Eylül 1995 · s. 341 · 3 dakikalık okuma
İnsan Yüzü Bir Anahtar Mı?

İnsanoğlu
teknolojik bilgilerin artmasına paralel olarak ahlâkî normlarını geliştirmeye
ve muhafaza etmeye ağırlık vermediğinden, hırsızlık, sahtekârlık gibi
kötülükler günümüzde had safhaya varmıştır. Allah korkusu, kalplerde
yerleşmediğinden, “kimse görmez ve bilmezse yapılan her şey mubahtır” yanlış
anlayışı gelip kalplere taht kurmuştur. Bilhassa para ve veri (bilgi) gibi
değerli şeylerin muhafaza edildiği müesseselerde, yukarıdaki anlayışa sahip
insanları kapı dışında tutmak için sağlam güvenlik (security) sistemlerine
ihtiyaç duyulmuştur. Dolayısıyla, alternatif kilit-anahtar arayışına gidilip,
sırasıyla, nice anahtarlar, dijital kart ve anahtarlarla, şifre okuyucular, ses
okuyucular, parmak izini esas alan okuyucular icat edildi. Fakat yeterli bir
başarı elde edilemedi. Teknoloji, iyi yönde olduğu gibi, kötü işlerde de
gelişmeler kaydediyordu. Ya “her şey mubahtır” anlayışındaki insanlar
tarafından bu sistemler aşıldı; ya da bu sistemlerin düşünüldüğü gibi yeterli
olmadığı ortaya çıktı. Kötü niyetli insanlar için klasik kilitlere maymuncuk
uydurmak bir problem olmadı. Dijital kart ve anahtarlar ise sahibinden
başkasının eline geçtiğinde rahatlıkla kullanılabiliyordu. Şifre asıllı
sistemlerde, uzun zaman kullanılmama neticesinde karışıklık meydana geliyordu.
Parmak izi esas alınan sistemlerde ise, kapı üzerindeki parmak izleri (toz veya
benzeri başka şeylerle) alınarak plastik parmak uçları
oluşturulabiliyordu. Ses okuyucularında ise şöyle bir problemle
karşılaşılıyordu: Bilgisayarda sesleri kayıtlı bulunan kişiler grip
vs. gibi hastalıklara yakalanıp (seslerinde kısmen de olsa bazı değişmeler
olduğunda), bilgisayar bu kişilerin konuşmalarını bilgisayar diline
çevirdiğinde, sesi kayıtlı olan kişinin sesiyle uyuşmadığından yeterli bir
anahtar vazifesi göremiyordu.
Bu konuda inceleme yapan uzmanlar yoğun düşünce ve araştırmaları sonucu yeni bir çözüm keşfetmiş gibi görünüyorlar. Bu yeni çözümde insan yüzlerinin birbirlerinden farklı olduğu kabul edilip, insan yüzü anahtar vazifesi yerine kullanılmaya çalışılıyor.
Parmak izinde olduğu gibi her insana mahsus bir yüz hareketi vardır. Yani, yüz kaslarının hareketi, aldığı şekil insanlar arasında farklılık göstermektedir. Bu da insanlar için önemli bir kimlik teşhis aracı ve giriş anahtarıdır.
“Photobook”
adı verilen bu yeni sistemi keşfeden Massachusetts Teknoloji Enstitüsü
(MİT) uzmanları, insan yüzünün büyüklü küçüklü yaklaşık 80 kadar kastan
meydana geldiğini belirtiyorlar. Dolayısıyla bu kaslar sayısız
kombinasyondan oluşan belirgin yüz ifadesi ve şeklini meydana getirir. Yüz
ifadenizi bir şablon olarak kabul edip, şablonun sadece size has
özellikler taşıdığını düşünebilirsiniz. Yüzünüzün mimik hareketleri,
bu şablonun sadece ileri geri oynatılmasından ibarettir ve şablonunuz
kesinlikle değişmez. 
Buradan hareketle uzmanlar, yüz hatlarının fotoğrafını çekebilen bir kamera ve çekilen bu fotoğrafı bilgisayarınanlayabileceği hale çeviren bir cihaz geliştirdiler. Bu cihazı kullanmak isteyen firmada, bütün çalışanların yüz fotoğraflan bilgisayara kaydedilir. Bundan sonra yapılacak iş kolay ve pratiktir. Kişi kapıdaki kameraya kısa bir an için bakar. Bu arada kamera aracılığıyla bu kişinin yüz hatları bilgisayarın hafızasındaki yüz hatlarıyla karşılaştırılır ve eğer sahibini bulabilirse kapı o kişiye açılır, yoksa kesinlikle açılmaz ve sinyal verir.
Bu cihazın önemli bir tarafı da gözlük, şapka ve yeni saç biçiminin getirdiği ayrıntıların, bilgisayarın kişinin yüz hatlarını okumasına engel olmamasıdır. Şimdiye kadarkilerden daha güvenilir gibi görünen bu sistem, kişinin yanında anahtar gibi bir şey taşımasına veya şifre gibi bir şeyi aklında tutmasına ihtiyaç bırakmıyor. Kapıcıya da ihtiyaç kalmadan herkes kendi gerçek yüzüyle rahatlıkla kapıdan geçebiliyor. Ayrıca (80 kadar kastan oluşan) yüzün şablonu derinin altında bulunduğundan taklit edilmesi de kolay gözükmüyor. Yani, kişinin yüzü kendisinden başkasının eline geçmeyeceği için, kapı ancak bu şahsa açılacaktır.
Teknoloji böyle ilerleyedursun, kanaatimizce, en az teknolojik gelişmelere ağırlık verildiği kadar, insan ahlâkının geliştirilmesine ağırlık verilmediği müddetçe insanlar huzur ve güven içinde olamayacaklardır. Çünkü, insan zekâsı belirli bir kayıt altına alınmazsa, er veya geç getirilen bütün çözümleri aşmasını bilecektir. P.M. Dergisinde, Massachusetts Enstitüsü’nden bir uzmanın “kişi, kötü kalbini değiştirmeli” sözü bu gerçeği en güzel bir şekilde ifade etmiyor mu?
KAYNAK
— P.M Dergisi, Nisan 1995, s. 25