Şubat 1997 · s. 23 · 1 dakikalık okuma
İkbâl Yıldızı
İKBÂL YILDIZI
***
Ufukda ikbâl yıldızı ve ardında ışık,
Tomurcuklar üzerinde taptaze jâleler..
Dün başka, bugün başka, zaman buna alışık,
Bir bir umrânlaşıyor o eski virâneler...
Tik tak, kesilmiş bir saat gibiydi zaman,
Ölüm sessizliğine tutsak olmuştu beşer;
Buzullara dönmüştü âdetâ bütün cihan,
Gün döndü, dinliyoruz şimdi dörder-beşer.
Tepeler mor, yeşil, sarı, bütün renkleriyle,
Dem vuruyorlar o mutlu gelecekten;
Tüllenen şafaklar sırlı güzellikleriyle,
Ne büyülü besteler sunuyorlar felekten.
Ufuklar masmavi, göklerinki kadar derin,
Üfül üfül yılların sararttığı yaylalar
Ve meltemleşiyor kasırgaları kaderin,
Her yerde bir başka türlü köpürüyor bahar.
Yeis cadısının artık büyüsü bozuldu,
Zulmet delik-de şık, her yana nurlar yağıyor..
Yollar, metaı ışık, süvarilerle doldu,
Şimdi her ufukta ayrı bir güneş doğuyor.
Dinliyor yeniden tarih, yüzünde peçe,
Geçmişteki bütün ihtişamıyla rengârenk..
Şanlı maziler mutlu yarınlarla iç içe,
Göklerin yerle ilk buluştuğu günlere denk...
Bir olma humması yaşanıyor için için
Ve herkes dalıyor kendi iç aydınlığına;
Germiş kanatlarını âdetâ uçmak için,
Varlığı canlara can Dost yakınlığına.
Ömrün en tatlı rüyasıyla sürekli mahmûr,
Yol azığı ihlâs ve sermayesi muhabbet;
Dudaklarında hep ötelere ait fağfûr,
Işık alıp ışık vermedeler ebed-müddet…