek aşısı (antijen)yaparız. Buna karşı vücut, hafıza hücreleri oluşturur. Şayet aradan yirmi-otuz yıl geçse bu hafıza hücreleri yine çiçek aşısının yapıldığını tanırlar ve cevap verirler.

Bağışıklık ilminde (immunoloji) bu kadar ilerlemeye rağmen insanoğlu halen çözemediği sorularla karşı karşıyadır. Daha önce bilinmeyen bir ııyarıcı için yabancıya karşı nasıl oluyor da, önceden bir hücreye vazife verebiliyor? DNA zincirinde her antijene karşı nasıl bir kod hazırlanıyor? Hafıza hücreleri DNA kodunun neresine yerleştiriliyor? Aradan çok uzun seneler geçtiği ve insan hafızasının bile unutabileceği veya unuttuğu pek çok hadise olduğu halde hafıza hücrelerinde unutma veya yanlış tanıma niye olmuyor?

Dr. Y. Doğaner