Haziran 1992 · s. 16 · 3 dakikalık okuma
İhsan
Sızıntı · KALBİN ZÜMRÜT TEPELERİNDE

İHSAN
İhsan, lügat itibarı ile iki şekilde kullanılır: Biri "Ahsenehû" dur ki, birşeyi güzel ve mükemmel yaptı, ihsan şuuru ile davrandı ma'nâlarına gelir; diğeri ise "Ahsene ileyhi" dir ki, iyilik etti, ihsan ve cemilede bulundu ma'nâlarına gelir.
Her iki ma'nâ da, Kur'ân'da ve sünnette nazar-ı itibara alınmış, yer yer bunlardan birisine, zaman zaman da her ikisine birden tevcih yapılarak telvine gidilmiştir ki, Hazret-i Yusuf 'Ala nebiyyinâ ve aleyhisselâmın ihsan şuurunu tescil bölümünde buna işaret edilmişti.
Hakikat ehlince ihsan, hak ölçülerine göre iyi düşünme, iyi şeyler plânlama, iyi işlere mukayyed olma ve kullukla alâkalı davranışların, Allah'ın nazarına arzedilmesi şuuruyla fevkalâde bir titizlik içinde temsil edilmesinden ibaret kalbî bir ameldir.
İhsana ulaşabilmek için duygu, düşünce ve tasavvurların sağlam bir îmana bina edilmesi, îman gerçeğinin İslamî esaslarla derinleştirilmesi ve kalbin kadirşinas ölçüleri ile İlâhîleştirilmesi şarttır. Başkalarına ve başka şeylere ihsan duygusu ise, hak murakabesi ile bütünleşmiş böyle bir kalbin tabiî tavrıdır.
Evet, "
- İhsan, görüyormuşcasına senin, Allah'a ibadet etmendir; sen O'nu görmesen de, O seni görüyordur." hakikatınca, yapılan her şeyi arızasız ve Cenab-ı Şâhid-i Ezelî'nin nazarına arz edilebilecek şekilde inanarak, duyarak, irade, his, şuur ve lâtife-i rabbâniye buudları ile yerine getirmek bir esas, bir temel prensip ve hakikat erlerince ulaşılması gerekli olan bir ufuk; başkalarına karşı iyilik duygusu, iyilik düşüncesi ve iyi davranmak ise, insan ruhu ile bütünleşmiş böyle bir ihsan şuurunun zuhûru, taşması ve intişarıdır ki, birinci şıkkın tabiî neticesi ve ihsana programlanmış bir vicdanın programlandığı şeyi ifade etmesinden ibarettir.
Bu ma'nâdaki ihsanın insanlara bakan yanını: "
- Kendin için sevdiğini kardeşin için de sevmen" beyân-ı nebevisi; bütün yaratıkları içine alan evrensel buudunu da;
"
- Allah, herşeye karşı ihsanı kabul etmiştir: öyle ise öldürürken (ölümü hak etmiş kimseleri) ihsan tutkusu ile öldürün! (Bir hayvanı) boğazlarken ihsan hissi ile boğazlayın, (yani) bıçak iyi bilensin ve kesilecek hayvan rahat ettirilsin!" hadisi şerifleri ifade etmektedir.
İhsan şuuru, salih bir dairenin (kısır döngü karşılığı olarak kullanıyorum) kapısını açan sırlı bir anahtar gibidir. O kapıyı açan ve o aydınlık koridora adımını atan insan, yürüyen merdivenlere binmiş gibi, kendini sihirli bir yükselişin helezonunda bulur. Bir de, bu mazhariyetiyle beraber, iradesinin hakkını verip kendi de yürüyüşünü devam ettirirse, her adımda iki basamak birden yükselir ki; zannediyorum,
"
- İhsanın mükâfatı da başka değil, yine ihsandır." İlâhî beyanı da bize bunu hatırlatmakta.. Nitekim birgün, Hazreti Sadık u Masduk bu âyeti okumuş ve ashabına sormuştu: "Biliyormusunuz, Rabbiniz bununla ne anlatmak istiyor?" Ashab, "Allah ve Rasûlü bilir" cevabını verince O, sözlerine şöyle devam etmiş ve Cenabı Hakk'ın "
•Benim kendisine îman ve tevhidi ihsan eylediğim kimsenin mükâfatı başka değil, cennettir..!" dediğini hikâye buyurmuşlardı.
İhsan şuuru, yağmur yüklü bulutlar gibi bir baştan bir başa bütün kalb tepelerini sarınca, İlâhi eltaf sağnak sağnak boşalmaya başlar.. ve insan kendini "
- İhsan ruhu ile yatıp - kalkanlara, ihsan üstü ihsan ve bir de ziyade vardır" kuşağında bulur.. bulur ve insan olma mazhariyetini en engin hazlarıyla duyar ve yaşar.
Bu mevzûda bir de, amel ve davranışların ötesinde, kalblerin kurup durduğu hâlis niyetlere terettüp eden fazl ve lütûf kaynaklı İlâhî varidât vardır ki, onun tasavvuru bizi de, bizim düşüncelerimizi de aşar..!
İnsanı hakka ulaştırmada en aldanmaz vesilelerden biri kalbdir ve kalbin en büyük ameli de ihsandır. İhsan, ihlâs yamaçlarına açılmanın en emin yolu, rıdvan tepelerine ulaşmanın en sıhhatli vasıtası ve Şâhid-i Ezelîye karşı da bir temkin şuurudur. O'na doğru hergün, îmanla donanmış, amelle kanatlanmış ve takvâ ile derinleşmiş yüzler-binler "şedd-i rihal" eder, yolculuğa koyulurlar ama, o zirveye ya bir kaç insan ulaşır, ya da ulaşamaz. Ulaşamayanlar, ulaşma adına didinmelerini sürdüredursunlar; ulaşanlar orada Allah'ın sevmediği şeyleri bütün çirkinlikleriyle duyar, hisseder ve onlara karşı kapanır; Allah'ın güzel gördüğü şeylerle de fıtratının gereğiymişcesine birleşir, bütünleşir ve sürekli "ma'rûf" soluklarlar.