Nisan 1992 · s. 34 · 4 dakikalık okuma
İkbal Dolu İstikbal

Şemseddin Nuri
Ve Davud'un Zebur'la yükselen sesi diyor ki:
"Milletler kazdıkları kuyuya düştüler;
Kendi ayakları gizledikleri ağa tutuldu.
Kötüler ölüler diyarın Allah'ı unutan bütün milletler de..
O, kötüler üzerine kementler yağdıracaktır;
Kötülerin kaseleri ateş, kükürt ve sam veliyle dolacaktır."
Davud'un sesidir bu. Hilafet türküsünün ilk güftesidir bu. Akıbetini bildiriyor kötülerin. Kötülüğü temsil eden, ferd, cemiyet ve devletlesin.. Dize gelecekler bir gün. Ettiklerini çekecekler bütün. Sam yeliyle savrulmuş çöpe dönecekler. Teslimiyeti yakındır onların. Dağların ve kuşların.
Zirveleşmis devletlerdir bir yönüyle dağlar. Süperliğe oynayanlar. Zulüm payandalılar. Kan dökmek için arena arayanlar. Mazlumun sinesine zehirli kıymık gibi saplananlar. Kaosun çocukları. Anarşi mayalılar. Şeytan pisliği ile azıklananlar. Münker seline kapılanlar. Dünyayı kirletenler. Şer ilmikleyenler. Problem üretenler. İçtimai düğümlere nefes edenler. Sisi sevenler. Işık'tan ürkenler. Sinesinde kalp bulunmayan körler. Vicdandan nasipsizler. Zayıfı ezenler. Sömürü üretenler. Fesadla yarışanlar. Arkadan vuranlar. Karakteri kaypaklar. Suda ateş arayanlar. Kıyamet kovalayanlar. Güneşin doğuşunu batıya çekmeye çalışanlar. Günah peyleyenler. Kendilerini ilâh edinenler. Kibir ve gurur dağına Hâmân kulesi dikenler.. Davud eşiğine baş koyacaklar birer birer. O demiri yoğuran ele ve o Zebur'laşan alevden sese boyun eğecekler..
Zirveleşmiş, zirveyi tutmuş kadro fertleridir diğer yönüyle dağlar... Bağlılık esastır lidere. İtaat, istidattan önce gelir cemiyet ve devlet sistematiğinde. Lider de sıradan bir neferdir işin başında. Öyle olmalıdır da. Nefer olmayı beceremeyen lider olmayı da beceremez zira. "İnsanlardan bir insan olunuz" Hz. Ali'nin sözü "start"tır bu kulvarda..
İradesinin çeliğine su verilmiş insandır lider. O nice bendler yıkan suyu "Gurfe"de, avucunun içinde hapseder. Bir seçkinlik imtihanıdır nehirden geçerken çatlak dudakları suya dokundurmamak. Sonra da. düşmanın çokluğundan yılmamak. Sabit kadem olmak ve sarsılmamak.. Nice az topluluğun, nice çoklara galebe çaldığını kader kitabından okumak". Fecrin açılan kirpiklerinde yeni bir doğuşu seyre dalmak ve:
"Gel ey gül yüzlü gümüş tenli gözleri elâ;
Gel ey gül bahçemde solman kâmet-i bala"
neşideleriyle karanlık bir devri yıkamak, ak günlerin muştusunu yakalamak..
Bu da Hz. Davud'un asrımızda yankılanan sesidir. Hilafeti davet ediyor ülkeye. Devrin şartlarına göre elbette.. Odur İslâm alemini birleştirecek tek ve güçlü cazibe. Muhtacız bugün onu temsil edeceklere..
Beyyine ister bu iş, delil gerektirir. Her lider doğuştan beyyine ve delil ile gelir. Sonra durumuna, yükleneceği misyona göre sırasıyla ona kitap (yazı ile alakalı herşey) ve mizan verilir. Bir programı, düsturlar mecmuası olmalı teyidat gören liderin. Cemiyeti bir bütün olarak kucaklamak o. Hiçbir ünite dengede ağır basmamalı, mizanı (ölçüyü) bozmamalı bu cemiyet içinde. Hayatiyet arzeden bütün dinamikler dengeli şekilde seviye kazanmaya tabi tutulmalı böyle bir sistemde. "Hadid"in, demirin inmesine zemin hazırlanmalı kesinlikle.. Kur'an'da bir sureye isim olan "Hadid"in inmesine.. Davud'a yumuşak kılındığı haber verilen hadidin inmesine. Nasip olmaz "Hadid" her lidere, hatta her peygambere.. Devlet kurmaktır zira "Hadid"den kasdolunan. Sayılıdır peygamberlerden ve diğer liderlerden devlet kuran. Onun içindir ki, kitap ve mizandan sonra ayrıca zikredilir Kur'an'da ''Demiri indirdik" ifadesi (Bak, Hadid, 25). Devlet, demirle tesis edilir çünki.. Otoriteyle. Disiplinle. Kışladaki demirle. Dipçik Hakk'ın, adaletin emrinde olduğu sürece..
Lider "Evvab" Allah'a yönelen olmalıdır ki, millet de ona yönelsin, gassal elinde bir meyyit haline gelsin. O din ile bütünleşmeli ki, halk da onunla bütünleşsin ve onu kendilerinden bilsin. Cibinliği Süreyya yıldızına kurulu lider, milletin iniltisini nasıl işitebilir ki? Halkın ve Hakk'ın desteğini kaybetmiş bir devlet nasıl ayakta kalabilir ki? Yazıktır, devleti yenik düşmüş millete yazıktır. Yazıktır halkın ve Hakk'ın desteğinden mahrum kalmış devlete yazıktır. Ve yazıktır o devlet ve millete ki. birbirini tanımaz olmuştur. Davudlaşamayan devletin ve böyle bir devlete liyakatini kaybetmiş milletin akibeti budur..
Bir milleti ayakta tutan dinamiklerdir kuruluşlar. Milletin kaderine hakim olan kuruluşlar, icrayı elde tutanlar, mizana, (hükümete) sahip olanlar. Davud'a, yani devlete kayıtsız, şartsız teslim olmalılar.
Mihrab kadar kutsaldır çünkü bu devlet Anarşinin hiçbir mazereti olamaz böyle bir devlette ocağı sönmüştür fitnenin bütünüyle.. "Nace", dişi koyun demagojisi iflas eder "Fasl-ı hitab" önünde.. (Bak. Sâd, 23). Esasen anarşinin kendisidir "nace" dişi... Her anarşi, bir başka anarşi doğurur çünki.
Uydurmadır "nace" mazereti. Aslı yoktur böyle bir zulmün Davud otağında. Ama bir uyarı, bir ikazdır bu kaderden Davud'a. Yani, O'nun şahsında bütün devlet kuracaklara.. Secdeye kapansınlar için zor anlarında. Ve içlerini şerhetsinler Rabb'in dergahında.. Zira ki, sebepler O'nun elinde ve çareler O'nun yanında.. Ve Allah Rasulü "Her derdin mutlaka bir dermanı vardır" buyurmakta. Anarşi derdinin de bir dermanı, bir çaresi vardır mutlaka.. Zaten o çareyi bekliyor bütün dünya.. Gözü yaşlı dünya.. Evlatlarından çok çekmiş dertli ana.. Ama ümidini yitirmemiş asla..
Önsezileri kuvvetlidir onun. Hissediyor kitabın orta faslında, son söze, hüküm yetkisine sahip olma manasına "Fasl-ı hitap"la hilafe neşidesi okunacağını bir gün..
Bağrında büyüttüğü şahin soylu öz evladı yapacak bu işi.. Hikmetle, ışıkla, nurla, aydınlıkla fethedecek ülkeleri, güldürecek yüzleri..
Bir tutkudur, bir aşktır onda istirdat edip geri almak kaybediler bütün değerleri..
"Uçup gittiğin günden beri hiç göz yummadan,
Hayalinle oynaşıyorum gurupta hâlâ"
diyen gibi...
Sabrı tutsak etmektir beklemek. Gözü ufkun gözbebeğine perçinlemek ve ümit burcuna demir atmış aksiyonu bu ufka yönlendirmek.. Çileli bekleyiş ister bu iş. İdeallerin rüyalaşmasını ve rüyaların idealleşmesini gerektirir.
"Dönüp geleceksin diye hep bekleyip durdum,
Uçup gittiğin yolda herkese seni sordum,
Bilsen ruhumda seninçün neler neler kurdum..!
Hayalinle oynaşıyorum ey gül-i rânâ.."
mısralarında bu rüya idealleşmiştir. Bütün hayata sinmiştir bu rüya. Hayat rüyalaşmış ve rüyalar hayat haline gelmiştir. Yusuf'un rüyasında gizlenen cemiyet ve devlet rüyaları gerçekleştiği gibi bu rüya da gerçekleşecektir. Davud'un rüyası sabah aydınlığı kadar durudur. Zira O'nun dünyasında rüyalar "Altın Saçlı Bahar"da görülür. Devlet rüyası vicdan-ı umumi ile yapılan dua gibidir. Onlar asla "Edğasu ahlâm" karmaşık rüyalar değildir.
İkbâl dolu istikbâl bunu isbat edecektir!.