Mayıs 1996 · s. 169 · 3 dakikalık okuma
İğtirap 2
Sızıntı · KALBİN ZÜMRÜT TEPELERİNDE

İĞTİRAB -2
Katmerli gurbet
de diyebileceğimiz iğtirap; sürekli düzelmeleri bozulmaların takip etmesi ve
salahları fesatların kovalaması; gece-gündüz devr-i daimi gibi, zamanın biraz
aydınlanmasını müteakip hemen yeniden karanlığın bastırması duygusudur ki,
hemen her zaman
muştusuyla serfiraz hizmet erlerinin korkulu rüyaları olagelmiştir.. ve
onu, düşündükçe ürpermişlerdir.
Gurbet için de aynı mülahazalar söz konusu olabilir; iğtirab, ya sırf cismani, ya hali ve kalbi, ya da her ikisinin birden duyulup hissedildiği muzaaf bir yalnızlıkdır.
Cismani iğtirab, gurbette olduğu gibi, yurttan-yuvadan, dosttan-ahbabtan uzak kalmaya denir ki, bilhassa, ulaşma yollan bütünüyle bozulup, köprüler de harap olunca, çaresizlikten dolayı ruhları tam bir iğtirab istila eder. Beden insanları için çok defa ölümle neticelenen iğtirab, Allah ve ahirete imanla ta’dil edilmezse, her zaman tahammülfersa sayılabilir; imanla, bu müterakim gurbetleri göğüsleyip, sonra da şöyle veya böyle vefat
edenlere
“
Bu kabil yalnızların vefatı
şehadettir” fehvasınca, o bir nimettir. Evet o, küfür, ilhad ve dalaletten
kaynaklanmıyorsa, “Her ızdırabın bir mükafatı vardır”, esasına binaen insanı
Cenab-ı Hakk’a yönlendirdiği ölçüde çok yararlı bir ihsan-ı ilahidir. Hatta
bazılarınca, imanla yumuşatılmış böyle bir gurbet, ızdırabı çok, mükafatı sabır
ve tahammülünkine denk iç içe öyle tatlı bir beladır ki, neticesi açısından
hasret ve hicran hissi onu bulanık bir ah u efganla karşılamasına mukabil,
vicdan ona hep: “Gel, gel” der. Hafız’ın:

Benim bu halimi gören garipler, bir gün (gelip) benim mezar toprağıma otursunlar; (otursunlar) zira garipleri ancak garipler anlar. (Evet) garip ler birbirlerine yadigar (ve emanet)tirler. Ey Rabbim Sen çaresizlerin çaresisin; benim de, başkasının da çaresini (ancak) Sen bilirsin. Geceden apaydın gündüzü çıkardığın gibi, bu kederden de benim neşe ve sürurumu çıkarabilirsin...” sözleri bu duyguyu ifade etmesi bakımından gayet nefistir.
İğtirabın hal
televvünlüsü
beyan-ı Nebevisiyle tebcil
edilmiştir. Fesat istilasına uğramış bir zaman diliminde, çağın getirdikleriyle
boğuşan çaresiz bir salih insan; cehalet girdabına kapılmış bir toplum içinde
hakikataşina bir alim; nifakın kol gezdiği bir dünyada sadakate kilitlenmiş bir
vefa insanı iç içe böyle bir gurbet içindedir., ve fesadın azgın köpürüşlerini,
cahil yığınların zebil olup gidişlerini, nifak ve nifakçıların her zaman pirim
alışlarını gördükçe iliklerine kadar kendini yalnızlık içinde hisseder ve
çaresizlikle “Keşke bu insanlara birşeyler anlatabilseydik” derinler.
Kalp buudlu
iğtiraba gelince; o, arifin, Hakk katındakileri duyuş, seziş ve bekleyişleri
açısından gurbetidir ki; duyar, hisseder; duyup hissettikleriyle ruhani
zevklere açılır; açılır ama, vuslat-ı hakikiye kadar çevresinde Hakk’a kapalı
insanların gurbetlerini ruhunda duyduğu gibi seyr-i ruhaninin getirdiği
gurbetlerden de bir türlü kurtulamaz. Sürekli kalbinde, “kurbet”, “üns billah”
ve “lika” şevk u iştiyakını duyar; duyar ama, hakiki olmasa bile, ya endişe,
korku ve hassasiyetinin örgüleyip yürüdüğü yollarda karşısına çıkardığı
berzahların tesirinde kaldığından, ya da bir kısım şuuraltı mülahazaların
resmettiği şekil ve suretler, kalp gözü hadekasını birer perde gibi
sardıklarından, derecesine göre muğteribin yakini, zannı, tahmini veya vehmi
bir gurbeti söz konusudur ki, değişik dalga boyundaki bu şerareler, vefa,
sadakat ve kurb hususiyetlerine çarparak onların ruhi şekillerine dokunur.. ve
şekil değişmelerinden meydana gelen boşluklarda gurbet esintileri duyulmaya
başlar ki, işte bu mütemadi bir iğtirabtır. Zira salik, yukarıdaki
mülahazalarla arzetmeye çalıştığımız hususları, kazanma kuşağında kaybetme
gördüğünden kendini çaresizlik içinde hisseder.. ve bu yalnızlık endişesi,
yalnızlık vehmi ve yalnızlık düşüncesiyle “
Keşke anam beni doğurmasaydı!” der ki bu bildiğimiz gurbetlerin en
ağırı, en idrak edilmezi ve en değerlisidir.
Dünyevi gariplerin, uhrevilikle teselli olmalarına; hal gurebasının, marifet ve muhabbet soluklayarak nefes almalarına karşılık, bütün ölçüleri alt üst eden ariflerin gurbeti, Kafdağı’ndan daha ağır olsa gerek; zira, onlar, dünyanın da garibi, ahiretin de garibidirler. Ehl-i dünya onları anlamaz; çünkü onların ufku dünyadır ve onun ötesinde bir şey görüp bilmeleri de mümkün değildir. Abid ve zahidler diyeceğimiz ahiret ehli de onları anlamaz; zira onların himmetleri de ibadet ve zühdleri ölçüsündedir.. ariflerin himmeti ise, Ma’budlarıyla irtibatları nisbetindedir.
