Sızıntı Arşivi

Mart 1989 · s. 13 · 2 dakikalık okuma

İlahi Sırların Üsturlabı

Şemseddin Nuri · Din Ve Ahlâk

mar89

Şemseddin Nuri

Basiret, kudsi nurların ışık hüzmeleriyle yıkanmış gönüllerin eşyanın hakikatini, zıddı zuhur etmeden keşfedip görmeleri; hadiseleri vukuundan evvel bilmeleri; kitabı henüz yazılmadan okumaları; nağmeyi terennüm edilmeden dinlemeleri, hâl ile makamı, cilve ile vuslatı birbirinden tefrik edip ayırmaları; Hz. Musanın âsâsında ejderhayı ve elinde yed-i beyzâyı mucizeden önce idrak etmeleri; sabrı iştah haline getirerek, puta tapan Ömer'de (r.a) put kıran Ömer'i (r,a) seyretmeleri; ve nihayet, akıl ayağının topalladığı kifayet memleketinde at sürmeleri demektir.

Hakkı hak bilip ittiba; batılı batıl görerek ondan kaçınma ancak basiretle mümkündür. Çünkü o, "mâ zâğa" pergeliyle feleklere cedvel çekmektir.

Basiret, lahut âlemine ait ilahi sırların üsturlâbı; ledün ilmine açılan nurlu menfez ve can satıp iflas satın alma ticaretinin tek geçer akçesidir. Onun içindir ki, bu usturlâba sahip olmayan nice sülük ehli yolunu şaşırmış; gözünü bu nurlu menfeze dayamıyan zahir uleması ledün ilminden mahrum kalmış ve nice şatahat erbabı, elinde geçer akçesi olmadığından, yani, bütünüyle kendini aşıp dava etmekten vazgeçemediğinden bu pazarda iflas etmiştir.

Basiret, her türlü faziletin mihrabıdır. Zira o, Kâbe'yi değil, Zat'ı kıble edinmenin ve "Semme vechullah" ayetiyle anlatılan hakikatin şuuruna ermenin adı ve unvanıdır.

"Sıbğatullah" ancak basiretle görülür ve "Heme ezost" ancak basiretle şuur haline gelir.

Basiret, görülmeyene göz kırpmak ve duyulmayana kulak vermektir. Öylece istidrac ile ikram; lütuf ile kahr şekil birliğinden kurtularak bir birinden ayrılır ve kendi hüviyetlerine bürünürler. Hâlbuki bu hassadan mahrum olanların yanında istidrac ile ikramın, kahır ile lûtfun hiçbir farkı yoktur. Kendilerini yok etmeye gelen kara buluttan yağmur ümid ederek ellerini çırpıp sevinen azgın ve günahkâr kavmin bu hali basiretsizliğe açık bir misâldir. Hâlbuki İki Cihan Serveri, ne vakit kara bir bulut görse, ürperir, titrer ve gözyaşı dökerdi.

Güzel söz ve salih ameller kanat çırpıp semaya yükselirler. Bir şartla ki, basiret burakına binmelidir.

Basiret, hikmet memesinden hayr-ı kesir emmektir. Başka değil, o, sadece süt kardeşliğe melekleri seçmektir,.

Basiretin bir mânâsı da himmettir. Himmet ise, her sebebe lâyık olduğu hakkı vererek neticeye gitmektir.

Basiret, Allah Rasulünün, halkı hakka davette kullandığı metodun biricik vasfıdır. Zira O, Kur'an'ın diliyle şöyle buyurmaktadır:

"Benim yolum budur. Ben ve bana tabi olanlar, basiretle insanları Allah'a davet ederiz, "(Yusuf 108)

Bu ayette geçen şu tek kelimenin bütün bir tefsiri ise, baştan sona Siyer-i Nebi'dir. Bir de şu hususu ilave edelim ki, her nebinin hayatının gayesi tebliğ; ve tebliğin hayatı da basirettir.