Şubat 1986 · s. 32 · 3 dakikalık okuma
İnsan Eser Verdiği Müddetçe Yaşar

Ayfer Yüksel
İnsan “eser” kelimesinin mana genişliği ile çok içli dışlıdır. İnsanı fonksiyonlarına göre değerlendirirsek, onu şöyle ifade etmek mümkündür: İnsan, eser veren varlıktır. “Eser” in bütün mana genişliğini insanda görebiliriz. İnsanı eser vermeden düşünemeyiz.
Bir ağaç meyvesiz düşünülür mü? Bir çiçek tohumsuz olur mu? Mürekkeb harf olur, kalem yazı yazar.. İpek böceğinin eseriyle ibrişimler dokunur.. Her gündüz yıldızları, her gece de bir güneş doğurur.. Koyun otlar, rahmet çeşmelerinden süt akar.. Arı, tatlıların en şifalısını verir.. İnsan ise ‘‘eser” verir!. Eser; niyettir, harekettir, tevbedir, çalışmaktır, terlemek ve ağlamaktır, el tutmak veya yol göstermektir, ışık vermektir, yerinde baş eğmek veya yerinde dik durmasını bilmektir, dua etmektir, adım atmak ve yürümektir, geceli ve gündüzlü olmaktır, cemiyetle yaşamaktır, çocuklarını yetiştirmektir, milletini yüceltmektir, icattır, keşiftir, fetihtir, sadakat ve ideal adamı olmaktır. İnsanın manası budur. Eser vermeyen insan, hayat ümidini kaybeder. Mum aydınlattığı müddetçe varlığını gösterir.
Her eser ümid kaynağı, her ümid hamle gücü her hamle olunması icab eden yolda “devam” ikrarı, her ikrar iman tazelenmesidir. Ya bir elden tut yola girsin bir kul, ya da bir iksir ver, name okut, ışık göster, rayiha koklat, ballar balını tattır, halkaya koy, halka ümid ver, yahut yanmasını bil etrafın aydınlansın!
Uyanan bir baharda veya nadide bir bahçede, yahut verimli bir toprakta ekilen tohumların filiz verdiğini her bahçıvan görecektir. Hem de meyvelerin arzı endam edip, yüzlerin gülüşünü..
Fatihler, fetihleriyle anıl ir. Âlimler, ilimleriyle yâd edilir, faziletleriyle yaşar. Esersiz insan tarih nazarında, cemiyet içinde veya kendi dünyasında ölüdür. Beden onun değildir. Behimi rüzgârların tesirinde, okyanusa yuvarlanmış ve çılgın dalgaların sarp kayalara çarpıp durduğu ruhsuz bir yığındır. “Evladım” dediği onun değildir. Aktüalitenin kaptığı, sokaklara dökülmüş perişan ve yok olmaya koşan bir mahkûmdur. Artık devlet de onun değildir. Yıkılmaya yüz tutmuş ahşap bir bina veya existansiyalist robotların, firavun ruhların, körelmiş melekelerin, mariz uzuvların aborde olduğu sahildir. İdealler de onun değildir. Gövdesini içten içe kurtlar kemirmiş, selde kalmış bir dal ne işe yarar? Ne meyveye durur, ne filiz verir ne de etrafı aydınlatacak meşale olur. Hissiz ve ruhsuz varlık yaşar mı?
Tarihler eserlerle doludur. Bir milletin varlık ve dirliği eserlerinin çokluğu ile büyür ve ayakta durur. Yine bir millet, geleceğine, verdiği eserlerle bakar.
Eser, müsbet olan irade ve fiillerdir. Menfi teşebbüs ve müdahaleler yıkım, inkıraz, adem, idam ve sukut olduğundan varlık hüviyeti taşımazlar. Menfi safında yer almış tiranlar, nemrudlar, diktatörler ve firavunlar tarih boyunca lanetle hatırlanmış, şerlerinden uzak kalmak için niyaza durulmuş. Eserin manası için de fiilde bulunmayan insan, yokluğa doğru meylettiğinden, menfiler cebhesinde yer almaktadır. Bu noktada tarafsızlık da söz konusu edilemez. Çünkü hareketsizlik, yokluğa bakar. İnsan ya eserleriyle yaşayacak veya sofestai(*) olacak. Her eser, insanın iki dünyasında da şehadetnamesi veya hüviyet cüzdanı olacak ve onunla tesmiye edilecektir.
Eser; ruh, his, hamle neticesidir. Eser sahibinin, önce ruhu doyacak, kalbi inşirah bulacak sonra adımını atacak. Eserleri fert ve millet dairesinde, ruh ve his meselesini nazara almadan düşünmek, hareket planında veya gelecek düşüncesinde elim akibetlere sebep olacaktır.
Bir gün arkana dönüp baktığında, aydınlık izler bıraktığını anlarsan, de ki:
“Artık hesabım görülsün.” Yoksa önünde bekleyen vasi tarlaya sahib çık. Ekilen her tohum yeşermeye durur. Aksine hareket, geleceğin açlığını gösterir. Dayanılmaz her açlık isyanı besler. Her isyan dünyaları karartır. 0 karanlık ne acıdır?
İnsan, eser verdiği müddetçe yaşar. Eser vermeye niyet et. İlk eserin “niyet”in olsun.